Kuzey İtalya’da ilk bakışta kendi halinde bir şehir olan Modena, otomobil dünyasının devlerinden Ferrari’nin hikâyesinin başladığı yer.
Aynı zamanda Maserati ve Pagani gibi markalarla anılan, yakınlardaki Sant’Agata Bolognese’de üretilen Lamborghini’yi de hesaba katarsak süper spor otomobillerin diyarı bir bölge.
Nüfusu 200 bine bile ulaşmayan Modena, Ferrari açısından özellikle önemli. Çünkü markanın kurucusu Enzo Ferrari de burada doğdu.
18 Şubat 1898’de dünyaya gelen Enzo Ferrari’nin babası Alfredo Ferrari’nin mekanik işleri yaptığı bir atölyesi vardı. Enzo’nun çocukluğu otomobillerin ve makinelerin arasında geçti.
1908’de henüz 10 yaşındayken Bologna’da bir otomobil yarışını izledi. Bu deneyimin hayatının yönünü belirleyen olaylardan biri olduğu anlatılıyor.
Bir süre gazetecilikle ilgilenen Enzo Ferrari, ardından otomobil sektöründe test sürücüsü olarak çalıştı. 1920’de Alfa Romeo’ya geçti ve yarış pilotu oldu. Ancak Ferrari’nin asıl ilgisi zamanla yalnızca yarışmak değil, yarış otomobillerinin nasıl üretildiği ve nasıl kazanacağı üzerine yoğunlaştı.
Enzo Ferrari, 1939’da Alfa Romeo’dan ayrıldı ve Auto Avio Costruzioni adlı şirketi kurdu. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından şirketin merkezi Maranello’ya taşındı ve Ferrari markasının hikâyesi yeni bir aşamaya geçti.
İlk Ferrari otomobili 125 S, 1947’de yarış pistine çıktı. İkinci yarışında Franco Cortese ile ilk zaferini kazandı. Buradan sonra hikâye artık otomobil tarihinden çıkıp Ferrari efsanesine dönüştü.
Enzo Ferrari, 14 Ağustos 1988’de doğduğu kent olan Modena’da, 90 yaşında hayatını kaybetti. Ölüm haberinin ilginç bir ayrıntısı da var: Ferrari’nin, ölümünün kamuoyuna cenazesinden sonra açıklanmasını istediği anlatılıyor. Bu nedenle cenazesi sınırlı sayıda kişinin katılımıyla yapıldı ve ölüm haberi ertesi gün duyuruldu.
Modena’dan Maranello’ya
Ferrari’nin fabrikası ve markanın büyük müzesi, Modena’ya yaklaşık 20 kilometre uzaklıktaki Maranello’da bulunuyor. Modena’daki Enzo Ferrari Müzesi ise daha çok onun hayatına, doğduğu eve, ilk dönemlerine ve Ferrari’nin ortaya çıkış hikâyesine odaklanıyor.
Maranello’daki Ferrari Müzesi ise markanın yarış otomobillerini, Formula 1 tarihini, üretim sürecini ve daha geniş otomobil mirasını anlatıyor. İki müze birbirini tamamlıyor.
Modena’daki müzenin ilk dikkati çeken özelliği, dev bir otomobil kaputunu andıran sarı çatısı.
Bu renk tesadüfi değil. Sarı zaten Modena’nın geleneksel renklerinden biri. Ferrari logosundaki şahlanan atın arka planında da sarı bulunuyor. Enzo Ferrari’nin tercih ettiği bu renk, markayla doğduğu kent arasında görsel bir bağ kuruyor.

Ferrari yalnızca pahalı spor otomobiller üreten bir şirket değil. Markanın DNA’sında yarış var.
Müzede Ferrari’nin farklı dönemlerini temsil eden otomobiller, fotoğraflar, belgeler ve multimedya gösterileriyle birlikte sunuluyor. Tabii pahalı bir markanın müzesini gezmek de ucuz değil. Ziyaretimiz sırasında giriş ücreti 32 avroydu; bu da yaklaşık 1.800 liraya karşılık geliyor.
Müzenin temel amacı yalnızca otomobilleri sergilemek değil, Enzo Ferrari’nin 90 yıllık hayatını ve markanın gelişimini anlatmak. Bu nedenle farklı dönemlerden modeller bir arada görülebiliyor.
Müzenin 2.500 metrekarelik modern galerisinde otomobillerin yanı sıra fotoğraflar, belgeler ve multimedya sunumları da yer alıyor. Sergi düzeni dönemsel olarak değişiyor.
Bizim gezdiğimiz sırada müzede The Greatest Hits – Music Legends and Their Ferraris adlı geçici sergi vardı.

Ferrari 250 GT Berlinetta Competizione “Tour de France” | 1956 | 3.0 V12 | 240 HP

Ferrari 250 GT Cabriolet Pinin Farina | 1957 | 3.0 litre V12 | 240 HP

Dino 308 GT4 | 1973–1980 | 2,9 litre V8 | 255 HP | Bertone tasarımı

Ferrari LaFerrari | 2013 | 6,3 litre V12 hibrit | 963 HP | Jay Kay’ın koleksiyonundan

Ferrari 458 Italia | 2009–2015 | 4.5 V8 | 570 HP

Ferrari SF90 XX Stradale | 2023 | 4,0 litre V8 hibrit | 1.030 CV
Şu andaki serginin konsepti ünlü müzik insanları ve Ferrari logosunu taşıyan araçları.

Kimler mi var?
“The Greatest Hits” sergisinin en dikkat çekici otomobillerinden biri Ferrari 250 GT Lusso. Bu otomobilin özelliği sadece güzel olması değil. Sergideki otomobil, ünlü orkestra şefi Herbert von Karajan’a ait olan 250 GT Lusso.
Dolayısıyla burada otomobil ile sahibinin hikâyesi birlikte anlatılıyor.
Bu zaten geçici serginin temel fikri: Ferrari’lerin yalnızca otomobil değil, sahiplerinin kişiliğinin ve yaşam biçiminin bir parçası haline gelmesi.
SP12 EC, Eric Clapton için özel olarak üretilmiş tek örnek bir Ferrari. “SP” Ferrari’nin Special Projects bölümünü, “EC” ise Eric Clapton’ın baş harflerini ifade ediyor.
Şu anda sergide bulunan bir başka ilginç otomobil Ferrari 512 TR. Bu otomobilin bağlantısı müzik dünyasından geliyor: sahibi Kolombiyalı sanatçı J Balvin.
Ünlü İngiliz funk ve acid jazz grubu Jamiroquai’nin kurucu ortağı ve baş vokalisti Jay Kay’e ait bir otomobil de (aşağıda) var.

Burada dikkat çekici olan, Ferrari’nin farklı dönemlerinin yan yana gelmesi.
Bir tarafta 1980’lerin/90’ların Ferrari tasarım anlayışını temsil eden 512 TR, diğer tarafta günümüzün popüler kültürünün önemli isimlerinden birinin otomobili.
Müze böylece Ferrari’nin yalnızca yarış pistindeki tarihini değil, kültürel etkisini de anlatıyor.
Serginin en yeni otomobillerinden biri ise SF90 XX.
Bu kez hikâyenin kahramanı müzik yapımcısı ve sanatçı Swizz Beatz.
Böylece aynı mekanda bir otomobilin üç farklı hayatını görüyorsunuz: Bir Ferrari yarış otomobili olarak doğuyor, mühendislik ve tasarım harikasına dönüşüyor. Sonra başka bir Ferrari bir müzisyenin, sanatçının veya koleksiyoncunun kişisel hikâyesinin parçası oluyor.
Sergide yer alan özel üretime sahip Ferrari’si olan ünlülerin tamamı şöyle:
“Nick Mason, Herbert von Karajan, Eric Clapton, J Balvin, Swizz Beatz, Luciano Pavarotti, Madonna, Maria Callas, Cher, Jay Kay, Paul Kalkbrenner, John Lennon, Gino Paoli, Miles Davis ve Mick Jagger.
Farklı yüzler
Ferrari denince akla genellikle kırmızı, agresif ve yarışçı otomobiller geliyor. Modena’daki Enzo Ferrari Müzesi’nde ise markanın bundan çok daha farklı yüzleri olduğunu görmek mümkün.
Bir köşede 1950’lerin zarif 250 GT Cabriolet’si duruyor. Başka bir yerde yarış pistlerinden çıkmış 250 GT Berlinetta Tour de France… Sonra 1970’lerin farklı çizgileriyle Dino 308 GT4, 2000’lerin doğal emişli V8 dönemini temsil eden 458 Italia ve teknolojinin sınırlarını zorlayan LaFerrari karşınıza çıkıyor.

Aralarındaki fark yalnızca yaşları ya da motor güçleri değil. Her biri Ferrari’nin başka bir karakterini anlatıyor: Zarafet, yarış, tasarım, performans ve teknoloji. Ama markanın güçle de aynı anlama geldiği hiçbir zaman unutulmamış; ilk üretilen araçtaki 240 beygirin son modelde 1030 beygire kadar ulaşması bunun en çarpıcı kanıtı.
Modena’daki müzeden çıkarken insanın aklında tek bir Ferrari görüntüsü kalmıyor. Tam tersine, Ferrari’nin birbirinden farklı yüzleri kalıyor.
Ekileyici müzeyi sadece otomobil meraklıları gezmiyor, Enzo Ferrari’nin hikayesini öğrenmek isteyenler ve tabii çekim yapan sosyal medya ünlülerinin de uğrak noktası.
Duvardaki yazı ise onun hırslı ve iddialı kişiliğini anlatıyor:
“Şimdiye kadar üretilmiş en iyi Ferrari, bir sonraki olacak.”
İlginç benzerlik
lk bakışta insanın aklına aynı soru geliyor: Enzo Ferrari ile Mesut Özil akraba mı?
Biri otomobil tarihinin efsane ismi, Ferrari markasının kurucusu Enzo Ferrari. Diğeri ise futbol sahalarının en zarif sol ayaklarından biri, Mesut Özil. Birinin öldüğü yıl diğeri doğmuş…

Aralarında onlarca yıl ve bambaşka dünyalar olsa da yüz hatları, bakışları ve özellikle kaşları dikkat çekici biçimde benziyor.
Sonuçta Enzo Ferrari otomobiller tasarladı, Mesut Özil ise sahada adeta onların hızında paslar attı.
Müzeden diğer fotoğraflar












İlgili yazı:
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
