Direniş mitingleri: ‘Halkın önünde hiçbir güç duramaz!’-Sinan Meydan (Cumhuriyet)
‘Milletin heyecanını ve milli gösterileri yasaklamak için hiç kimsede güç ve kuvvet göremem.’ (M. Kemal Paşa, 3 Haziran 1919)
Kendi kaderini kendi eline alma kararlılığı gösteren, gerektiğinde bir araya gelerek meydanlardan sesini yükselten bir halkın önünde hiçbir güç duramaz. Biz bu gerçeği, 107 yıl önce Türk Kurtuluş Savaşı’nda görmüştük. 30 Ekim 1918 Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında İstanbul Saray Hükümeti, Anadolu’ya ve Doğu Trakya’ya –içinde şehzadelerin de olduğu- nasihat heyetleri gönderip halka, işgalcilere karşı direnmeyi değil, sabırla beklemeyi, hatta işgalcilerle iyi geçinmeyi ve sarayın (sultanın-halifenin) sözünden çıkmamayı öğütlerken; halk, kadınerkek, asker-sivil bazı yurtseverlerin öncülüğünde direniş cemiyetleri kurmuş, İzmir’in işgali başta olmak üzere işgallere karşı direniş mitingleri yapmış; böylece Müdafaai Hukuk örgütlenmesi ve Kuvayı Milliye hareketi ortaya çıkmıştı.
Türk Kurtuluş Savaşı’nın başlarında işgallere karşı direnişin en etkili ve başarılı uygulaması İzmir’den İstanbul’a, Denizli’den Erzurum’a kadar birçok ilde ve ilçede gerçekleştirilen direniş mitingleriydi.
Mondros Ateşkesi sonrasında başlayan işgaller karşısında işgalcilerin protesto edildiği ilk açık hava toplantısı 19 Mart 1919’da Aliye Esat ve Naciye Faham hanımların öncülüğünde, İnas (Kız) Darülfünunu ve Asri Kadınlar Cemiyeti tarafından kadınların katılımıyla İstanbul’da Fatih Türbesi’nde yapılmıştı.
İzmir’in işgalinden bir gece önce, 14 Mayıs 1919 gecesi, İzmir Reddi İlhak Cemiyeti, bir bildiri yayımlayarak herkesi akşam Maşatlık’taki mitinge çağırmıştı. O gece Maşatlık’ta on binlerce kişinin katıldığı heyecanlı bir miting yapılmıştı. Mitingde konuşma yapan ve direniş için yemin edenlerin arasında Türk Lisesi öğretmenlerinden Vasıf (Çınar) Bey, Mustafa Necati Bey ile Hukuku Beşer gazetesinin sahibi ve başyazarı Hasan Tahsin Bey de vardı. Miting sonunda İtilaf Devletleri temsilcilerine işgale karşı telgraflar çekilmesi istenmişti. Birkaç gün içinde İngiliz Amiral Calthorpe’a 675 protesto telgrafı çekilmişti.
15 Mayıs 1919’da İzmir’in Yunanlar tarafından işgalinin ardından 16 Mayıs 1919’da Denizli, Kastamonu, Tavas, Bayramiç ve Seydişehir’de; 17 Mayıs 1919’da Giresun, Trabzon, Zonguldak, Edremit ve Çal’da mitingler yapılmıştı. Bu mitingleri, İstanbul, Bursa, Erzurum ve İzmit mitingleri izlemişti.”
Yargıtay’a başvurmak büyük hata mı oldu?-Can Ataklı (Nefes)
Butlan kararı nedeniyle alt üst olan CHP’de acilen kurultay toplanması için büyük çaba var.
110 milletvekili kurultay toplanması için genel merkeze dilekçe yazdı.
Kılıçdaroğlu’nun seçimi kaybettiği kurultayda delege olanlar da 900’ü aşkın imza toplayarak kurultay yapılmasını istedi.
CHP içtüzüğüne göre bu imzaların toplanması halinde kurultay yapılması zorunlu.
Buna karşı butlan kararının kesinleşmemiş olması kurultay yapılmasını önlüyor.
Peki butlan kararı istinaf mahkemesinin kararına rağmen neden kesinleşmedi?
Çünkü Yargıtay’a alelacele CHP yönetimi adına Özgür Özel tarafından iptal başvurusu yapıldı.
Ama butlan kararı ile genel başkanlığa oturan Kemal Kılıçdaroğlu, Özgür Özel’in genel başkan olmadığını yazı ile bildirdi.
Şimdi Özgür Özel istese de temyiz dilekçesini geri çekemiyor çünkü bu yetki sadece Kemal Kılıçdaroğlu’nda.
Dilekçe geri çekilebilse ortada başvuru kalmayacağı için istinaf mahkemesinin butlan kararı kesinleşmiş olacak.
Kurultay için imza veren delegeler butlan kararı ile kesin olarak dönmüş olacakları için CHP yönetimi gelen kurultay talebini karşılamak zorunda kalacak.
Nefes’teki köşe komşum Memduh Bayraktaroğlu, butlan kararının alındığı gün Özgür Özel’e çağrı yaparak “Aman temyiz dilekçesi vermeyin, kararı kabul edin ve kurultay toplanmasını sağlayın” önerisini yapmıştı.
Ancak o öfke ve heyecan içinde temyiz dilekçesi verildi. Şimdi dönüş yolu da kapanmış oldu.”
Uçurum, uçurumu çağırır!-Mehmet Y. Yılmaz (T24)
“Saray’ın ne yapıp edip CHP’yi seçimde devre dışı bırakma operasyonunun “butlan kararı” ile sınırlı kalmayacağı anlaşılıyor.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, devam eden kurultay soruşturması için kapsamlı mali inceleme başlattı.
Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı da elindeki Muhittin Böcek dosyasını Ankara’ya yolladı ki Muhittin Böcek’in “itirafçı ifadesi” kullanılarak Özgür Özel ve beş milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması için TBMM’ye fezleke yazılsın.
İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’nın “kapsamlı incelemesi”, gereğince Kurultay’a katılan bütün delegeler ile birinci derece yakınlarının banka hareketleri, SGK geçmişleri incelenecek, MASAK savcılığın istediği konularda araştırma yapıp raporlayacak.
Çünkü savcı kararını vermiş, Kurultay’da CHP yöneticilerinin delegelere rüşvet verdiğine inanıyor, bu amaçla delil toplamak peşinde.
Ceza yargılamasının temel hukuk ilkelerinden birisi “delilden sanığa” gidilmesidir.
Soruşturma “delil” ile başlar.
Böylece vatandaşların peşin hükümlerle keyfi olarak suçlanmasının önüne geçilir.
Şimdi öğreniyoruz ki soruşturma bir “delil” ile başlamamış. Savcılık önce sanıkları seçmiş, şimdi MASAK’tan delil bulmasını talip ediyor!
Aksi takdirde bütün kurultay delegelerinin ve birinci dereceden yakınlarının böylesine bir incelemeye tutulmasına gerek olur muydu?
Delegelerin tümünün rüşvet aldığını gösterir nasıl bir delil var?
Böyle bir delil yok çünkü zaten soruşturma da kimler tarafından bu işe yönlendirildiklerini kolayca tahmin edebileceğimiz birkaç kişinin iddiası üzerine açılmıştı.
Yani dedikodu ile…
Böyle durumlarda karar verebilmek için hukuk fakültelerinde dirsek çürütmeye gerek yok aslında.
Amerikan polisiye dizisi seyredenler bile bunu biliyor: Onun sözüne karşı benim sözüm!
Maddi deliller ile desteklenmeyen her iddia dedikodudan ibarettir.
Sadece söze dayanan iddiayı, karşı tarafın sözü çürütür.
Audiatur et altera pars!
Bu Latince deyiş “Diğer tarafı da dinleyelim” anlamına geliyor.”
Büyüme rakamları ne söylüyor, kalkınma var mı?-Şevket Sayılgan (Dünya)
“1- Büyüme ile kalkınma arasındaki fark
Türkiye ekonomisi 2026 yılının birinci çeyreğinde zincirlenmiş hacim endeksine göre yıllık bazda %2,5 büyüdü. Bu oran, ekonominin teknik olarak büyüme bölgesinde kaldığını gösteriyor. Ancak büyümenin kompozisyonuna, sektörlerin paylarına, dış ticaret eğilimine ve gelir dağılımı göstergelerine bakıldığında tablo daha temkinli okunmalıdır.
2026 ilk çeyrek verileri büyüme ile kalkınma arasındaki farkı yeniden gündeme getirmektedir.
Büyüme, GSYH’nin artmasıdır. Ekonomide üretilen mal ve hizmetlerin toplam hacmindeki genişlemeyi ifade eder. Daha çok niceliksel bir göstergedir.
Kalkınma ise büyümenin toplumsal refaha, verimlilik artışına, adil gelir dağılımına, teknolojik kapasiteye, eğitim ve sağlık kalitesine dönüşmesidir. Kalkınma yalnızca daha fazla üretmek değil, daha kaliteli üretmek ve bu üretimin gelirini daha dengeli paylaşmaktır.
Türkiye açısından temel mesele şudur: Ekonomi büyümektedir; fakat bu büyümenin ne kadarının sanayi, teknoloji, ihracat ve verimlilik üzerinden geldiği tartışmalıdır.
Sanayinin payı düşerken, imalat sanayi zayıflarken, gayrimenkulün payı artarken ve ihracat gerilerken büyümenin kalkınmaya dönüşme kapasitesi sınırlı kalabilir.
2024, 2025 ve 2026 ilk çeyrekleri karşılaştırıldığında üç ana eğilim öne çıkıyor.
2.1. Nominal büyüme hızı yavaşlıyor
-2024 ilk çeyrekte cari fiyatlarla yıllık GSYH artışı %89,1 idi.
-2025 ilk çeyrekte bu oran %38,0 oldu.
-2026 ilk çeyrekte ise %35,7 olarak gerçekleşti.
Bu düşüş, fiyat artışlarının ve nominal şişmenin hız kaybettiğini gösteriyor. Ancak bu durum aynı zamanda reel ekonomik aktivitenin çok güçlü olmadığını da düşündürüyor.”
Rezervlerin yeni hâkimi altın-Atılım Murat (ekonomim.com)
“Değerli metalin fiyatı bir bant içine sıkıştı. ABD ile İran arasındaki görüşmeler sürerken, yatırımcılar pozisyon alma konusunda çekingen davranıyor. Hürmüz Boğazı’nın kapalı olması enflasyonist riskleri canlı tutsa da finansal kaygılar kısa vadeli fiyat hareketlerini sınırlandırıyor.
Büyük resimde altına yönelik stratejik talebin gücünü koruduğu gözleniyor. Avrupa Merkez Bankasının yayımladığı veriye göre, küresel rezervler içindeki altın payı yüzde 20’den yüzde 27’ye yükselerek Amerikan hazine tahvillerini geride bıraktı. Toplam altın rezervi; basılan her 35 dolar karşılığında ABD Hazinesinin kasasına bir ons altın konulmasını öngören ve dolara ‘‘rezerv para’’ statüsü kazandıran Bretton Woods sisteminden bu yana en yüksek seviyeye ulaştı. Batı’nın yaptırımlarından çekinen ülkeler, güvenli liman arayışıyla dolardan uzaklaşıp varlıklarını çeşitlendiriyor.
Savaşın başlamasından sonra, TCMB likidite sağlamak adına yakın tarihin en büyük rezerv operasyonlarından birini gerçekleştirerek 130 ton altını elden çıkardı veya ödünç verdi. Kurumun rezervlerindeki altın ağırlığının tekrar yüzde 65 civarına ulaşıp ulaşmayacağı şimdilik muammadır.”
Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
