Hristiyan Lübnan Güçleri Partisi çizgisindeki milletvekilleri Başbakan Navaf Selam’a dilekçe vererek İran’dan savaş tazminatı talep edilmesini istedi.
Mart 2026’da düzenlenen “Maarab 3-Lübnan’ı Kurtarma Konferansı”nın sonuç bildirgesinde, İran ve İran destekli yapıların Lübnan’ı bölgesel savaşlara sürüklediği ve savaşın yol açtığı yıkımın sorumlularının hesap vermesi gerektiği belirtilmişti. Bildirgede ayrıca hükümete, savaş zararlarını belgeleyerek İran’dan tazminat talep etme çağrısı yapılmıştı. Şimdi ise konferansın takip komitesi, bu talebi resmen hükümetin gündemine taşıdı.
Başbakanlığa sunulan dilekçede hükümetten şu adımların atılması istendi:
- Savaşın neden olduğu tüm insani, ekonomik, mali ve çevresel zararların ulusal ölçekte belgelenmesi,
- Uluslararası standartlara uygun kapsamlı bir zarar dosyası hazırlanması,
- İran’ın sorumluluğuna ilişkin hukuki ve diplomatik dosya oluşturulması,
- Uzmanlardan oluşacak yüksek düzeyli bir ulusal komisyon kurulması,
- Uluslararası Adalet Divanı dahil olmak üzere hukuki süreçlerin başlatılması,
- Dondurulmuş İran varlıkları konusunda ABD ve ilgili ülkelerle diplomatik temas yürütülmesi,
- Lübnan’ın gelecekte oluşabilecek uluslararası tazminat mekanizmalarına dahil edilmesi.
Bu maddeler incelendiğinde girişimin yalnızca sembolik olmadığı, aksine uluslararası hukuk ve diplomasi zeminine oturtulmaya çalışıldığı görülüyor.
Neden şimdi?
Girişimin zamanlaması dikkat çekici.
Haziran 2026’da ortaya çıkan ABD-İran mutabakatı görüşmelerinde Lübnan’ın güvenliği ve savaş zararlarının telafisi konuları da gündeme gelmiş ve İranlı yetkililer savaş kayıplarına ilişkin tazminat meselesinin müzakere başlıklarından biri olduğunu doğrulamıştı. Ancak henüz yeni talebe ilişkin Tahran’dan bir açıklama gelmedi
Ayrıca Cumhurbaşkanı Joseph Aoun da ABD-İran mutabakatında Lübnan’ın istikrarı ve güvenliğinin bölgesel düzenlemelerin parçası olarak kabul edildiğini açıklamıştı.
Anlaşılan o ki Maarab cephesindeki siyasi aktörler, uluslararası konjonktürün bu talep için uygun hale geldiğini düşündüklerini gösteriyor.
Uluslararası hukuk açısından bunun örnekleri bulunuyor. Ancak süreç son derece karmaşık. Öncelikle zarar ile sorumlu tutulan devlet arasındaki bağın hukuken kanıtlanması gerekiyor. Daha sonra Uluslararası Adalet Divanı veya özel uluslararası mekanizmalar devreye girebiliyor.
Beyrut açısından en büyük sorun, savaşın doğrudan İran ile Lübnan arasında yaşanmamış olması. Dolayısıyla talep sahiplerinin İran’ın Hizbullah üzerindeki etkisini ve savaşın ortaya çıkmasındaki sorumluluğunu uluslararası hukuk düzeyinde ispatlamaları gerekecek.
Başbakanlığa sunulan dilekçe bugün için yalnızca bir talep niteliğinde olabilir. Ancak kabul edilmesi halinde Lübnan tarihinde ilk kez İran’a yönelik resmi bir devlet tazminat dosyasının hazırlanmasının önü açılabilir.
Bu nedenle söz konusu girişim, Lübnan’ın savaş sonrası dönemde egemenlik, hesap verebilirlik ve uluslararası hukuk ekseninde şekillenen yeni mücadelesinin işaretlerinden biri olarak değerlendiriliyor.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
