İtalya’ya gittiyseniz, sokakta yürürken karşıdan gelen insanları görünce “bu kişi de Türk’e benziyor” diye düşünmüş olabilirsiniz.
İtalya’ya gelen pek çok Türk benzer bir gözlemde bulunuyor. Özellikle Orta ve Güney İtalya’da bu benzerlik daha da şaşırtıcı olabilir. Bir arkadaşım, İspanya’da kendisini İspanyol, Portekiz’de Portekizli, Yunanistan’da ise Yunan sandıklarını anlatmıştı. Üstelik bu ülkelerden Türkiye’ye gelenler de aynı yakınlığı fark edebiliyor.
Şunu peşinen belirteyim: Ben Anadolu-Türk köklerine bağlı biriyim. Doğduğum toprakların tarihine ve kültürüne duyduğum ilgi, mesleki yaşamımın da önemli bir parçası oldu. Yıllarca yabancılara kendi dillerinde Türkiye’nin tarihini anlattım. Turist rehberliği yaptım, bakanlığın turist rehberi yetiştirme çalışmalarında eğitimci olarak görev aldım.
Bununla birlikte, köklerimin Altaylar’a uzandığına inanan biri olarak aynaya baktığımda Orta Asyalı soydaşlarımdan çok Güney Avrupalılara benzediğimi de görüyorum. Peki, atalarım Orta Asya’dan geldiyse ben neden dili, tarihi ve kültürü bizden böylesine farklı olan İtalyanlarla benziyorum?
Üstelik elimde ilginç bir görsel karşılaştırma da var. İtalya’da yaşadığım Bergamo kentinden şair Pietro Ruggeri ile yüz özelliklerimiz üzerinden yapılan bir değerlendirmede, baba hattından yüzde 75 ila yüzde 80 oranında genetik yakınlık olasılığı öne sürülüyor. Bu nasıl ve neden olabilir?

Geçmişin derin izleri
Bu soruya yanıt aramak için Osmanlı, Bizans, Roma, hatta Hititlerden çok daha geriye, Anadolu’da tarıma geçişin ilk evrelerinin yaşandığı yaklaşık 11 bin yıl öncesine gitmemiz gerekiyor.
O zamanlar Türk, Yunan ya da İtalyan kimlikleri bir yana, Sümer, Akad, Mısır ve İndus uygarlıkları bile henüz ortaya çıkmamıştı.
Milattan önce (M. Ö.) 9400’lerde Yukarı Dicle ve Fırat havzalarındaki topluluklar yabani tahılları topluyor, tarıma yönelik ilk adımları atıyordu. Diyarbakır’da Çayönü, Şanlıurfa’da Nevalı Çori ve Malatya’da Cafer Höyük, bu uzun dönüşümün farklı evrelerine tanıklık eden yerleşimlerdir.
Konya’da Pınarbaşı Kaya Sığınağı ile Çatalhöyük’ün öncüsü sayılabilecek Boncuklu Höyük de bölgenin toplayıcı-avcı yaşamdan tarıma geçiş sürecine ışık tutuyor. Kazılar, Pınarbaşı’nda M. Ö. 14.000-11.000 yılları arasında tarım öncesi bir yaşamın sürdüğünü, Boncuklu Höyük’te ise M. Ö. 9500 dolaylarında erken tarımla ilişkili izler bulunduğunu gösteriyor.
Bu bulgular, Anadolu’da tarımın yerli toplulukların öncülüğünde geliştiğine ve bu dönüşümün bölgelere göre farklı dönemlerde başladığına işaret ediyor. Dolayısıyla tarihöncesi toplulukları tek bir kökene bağlamaya çalışmak, onları bugünkü etnik kimliklerle etiketlemek, geçmişe bugünün gözlüğüyle bakmak olur.
İyi de bütün bunların bugün gözlemlediğimiz fiziksel benzerlikle ne ilgisi var?
İlk çiftçiler Anadoluluydu
Anadolu’da tarıma geçişle başlayan değişimler, zaman içinde Avrupa’ya uzanan büyük nüfus hareketlerinin önünü açtı. İnsanlar yeni topraklara yerleşirken tarım bilgilerini ve genetik geçmişlerini de beraberlerinde götürdüler.
MÖ 7. binyılın ortalarına doğru Anadolulu çiftçi toplulukları Ege’ye, ardından da Trakya’ya ulaşmaya başladı. Göçlerin bir kolu Ege ve Akdeniz kıyılarını izleyerek İtalya, Fransa ve İspanya’ya, diğeri Balkanlar ve Tuna üzerinden Orta Avrupa’ya ilerledi.
Bu iki göç yolunun İspanya’daki izleri, 2015’te yayımlanan bir araştırmada incelendi. İspanya’nın yaklaşık 7.400 yıl önce yaşamış çiftçilerinden elde edilen DNA örnekleri, Orta Avrupa’daki erken çiftçilerin DNA’sıyla karşılaştırıldı.
Araştırmacılar, Akdeniz kıyılarını izleyenlerle Tuna rotasını izleyenlerin ortak bir eski nüfusla ilişkili olduğunu belirledi. Böylece İspanya’dan Orta Avrupa’ya, kökleri Anadolu’nun erken çiftçi topluluklarına dayanan genetik bağlar ortaya çıktı. (2)
Avrupa’ya farklı dönemlerde ulaşan bu topluluklar, zamanla bölgedeki yerli toplayıcı-avcılarla karıştı. Derinlerdeki bu genetik izler sonraki binyıllarda da Akdeniz çevresindeki nüfusların oluşumunda etkisini sürdürdü.
2015 yılında Nature dergisinde yayımlanan kapsamlı bir antik DNA araştırması, tarihöncesi Anadolu topluluklarının genetik geçmişine ilişkin önemli veriler sundu. Bu araştırma ve aynı dönemde yürütülen başka arkeogenetik çalışmalar, Batı Anadolulu erken çiftçilerle Avrupa’nın Neolitik toplulukları arasındaki genetik bağların anlaşılmasına katkıda bulundu. (3)
Girit’teki Minosluların ve Güney Yunanistan’daki Mikenlerin genetik geçmişinde de Batı Anadolu topluluklarıyla güçlü bağlar bulunuyor. Aslında daha güçlü izlere İtalya’da da rastlıyoruz. Özellikle Güney İtalya’nın genetik geçmişinde bu eski nüfus katmanının önemli bir yeri olduğu görülüyor.
Örneğin Toskanalı Etrüskler de Anadolu genetiği ile ilişkilendirilen topluluklar arasında yer alıyor. Antik tarihçi Herodot, Etrüsklerin Anadolu’dan (Lidya’dan) göç ettiğini savunur. Bazı spesifik mitokondriyal DNA (anne soyu) araştırmalarında açık Anadolu izlerine rastlanmıştır. (4)
İtalya-Avusturya sınırında Alpler’de donmuş halde bulunan Bakır Çağı insanı Ötzi’nin DNA’sı ise daha çarpıcı bir örnek sunuyor. 2023 yılında yayımlanan araştırmaya göre Ötzi’nin genetik kökeninin yaklaşık %90’ı Anadolu’nun ilk çiftçileriyle ilişkiliydi. (5)
Avrupa’nın tarih öncesi nüfus hareketlerine ilişkin bu görüşler bana ait değil. Çok sayıda arkeogenetik bulgu birlikte değerlendirildiğinde, tarımın Anadolu üzerinden batıya yayılmasında insan göçlerinin etkili olduğu anlaşılıyor. (6)
Üstelik göçler Neolitik Çağ ile sınırlı kalmadı. Kafkasya, İran çevresi ve bozkırlardan gelen topluluklar, Anadolu ve diğer Avrasya yollarını izleyerek batıya ilerledi. Ters yönde de insan hareketleri yaşandı. Yunan kolonileriyle Roma ve Bizans dönemlerindeki yerleşimler, askerlerin, tüccarların ve farklı toplulukların yolculukları bu ilişkileri sürdürdü. Özellikle İtalyan ticaret kentlerinin deniz bağlantıları Akdeniz’in iki yakası arasındaki hareketlilikte etkili oldu.
Ortak atalardan yeni kimliklere
Bu noktada Anadolu Türklerinin Orta Asya bağlarına da değinmek gerekiyor.
Anadolu Türkçesi, dilsel bir kimlik olarak tarihsel kökleri İç Asya’ya uzanan Altay dil ailesinin Türk/Oğuz kolunda yer alır. Ancak bir dilin kökeni, bugün bu dili konuşan insanların genetik geçmişini tek başına açıklayamaz. Genetik özellikler kalıtımla, dil ise kültür yoluyla aktarılır. Buna göre, aynı dili konuşan insanların aynı soydan gelmemeleri doğaldır
Anadolu Türklerinin genetik geçmişini anlamak istiyorsak Türklerin bölgeye gelişinden binlerce yıl önceki nüfus tarihine inmeliyiz. Toplayıcı-avcı topluluklar, Neolitik çiftçiler ve sonraki göçler, bölgenin genetik yapısını binlerce yıl içinde zenginleştirdi.
Anadolu ile Avrupa arasındaki bu eski genetik bağların somut örneklerinden biri Bursa’daki Barçın Höyük’tür. 2016 yılında yayımlanan bir araştırma, Kuzeybatı Anadolu ve Ege’nin ilk çiftçileriyle Avrupa’ya yayılan Neolitik tarımcı topluluklar arasında güçlü genetik bağlar bulunduğunu gösterdi. (7)
Barçınlı çiftçilerin temsil ettiği eski genetik kalıtın izleri, günümüz Avrupa halklarında değişen oranlarda yaşamayı sürdürüyor. Özellikle İtalya’nın Sardinya Adası’ndaki nüfus, Neolitik Anadolu çiftçileriyle çok açık bir genetik yakınlık sergiliyor.
Çanakkale’de, Truva Antik Kenti yakınındaki Kumtepe de bu bağlantının araştırıldığı yerleşimlerden biridir. Yaklaşık 6.700 yıl önce burada yaşamış bir bireyin genetik verileri, bu bireyin günümüz Sardinya halkıyla yüzde 75–82 oranında genetik yakınlık taşıdığını ortaya koyuyor (8)
Bu ortak geçmiş, bugünkü Bursalılar ya da Çanakkaleliler ile Sardinyalıların aynı genetik yapıya sahip olduğu anlamına gelmiyor. Ada olmanın getirdiği coğrafi izolasyon, Sardinya’da eski genetik özelliklerin korunmasını sağlarken Anadolu’da süregelen göçlerle yeni genetik karışımlar oluştu.
XI. yüzyıldan itibaren Anadolu’ya yerleşen Oğuzlar başta olmak üzere Türkçe konuşan topluluklar, bu uzun geçmişe yeni bir katman ekledi. Sonradan gelenlerle yerli halk arasındaki evlilikler ve kuşaklar boyunca süren ilişkiler, Selçuklu, beylikler ve Osmanlı dönemlerindeki nüfus hareketleriyle birlikte bugünkü Anadolu Türklerinin genetik yapısının oluşumunda rol oynadı.
Bununla birlikte, 2021 yılında yürütülen geniş kapsamlı bir araştırmada, Türkiye’den alınan örneklerde Orta Asya ile ilişkilendirilen genetik katkı ortalama yalnızca yüzde 9 ile yüzde 15 arasında hesaplandı. (9)
Yalnızca baba soylarına odaklanan Y kromozomu araştırmaları ise farklı bir kalıtım çizgisine ışık tutuyor. Bu araştırmalarda baba hatlarının yüzde 90’ından fazlası, Avrupa’da ve Yakın Doğu’nun batısında görülen haplogruplarla ilişkilendirilirken, Orta Asya kökenli olduğu düşünülen hatlar daha da düşük oranlarda görülüyor. (10)
Burada başlangıçtaki soruma geri dönmek istiyorum: Bir Anadolulunun bir Güney İtalyalıya benzemesi ne anlama geliyor?
Fiziksel görünüm, iki insanın ya da toplumun genetik yakınlığını belirlemek için güvenilir bir ölçü değildir. Benzer yüz özellikleri farklı genetik geçmişlere sahip insanlarda da görülebilir. Yine de Anadolu ile Güney Avrupa arasında binlerce yıldır süren gensel ilişkileri düşündüğümüzde, bu benzerliklere şaşırmamız için pek neden kalmıyor.
Anadolu’dan batıya Neolitik dönemde başlayan ve sonraki çağlarda süren göçlerle diller değişti, yeni kültürler ve kimlikler oluştu. Ancak genetik miras farklı oranlarda da olsa varlığını hep korudu.
Bu araştırmaları okudukça sorum değişti. Artık kimin hangi kökenden geldiğinden çok bugün farklı diller konuşan ve farklı kimlikler taşıyan toplumların ortak bir geçmişten nasıl doğup şekillendiğini merak ediyorum.
Kaynakça
1-Baird, D. ve ark. (2018). Agricultural origins on the Anatolian plateau. PNAS, 115 (14), E3077-E3086.
2-Olalde, I. ve ark. (2015). A Common Origin for Early Farmers of the Mediterranean Cardial and Central European LBK Cultures. Molecular Biology and Evolution, 32 (12), 3132–3142.
3-Mathieson, Iosif, ve ark. “Genome-Wide Patterns of Selection in 230 Ancient Eurasians.” Nature, vol. 528, no. 7583, 2015, pp. 499–503
4-Achilli, A. ve ark. (2007). Mitochondrial DNA variation of modern Tuscans supports the Near Eastern origin of Etruscans. The American Journal of Human Genetics, 80 (4), 759–768.
5-Wang, K. ve ark. (2023). “High-coverage genome of the Tyrolean Iceman reveals unusually high Anatolian farmer ancestry.” Cell Genomics, 3 (9), 100377.
5-Kılınç ve ark. (2016). The Demographic Development of the First Farmers in Anatolia. Current Biology, 26 (19), 2659-2666.
Pessina (ed.) (2019). La Neolitizzazione tra Oriente e Occidente. Istituto Italiano di Preistoria e Protostoria.
Somel ve ark. (2018). Anadolu ve Ege’de Neolitleşmenin İlk Adımları Üzerine Arkeogenomik Bulgular. Aktüel Arkeoloji.
7-Hofmanová, Z., Kreutzer, S., Hellenthal, G., et al. (2016). Early farmers from across Europe directly descended from Neolithic Aegeans. Proceedings of the National Academy of Sciences (PNAS), 113 (25), 6886-6891.
8-Omrak ve ark. (2016). Genomic evidence establishes Anatolia as the source of the European Neolithic gene pool. Current Biology, 26 (2), 270–275
9-Kars, M. ve ark. (2021). The genetic structure of the Turkish population reveals high levels of variation and admixture. Proceedings of the National Academy of Sciences (PNAS), 118 (36), e2026076118.
10-Cinnioğlu, C., King, R., Kivisild, T., Kalfoğlu, E., Atasoy, S., Cavalleri, G. L., et al. (2004). Excavating Y-chromosome haplotype strata in Anatolia. Human Genetics, 114 (2), 127-148.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
