Perşembe, 30 Nis 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Serbest Kürsü

Lübnan’da Hizbullah krizi

Özer Arslanpay
Son güncelleme: 14 Mart 2026 16:03
Özer Arslanpay
Paylaş
Paylaş

Lübnan, tarihinin en kritik ve tehlikeli dönemlerinden birini yaşıyor. Ülke, sadece iç politik krizle değil, aynı zamanda bölgesel güçlerin doğrudan müdahalesiyle de karşı karşıya.

2 Mart’ta Hizbullah ile İsrail arasında başlayan çatışmalar konusunda Fransa çatışmaların durdurulmasını ve silahların teslim edilmesini talep etse de örgüt tüm çağrıları reddediyor ve müzakere kapısını kapatıyor. Lübnan Ordusu’nun Hizbullah’ın silahlarına el koymak için devam ettiği süreç de sekteye uğramış durumda. Bu bağlamda örgüte yakın kaynaklar, kararın artık sahada alındığını ve silah depolarına yapılacak baskıların İsrail saldırısı gibi karşılık bulacağını doğruluyor. Bu tutum, uluslararası çağrılara rağmen Lübnan’ı açık bir çatışma alanına dönüştürmeye devam ediyor ve ülkeyi istikrarsızlık girdabına sürüklüyor.

Lübnan hükümetinin yaptığı uyarının ardından İran Devrim Muhafızları’na bağlı subaylar Beyrut’tan ayrıldı. Ancak “ya gerçekten ayrılmadılarsa” diyen halkın endişeleri sürüyor.  İsrailli yetkililerin Axios’a verdiği bilgiye göre, ayrılan subaylar Hizbullah’a askeri danışmanlık yapan Kudüs Tugayı üyeleri. Buna rağmen hâlâ saklanan depolar ve gizli noktaların varlığı, olası yeni İsrail saldırıları için risk oluşturuyor. Önümüzdeki günlerde Devrim Muhafızları’nın ayrılmaya devam etmesi bekleniyor. Ancak açığa çıkmamış unsurlar hakkında şüpheler devam ediyor. Lübnan güvenlik kaynaklarının yaptığı açıklamaya göre İranlı 150 den fazla diplomat ve aileleri Lübnan’dan ayrıldı.

Suikastlar ve hedef alınan diplomatik figürler, Lübnan’daki İran askeri operasyon odasını ise açığa çıkardı. Artık mücadele sadece silah depolarına veya fırlatma platformlarına değil, operasyonları planlayan ve yöneten beyinlere karşı yürütülüyor. Bu durum, Lübnan’ın güney cephesinin artık sadece yerel bir çatışma alanı olmadığını, bölgesel bir operasyon ağı içinde stratejik bir halkaya dönüştüğünü gösteriyor.

Bölgesel operasyon ağı

Bölgede son derece karmaşık bir dönem yaşanıyor. Lübnan’ın güney cephesi artık Hizbullah ve İran Devrim Muhafızları arasında ortak bir bölgesel operasyon odasının parçası hâline geldi. Kudüs Tugayı mensubu subaylar, saha operasyonlarının planlanması ve yönetiminde aktif rol alıyor. Bu durum, askeri kararların Lübnan iç önceliklerini aşan bir bölgesel ritme bağlı olduğunu ortaya koyuyor.

Kudüs Tugayı mensubu İranlı general Reza Khazaei’nin suikastı ve Devrim Muhafızları’na yakın bir diplomata Dahiye ve Hazmiye’de yapılan saldırıların, planlama ve askeri yönetim merkezlerine doğrudan darbe niteliğinde olduğu bildiriliyor. Bu da mücadelenin sadece depolar veya fırlatma platformlarıyla sınırlı olmadığını, operasyonlardan sorumlu beyinleri de hedef aldığını gösteriyor.

Savaş içerisinde İsrail’in talepleri giderek sertleşiyor. Artık sadece Hizbullah’ın hızlı ve tamamen silahsızlandırılmasını istemekle kalınmıyor, örgütün gelecek hükümette temsil edilmemesi ve parlamentoda hiçbir şekilde yer almaması gerektiği de vurgulanıyor. Buna karşılık, Hizbullah devlet kararlarını yerine getirmeyi reddediyor ve diplomatik çözüm yollarını tamamen bloke ediyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun ise son günlerde çatışmanın etkilerini sınırlamak ve diplomatik çözümler bulmak için yoğun bir çaba sarf ediyor. ABD’nin Beyrut Büyükelçisi Michel Issa ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile temaslarda bulunarak, ayrıca Arap liderlerle görüşmeler yaparak krizi yatıştırmaya çalışıyor. Bu girişimlerin, Beyrut’un güney banliyölerine yönelik İsrail hava saldırılarının şiddetini hafifletemese de ülke geneline yayılmasını engellediğine dair göstergeler mevcut. Bunun yanı sıra önceki uyarılar, bazı bölgelerin hâlâ büyük ölçekli ve yıkıcı saldırı riski taşıdığını ortaya koyuyor.

Mevcut bilgilere göre, Lübnan ve Fransız diplomatik çabaları henüz somut bir ateşkes veya geçici barış sağlayamadı. Bu arada Cumhurbaşkanı Aoun’un çabalarına, yerinden edilme krizine çözüm bulma ve Hizbullah’a yönelik hükümet önlemlerini destekleme amacıyla eski başbakanlar Tammam Salam, Najib Mikati ve Fouad Siniora siyasi destek veriyor.

Meclis Başkan Yardımcısı Elias Bou Saab, parlamentonun görev süresinin uzatılması ve diğer siyasi gelişmeler konusunda Aoun ile görüşmeler yürütüyor. Bu kapsamda Abdul Rahman Bizri, Değişim milletvekilleri ve Egemenlik Cephesi delegasyonundan yetkililerle de temaslar gerçekleşti. Lübnan Merkez Bankası Başkanı Karim Souaid, krize rağmen parasal istikrarı korumaya yönelik önlemlerin devrede olduğunu doğruladı.

Kaybeden masum halk

Tüm bu ciddi durumlara rağmen Lübnan yetkilileri, ülkenin şu anda ABD’nin öncelikli gündeminde görünmediğini belirtiyor. Bu nedenle Beyrut, olası hızlı ve öngörülemeyen bir tırmanma riskine rağmen gelişmeleri yönetmeye çalışıyor.

Hizbullah’ın bölgesel çıkarlar uğruna ülkeyi savaşa sürükleyen inadı, Lübnan’ın diplomatik, ekonomik ve güvenlik alanlarında ciddi krizler yaşamasına yol açıyor. Bunun en önemli sonuçlarından biri de ülkenin güneyinde yaşayan on binlerce insanın evlerini terk etmesi oldu.  Hizbullah ile İsrail arasındaki savaş nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kalan binlerce insanın önemli bir kısmı geceyi sokaklarda geçirmek zorunda kalıyor. Birçok aile, yolların kenarında ya da açık alanlarda yatarken, çeşitli yardım kuruluşları bu insanlara en azından sıcak yemek ulaştırmaya çalışıyor. Ancak yollar boyunca yere serilmiş battaniyeler üzerinde uyumaya çalışan insanların görüntüleri kaçınılmaz bir soruyu gündeme getiriyor: Hizbullah’ın, İran lideri Ali Hamaney’in intikamı adına giriştiği ve Lübnan’a ait olmayan savaş gerçekten buna değer miydi?

Savaşın sonucu ne olursa olsun ortaya çıkan gerçek şu ki, en büyük bedeli Hizbullah’la hiçbir ilgisi olmayan masum Lübnan halkı ödüyor. Evlerini terk etmek zorunda kalan binlerce insan belirsizlik içinde yaşam mücadelesi verirken, göç etmeyenler ise adeta uçurumun kenarında hayatlarını sürdürmeye çalışıyor.

Güney Lübnan’da askeri gerilimin tırmanmasıyla birlikte, Litani Nehri’nin güneyindeki birçok Hristiyan ve Sünni köy tahliye çağrılarına rağmen topraklarını terk etmeyi reddetti. Tüm tehlikelere rağmen insanlar evlerine ve topraklarına olan bağlılıklarını koruyor. Çoğunluğu Hristiyan olan sınır kasabası Rmeish’te L’Orient-Le Jour’a konuşan bir sakin, kasaba halkının tamamının kalma kararı aldığını söylüyor. Ona göre insanların asıl korkusu bombardıman değil. Topraklarını terk ettikleri takdirde bir daha geri dönememe ihtimali.

Bu nedenle birçok kişi için kalmak, risk almak anlamına gelse de, kimliklerini ve yurtlarını kaybetme korkusundan daha hafif görülüyor.

Uluslararası toplumun ve Lübnan yönetiminin önceliği, örgütün kontrolsüz faaliyetlerini sınırlamak ve ülkeyi açık çatışmadan korumak olmalı. Hizbullah’ın tavrı, Lübnan’ı artık yerel bir mesele olmaktan çıkarıp İran ile İsrail arasındaki bölgesel çatışmanın içine sürüklüyor. Bu denklemde ise en büyük bedeli her zaman olduğu gibi silahların değil, sivillerin ödediği bir gerçek olarak karşımızda duruyor.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
YazanÖzer Arslanpay
Takip et:
18 yıldır gazetecilik mesleğini sürdürüyor. "Dış Politika Sorunları Bağlamında Azerbaycan Kamu Diplomasisinin Değerlendirilmesi" başlıklı yüksek lisans teziyle uluslararası ilişkiler alanında akademik uzmanlık kazanmıştır. Akademik çalışmaları çerçevesinde yayımlanan ilk bilimsel makalesi “Azerbaycan-Hindistan İlişkileri”, bu alanda yapılan öncü nitelikteki çalışmalardan biridir. Gazetecilik kariyeri boyunca çok sayıda gazete yazısına imza atan Arslanpay, hem akademik hem de medya alanındaki üretimlerine devam etmekte, ulusal ve uluslararası düzeyde kamu diplomasisi, dış politika ve Türk dünyası üzerine içerikler üretmektedir. Özer Arslanpay bekardır. İngilizce, Rusça bilmektedir.
Önceki Makale Borcun felsefesi
Sonraki Makale “Türkiye’nin de doğal gazı kesilebilir”

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

Serbest Kürsü

Kürsüde “yerli ve millî” havaalanında Çinli

Mustafa Böğürcü
29 Nisan 2026
Serbest Kürsü

İsrail’den Lübnan’a “sarı hat”

Özer Arslanpay
28 Nisan 2026
Serbest Kürsü

Ermenistan’la normalleşme süreci hızlandırılmalı

Gürsel Demirok
27 Nisan 2026
Serbest Kürsü

Milletsiz, dilsiz, değersiz, ailesiz, cinsiyetsiz

Tijen Zeybek
26 Nisan 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?