14.2 C
İstanbul
23 Şubat 24, Cuma
spot_img

Ölene kadar kaç kitap okursunuz?

Dr. Nevin Sütlaş

Eşim iyi bir kitap okuruydu. (O hâlâ öyledir de artık eşim değil. Türkçenin esnekliğinden bu açıklamam) Bence, ben ondan daha iyi bir okurum. Bir gün hangimiz daha fazla kitap okumuşuzdur diye iddialaştık. Ben dedim ki, tek bir kitap senin elinde günlerce bazen haftalarca sürünüyor, oysa ben aynı anda beş kitap birden okuyorum. Tuvalette ayrı vapurda ayrı, aksam ayrı, gündüz ayrı kitaplar okuyorum. Üstelik bir saatte 50 sayfa gibi bir hızım var. İlkokuldan beri de gün sektirmeden okuyorum. O nedenle sen benimle aşık atamazsın. “Ennn çok okuyan bennn” havasında daha bir sürü şey söyledim. Ben böyle sayıp dökerken o tek bir laf etmeden suratıma baktı baktı, sonra da odadan çıktı gitti.

Biraz sonra elinde bir kara kaplıyla döndü. Uzattığı defteri alıp baktım. El yazısı ile doldurduğu her sayfa bir kitaba ayrılmış. Kitabın adı, yazarı, yayınevi vb. bütün kimlik bilgileri kaydedilmiş. Bir paragraf kadar özeti yazılmış. Kitaba hangi tarihte başlamış, hangi tarihte okumayı bitirmiş, hakkında ne düşünmüş, onu da kaydetmiş. Her sene okuduğu bütün kitapları böyle kayda geçmiş adam, iyi mi? Sadece o seneye ait kara kaplıyı görünce, en son hangi kitabı okudun dese bilmeyen benim o hiç susmayan dilim kilitlendi kaldı.

Kanıt konuşunca, sanığa susmak düşer.

İki okur olarak eşimle tartıştığımız diğer konu da başlanan kitabın bitirilmesi konusunda olurdu. O okuyacağı kitabı uzun uzadıya düşünerek seçer, başladı mı da bitirmeden ikinciye geçmezdi. Bense elime ne gelir aklıma ne eserse okur, birinden öbürüne atlar, ileri geri sıçramalarla birçok kitabı birden okur ama okuduğumu beğenmezsem de bitirmez bir kenara bırakıveririm. “Öyle maymun iştahlılık olmaz, başladın mı bitirmelisin” ile “okuyacak onca kitap varken niye istemediğimi bitirecekmişim ki”  şeklindeki karşı tezler ile çatışıp durduk senelerce. Bugünse tam da bu konuyu işleyen bir yazıya denk geldim.

2010 yılında Google bir hesap yapmış; dünyada kayda girmiş 129.864.880 kitap varmış. Kayda girenler girmeyenler, o zamandan bu zamana geçen zaman falan filan diye düşünüp kabaca söylersek, yüz elli milyon basılı kitap var demek ki. Bunca kitabın okusan okusan kaçını okuyabilirsin ki?

Bu sorunun cevabını merak etmiş elin Amerikalısı. Önce bir kişi bir senede kaç kitap okuyor diye bakmışlar. “Pew Research Center”a göre, ortalama bir Amerikalı yılda 12 kitap okuyormuş yani her ay bir kitap. Sizi bilmem ama bu sayı benim bir ön yargımı alt üst etti. Çünkü “ortalama bir Amerikalı” deyince benim kafamda “ülkesinin iki tarafını kaplayan Atlas ve Pasifik okyanusunu bile bilmeyen bir cahil” şablonu olduğu için, bu rakama inanamadım. Entelektüel bir insan için çok düşük olan bu sayı benim gözüme çok yüksek göründü. Bu şaşkınlığım “ortalama bir Türk, bir yılda hiç kitap okur” bilgisine sahip olduğum için elbette…

Elbette herkes sıradan biri değil. ABD’de iyi okurlar yılda ortalama 50 kitap okurmuş. Yani haftada bir kitap. Bir de çoook okuyanlar varmış ki onlar yılda 80 kitap okurmuş. Vatandaşlarının yılda kaç kitap okuduğunu bilen bu cahil (!) Amerikalılar, bir insanın ölene kadar kaç kitap okuyabileceğini de hesaplamışlar. Tabii önce kaç yıl yaşayabileceğini hesaplamışlar. Bunun için de sigorta şirketlerinin yaşam beklentisi sayacını kullanmışlar (Social Security Life Expectancy Calculator). Kadın erkek olmanıza ve yaşınıza göre değişen bu hesaplardan birkaç örneği aktarayım:

Bugün 25 yaşında olan bir kadının 86 yaşına kadar yaşayacağı varsayılıyormuş. Ölümüne kadar kalan 61 senede, ortalama biriyse 732, iyi okuyan biriyse 3050, çok iyi bir okursa 4880 kitap okuyabileceği hesaplanmış.

Bugün 25 yaşında olan bir erkeğin 82 yaşına kadar yaşayacağı varsayılıyormuş. Ölümüne kadar kalan 57 senede ortalama biriyse 684, iyi okuyan biriyse 2850, çok iyi bir okursa 4560 kitap okuyabileceği hesaplanmış.

Bugün 50 yaşında olan bir kadının 85.5 yaşına kadar yaşayacağı varsayılıyormuş. Ölümüne kadar kalan 35.5 senede ortalama biriyse 426, iyi okuyan biriyse 1775, çok iyi bir okursa 2840 kitap okuyabileceği hesaplanmış.

Bugün 50 yaşında olan bir erkeğin 82 yaşına kadar yaşayacağı varsayılıyor. Ölümüne kadar kalan 32 senede ortalama biriyse 384, iyi okuyan biriyse 1600, çok iyi bir okursa 2560 kitap okuyabileceği hesaplanmış.

Bu hesabın her yaş için olanını buraya yazmak zor olacağı için kendime torpil geçtim: Bugün 65. yaşında olan bir kadının 87 yaşında öleceği varsayıldığında kalan 22 senesinde vasat bir okursa 264, iyi bir okursa 1.100, süper bir okursa 1760 kitap okuması söz konusuymuş. Sanki ben de bir Amerikalıymışım gibi ömür beklentisini de okuma beklentisini de üstüme alındım.

Bu veriler Literary Hub’ın editörü de olan taze yazar Emily Temple’dan alıntı. O diyor ki, eğer okuma kapasitenizi bilirseniz okuma konusu epeyce eğlenceli hale gelir. Yaşam süreniz kısıtlı olduğundan, isteseniz de bütün kitapları okumanız mümkün olmayacağına göre, niye beğenmediğiniz bir kitabı okumayı sürdüresiniz ki?… Okuduğum yazı bu içerikte bir şey işte…

Psikiyatrist arkadaşım Ayşegül’ün 50. yas gününü bir meyhanede kutluyorduk. Yüksek tondan Çingen müziğinin ve de alkolün tesiri ile iyice coşmuş, sıkışık masalarının arasında göbek atmaktaydık. Çok iyi eğlendiğimiz kanısında hemfikirdik. O gürültüde arkadaşımın kulağına yapışıp, “ikinci ellinci yılını da böyle kutlayalım” dedim. Ayşegül de benim kulağına “boş ver elliyi, ben yirmiye razıyım” deyiverdi. O anda alkol filan kalmadı, dondum kaldım. Aynı yaştaydık. Demek 20 sene daha yaşasak şanslı sayılırdık. Ülkemin ortalama yaşam beklentisi yetmişli yıllara sınırlıydı.

Demek daha yeni başlıyoruz derken biz de gitme kuyruğuna girmiştik ha? Yaşlanma gerçeği ile ilk karşılaşmamdı sanırım. Şimdi Doktor Ayşegül’ün varsaydığı yirmi senenin yarısından çoğunu harcamış durumdayım. Dolayısıyla bu hesaba fena halde gıcığım.

Yaşam beklentisi de kitap okuma beklentisi de Türkiye ve Amerika için ne yazık ki çok farklı. Ancak otuzlu yaşlarına daha yeni başlamış olan bu Amerikalı Emily, tam da benim düşündüğüm gibi düşünüyor. İyi yazılmamış bir kitabı bitirmek zorunda değiliz. İyi olmadığını düşündüğümüz hiçbir şeyi sineye çekmek zorunda değiliz şu kısacık hayatta.

Elbette ortalama yaşam beklentisi demek herkes o kadar yaşayacak demek değildir. Ömrünü bile isteye kısaltmak da var, bile isteye uzatmak da var, istem dışı kazalara kurban gitmek de var.

Ancak gene de bir ortalama var. Üstelik ömür süresinden daha da önemli bir şey var; iyi bir yaşam sürmek. Kitapla tıka basa dolu olmayan bir yaşama da iyi yaşam dememek lazım. Bence yani.

O kadar ya da bu kadar, öyle ya da böyle, iyi bir yaşamı hepimiz hak ediyoruz. Gençken zamanın değerini bilmemekten ömrümüzü çarçur edebiliyoruz ama sayılı günlerimiz kaldığını fark ettikçe durum değişiyor, iyinin peşine düşüyoruz. Yaşlandıkça hayatın değerini bildiğimiz gibi, iyinin ve güzelin de değerini biliyoruz.

İyiye ve güzele verilen selamın bu kadar yoğunlaşması hep o kahrolası nüfus kağıdı yüzünden…

Ancak Emily’nin dediğinin tersine, bugünden sayarsak ölene kadar bin kitap, taş atlasa iki bin kitap okuyabilecek olduğumu öğrenmek, benim için hiç de eğlenceli değil. Harcaya tükete gelirken, geriye sadece sayılı senelerimin kaldığını bilmek de öyle. Yok yok, hiç de eğlenceli değil bu rakamlar canım Emiliciğim, lütfen bana cahilliğimi geri verir misin?

Medya Günlüğü

Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, dilediği konuda özgürce yazmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Önceki İçerikÖzdeki gülümseme
Sonraki İçerikTanrı sözü üzerine
Medya Günlüğü
Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, dilediği konuda özgürce yazmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

İlginizi Çekebilir

4,757BeğenenlerBeğen
666TakipçilerTakip Et
11,281TakipçilerTakip Et

Popüler İçerikler