İtalya’nın kuzeyinde, Emilia-Romagna bölgesinin kalbinde nüfusu 200 bini bile bulmayan küçük ve sakin bir şehir var.
Ama bu sakinliğin altında İtalya’nın en ilginç hikâyelerinden bazıları saklı. Mesela, Ferrari’nin doğduğu topraklar burası. Dünyanın en ünlü otomobillerinden bazıları bu şehrin çevresindeki atölyelerde hayal edildi, tasarlandı ve üretildi.
Markayı yaratan Enzo Ferrari’yi otomobil ve F-1 yarışları tutkunları dışında bilmeyenler olabilir tabii ama Modena aynı zamanda ünlü opera sanatçısı Luciano Pavarotti’nin de doğum yeri.
Ama Modena’da Pavarotti ve Ferrari’den daha fazlası var.
Şehrin tarihi merkezine girdiğinizde karşınıza taş döşeli dar sokaklar, kemerli geçitler, eski binalar ve meydanlar çıkıyor. İşte yazının başlığındaki “Modena’nın yolları taştan” biraz da bu sokaklara gönderme.

Şehrin kalbinde Modena Katedrali yükseliyor. 12. yüzyılda yapımına başlanan katedral, Romanesk mimarinin en önemli örneklerinden biri kabul ediliyor. Yanındaki Ghirlandina Kulesi ise Modena’nın simgesi.
Piazza Grande’deki Ghirlandina Kulesi’nde, Modena Dünya Mirası Festivali kapsamında yılda sadece sekiz kez etkileyici bir ışık gösterisi düzenleniyor. “Ghirlandina. Işık ve Hafıza” adını taşıyan bu özel görsel şov, kuleyi devasa bir ses ve ışık tuvaline dönüştürüyor. Çok şanslıydık ki ziyaretimiz sırasında bu müthiş gösteriye tanık olabildik. Evet, sadece İtalyanca ama şovun tadını çıkarmak için İtalyanca bilmeye gerek yok.
Kule, katedral ve Piazza Grande birlikte UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alıyor.
Biraz ilerlediğinizde Modena’nın başka bir yüzüyle karşılaşıyorsunuz. Burası sadece Pavarotti’nin ya da Ferrari’nin değil, balzamik sirkenin de memleketi. Geleneksel Modena balzamik sirkesi, pişirilmiş üzüm şırasının farklı ahşap fıçılarda yıllarca olgunlaştırılmasıyla hazırlanıyor. En az 12 yıl olgunlaştırılan bu özel ürünün 25 yıl ve üzerinde bekletilen türleri de var.
Modena mutfağının bir başka yıldızı ise Parmigiano Reggiano.
Modena’nın da içinde bulunduğu Emilia-Romagna bölgesi, Parmigiano Reggiano peynirinin geleneksel üretim alanının önemli bir bölümünü oluşturuyor. Tortellini, tagliatelle, gnocco fritto ve çeşitli et yemekleri de bölgenin mutfak kültürünün önemli parçaları.
Sonra otomobiller geliyor; Ferrari’nin yanı sıra Maserati, Lamborghini, Pagani ve Ducati gibi markaların hikâyeleri de bu bölgeyle bağlantılı ama geçen hafta bu konuyu ayrıntılı yazdığımız için şimdi sadece hatırlatmakla yetinelim.
Modena’da toplu taşıma var tabii ama malum, bir şehri keşfetmek için en iyi yol yürümek; zaten çoğu yer adımlama mesafesinde. Güzel havanın da tadını çıkararak taş sokaklarında dolaşıyoruz. Meydanlarda insanlar oturuyor, kafeler doluyor, bisikletliler eski binaların arasından geçiyor. Büyük şehirlerin, hele hele İstanbul’un kaosuna alışık olanlar için Modena’yı sadece “huzur” kelimesiyle anlatmak mümkün. Ne telaşla koşturan insanlar var ne bağırıp çağıranlar. Klakson sesleri de yok, havada bizim çok alıştığımız gerginlik duygusu da. Burada yaşayan insanların sorunları yok mu? Mutlaka vardır ama bir sonraki gün neyle karşılaşacağını bilmemenin getirdiği tedirginliğini en azından neşeli yüzlerinde görmek mümkün değil. Aynı görüntülerle birkaç saatliğine gezdiğimiz yakınlardaki Monza kasabasında da karşılaşıyoruz.
Size acele etmeden yaşamayı öğreten bir şehir Modena. Eski taş sokaklarında yürürken yalnızca geçmişin izlerine rastlamıyorsunuz; İtalya’nın tarihini, mutfağını ve otomobil tutkusunu da aynı şehirde buluyorsunuz. Belli ki Modena’yı özel kılan, bütün bu hikâyeleri büyük bir telaşa kapılmadan, kendi ritmi içinde yaşatması.
Modena’dan fotoğraflar











Monza’dan fotoğraflar








Not: Fotoğraflar yazara aittir.
İlgili yazı:
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
