13.6 C
İstanbul
26 Şubat 24, Pazartesi
spot_img

Kılıçdaroğlu’ndan Rusya mesajları

Türk Demokrasi Vakfı Türk-Rus Araştırmaları Merkezi Direktörü ve Medya Günlüğü yazarı olarak, Türkiye–Rusya ilişkileri üzerine Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ile yaptığımız söyleşi…

Aydın Sezer: Zatıalinizin genel olarak Türk – Rus ilişkileri konusundaki değerlendirmesini öğrenebilir miyim?

Kemal Kılıçdaroğlu: Türk-Rus ilişkilerinin çok uzun bir tarihi geçmişi vardır. Bu uzun tarih iki ulusu savaşlarda karşı karşıya getirdiği gibi, yirminci yüzyılın başında Türkiye Cumhuriyeti’nin ve SSCB’nin kurulması sırasında dostluk ve dayanışmaya da vesile olmuştur. Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde zafere ulaştığımız Kurtuluş Savaşımıza, Rusya’nın verdiği destekler, gösterdiğimiz dayanışmanın en önemli örnekleri arasındadır.

1923’te Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından bu yana geçen dönemde de ikili ilişkilerimizde özel bir konuma sahiptir. Yirminci yüzyılın ikinci yarısı soğuk savaş dönemidir. Bir yanda NATO üyesi olan Türkiye, diğer yanda Varşova Paktı’nın en büyük devleti olan SSCB. İki ulus birbirlerine karşı saygı duyan, karşı kamplarda olmalarına rağmen bu saygıya dayalı yaşamı birlikte sürdürebilen bir tecrübe edinmişlerdir. Türkiye’de sanayi altyapısının gelişiminde, demir-çelik ve alüminyum sanayiinin kurulup büyümesinde SSCB’nin katkısı yadsınamaz. Türkiye’nin enerji ithalatının önemli kısmı Rusya’dan geliyor. Türkiye’ye her yıl gelen yabancı turistler arasında Rus vatandaşları ilk sırada yer alıyorlar. Türkiye’nin tarım ürünlerinin önemli pazarlarından biri de Rusya. Bütün bunlar iki ülkenin ortak coğrafyada bir arada yaşayabilmelerini mümkün kılıyor. Bu ortak coğrafyada barış ve istikrarın hüküm sürmesinde kimi zaman ortak anlayışa dayalı işbirliği de yapılabiliyor. Önemli olan da bu zaten! Örneğin Montrö’nün statüsü uzun yıllardan beri sorunsuz bir şekilde uygulanıyor. Birbirimizin iç işlerine karışmayan, karşılıklı saygı ve güvene dayalı ilişkileri sürdürmek her iki tarafın da yararınadır. Ben Türk-Rus ilişkilerine bu anlayışla bakıyorum ve Rusya ile ilişkilerde dönemsel olmayan, tutarlı politikalara dayanan uzun erimli, istikrarlı bir anlayışı önemsiyorum.

-Bugün Sayın Putin ile Sayın Erdoğan’ın yürüttüğü ilişki biçiminin, her iki ülkenin kurumsal aklı ve kapasitesini kullanmaktan ziyade, liderler arasındaki kişisel yakınlık ve anlayış birliği çerçevesinde yürütülmekte olduğuna yönelik eleştiriler yapılmaktadır. Zatıalinizin Cumhurbaşkanı seçildiği takdirde, iki ülke ilişkilerinin yürütülmesiyle ilgili süreçlerde değişiklik görecek miyiz?

-Devletlerarası ilişkilerin yürütülmesinde kurumların olduğu kadar üst düzey yöneticilerin de elbette önemli rolleri vardır. Ancak sizin de sorunuzda vurguladığınız üzere, ülkelerarası ilişkilerde ana belirleyicinin kurumsal akıl ve birikim olması gerektiğini düşünüyoruz. Bu bağlamda, biz iki ülke arasındaki ilişkilerin kurumsal temelde sorunsuz biçimde ilerleyeceğinden kuşku duymuyoruz. Devlet başkanları kurumsal düzeyde varılan mutabakatları onaylayan en üst düzey makamlardaki kişilerdir. Mutabakat sağlanamadan kendilerine getirilen konularda da çözüm ve uzlaşıya yardımcı olurlar. Bu süreçlerde herhangi bir değişiklik olması beklenmemelidir. Yeter ki, hükümetlerin geçici, devletlerin baki olduğu esasına göre karşılıklı güven temelinde ilişkilere yaklaşalım.

-Dış politikamızda başta Suriye olmak üzere, Libya ve Dağlık Karabağ’da Rusya faktörü büyük önem arz etmektedir. Bu bölgelerde, Rusya ile bazen iş birliğine bazen rekabete dönüşen, inişli çıkışlı, gerilimli günler yaşadık. Ukrayna Savaşı Türk-Rus ilişkilerinin hassas karakterini pekiştirmiş görünüyor. Yeni dönemde Türk dış politikasında beklenen değişim doğrultusunda ve küresel dengeleri de göz önünde bulundurarak Rusya’yı nasıl konumlandırmayı düşünüyorsunuz?

-Rusya bölgemizde önemli bir komşu, gerektiğinde de iş birliği ortağıdır. Bölgesel barış ve istikrarın sağlanmasında birlikte hareket ettiğimiz gibi, bazen farklı düşündüğümüz durumlar da olabilir. Bu egemen bir devlet olmanın doğal bir sonucudur. Türk dış politikasında Rusya’nın konumu bellidir. Rusya açısından da Türkiye hakkında belli bir konum tanımı var. Karşılıklı saygı esası içinde bu durumun değişmesi için bir sebep olduğunu düşünmüyorum. Aksine, yeni sınamalarla karşılaşmak yerine mevcut konumların daha da pekiştirileceğine inanıyorum.

-İkili bazdaki çok başlıklı iş birliğimiz ve yukarıda sözünü ettiğim 3. ülkelerdeki konumumuza paralel olarak, Ukrayna Savaşı bağlamında iktidarın izlediği mevcut politikayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Seçildiğiniz takdirde, Ukrayna Savaşına yönelik resmi politikamızda bir değişiklik olup olmayacağı da diğer bir tartışma konusu. Son bir haftadır Rusya medyası ve kamuoyunu bunu tartışıyor. Değişiklik olacak mı? Batı’nın Rusya’ya uyguladığı yaptırımlarla ilgili düşünceniz nedir?

Kemal Kılıçdaroğlu-Aydın Sezer

-Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı askeri harekatı tasvip etmiyoruz. İki bağımsız, egemen ve komşu ülkenin bugün birbirleriyle savaş halinde olmaları Karadeniz bölgesinden başlayacak şekilde özellikle Avrupa’yı etkilemektedir. Biz Karadeniz havzasının barış ve istikrar içinde bir iş birliği bölgesi olmasını arzu ederiz. Bunun için de askeri harekatın başından beri Montrö’nün getirdiği kuralların uygulanması ve Montrö’nün aşındırılmaması konusunda ısrarlı bir çaba içerisinde olduk. İki ülke arasındaki bu durumun düzelmesi, barışın tesis edilmesi, Ukrayna’nın toprak bütünlüğü, egemenliği ve bağımsızlığına saygı gösterilmesi gerekir. Kişisel beklentilerle değil; Türkiye Cumhuriyeti’nin diplomasi birikiminin kullanılması yoluyla mevcut sorunun çözümüne ilişkin elimizden gelen katkıyı yapmak isteriz. Türkiye’nin yetkin kadrolarıyla sorunların çözümünde kolaylaştırıcı olma potansiyeli evvelden beri vardır, var olmaya da devam edecektir. Türkiye’nin yaptırımlara ilişkin bakış açısı bellidir. BMGK kararları çerçevesinde alınan her karara saygı duymanın uluslararası hukuka uygun olacağını düşünüyorum. Bunun dışında alınan kararlara ilişkin ise elbette ülkelerin kendi dinamikleri devreye giriyor.

-Bugün Türkiye’nin Rusya–Ukrayna savaşındaki tutumu ve liderler arasındaki yakın dostluk ilişkisi çerçevesinde, Sayın Putin’in Türkiye seçimlerinde ağırlığını iktidardan yana kullanmakta olduğuna dair değerlendirmeler var. Özellikle, son aylarda Rusya’dan gelen mali destekler ve Rusya’nın Suriye’deki arabuluculuk çalışmaları buna delil olarak gösteriliyor. Sayın Putin’in böyle bir tutum içerisinde olduğunu düşünüyor musunuz?

Bu değerlendirmeleri duyuyorum ancak gerçeği yansıtmadığına inanmak istiyorum. Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkilerin en önemli unsurunun güven olması gerekir. Karşılıklı olarak iç işlerine karışmamak, hele seçim gibi konularda taraf tutan ya da öyle yorumlanan davranışlarda bulunmamak gerekir. Bizim anlayışımız böyledir. Rusya da ülkelerin içişlerine müdahalelerden duydukları rahatsızlıkları sıkça dile getiren ve bu yöndeki adımların vahametinin bilincinde olan bir ülke. Aksine bir davranış karşılıklı güveni yıpratır, ortadan kaldırır. Buna sebep vermemek gerekir.

Suriye ile Türkiye arasında bir diyalog olması gerektiğini uzun bir süredir biz de savunuyoruz. Her ne kadar bu konuda geç kalınmış olsa da atılacak adımlarla bu zaman kaybı hızla giderilebilir. Ayrıca, biz iki komşuyuz ve böyle bir diyaloğu başlatmak için üçüncü ülkelerin arabuluculuğuna da ihtiyaç duymamalıyız. Tüm meselelerimizi karşılıklı olarak oturup müzakere edecek; ortak bir noktada buluşabilecek tarihsel bir birikime sahip Türkiye ve Suriye. Son depremde Türkiye kadar Suriye de etkilendi. Ben Suriye Cumhurbaşkanı Esad’a taziyelerimi ileten bir mektup da gönderdim.

 

Portre/Kemal Kılıçdaroğlu

1948 yılında Tunceli’nin Nazımiye ilçesinde doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Erciş, Tunceli, Genç, Elazığ gibi Anadolu’nun çeşitli yerlerinde yaptı. Yükseköğrenimini yapmak için girdiği Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisinden (Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi) 1971’de mezun oldu. Lisans öğrenimini tamamladığı 1971 yılında, girdiği Hesap Uzman Yardımcılığı Sınavının ardından Maliye Bakanlığında göreve başladı.

Daha sonra Hesap Uzmanı olan Kılıçdaroğlu, bir yıl Fransa’da kaldı. Hesap uzmanlığını 1983’e kadar sürdürdü ve aynı yıl Gelirler Genel Müdürlüğüne atandı. Burada önce Daire Başkanı olarak görev aldı, daha sonra aynı kurumun Genel Müdür Yardımcılığını yaptı. Kemal Kılıçdaroğlu 1991 yılında Bağ-Kur’a atandı. Burada genel müdürlük yapan Kılıçdaroğlu, 1992 yılında da Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürlüğüne geçti.

Daha sonra kısa bir süre Türkiye Cumhuriyeti Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığında müsteşar yardımcısı olarak görev yaptı. 1994 yılında Ekonomik Trend Dergisi tarafından “Yılın Bürokratı” seçildi. Kemal Kılıçdaroğlu, 1999’un Ocak ayında kendi isteğiyle Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürlüğünden emekli oldu.

Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı çalışmalarında Kayıtdışı Ekonomi Özel İhtisas Komisyonuna başkanlık eden Kılıçdaroğlu, Hacettepe Üniversitesinde de bir süre ders verdi. Daha sonra Türkiye İş Bankasında Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yaptı.

Kemal Kılıçdaroğlu, 3 Kasım 2002 tarihinde yapılan 22. Dönem Milletvekili Genel Seçimlerinde, Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili olarak Meclise girdi.

CHP Merkez Yönetim Kurulunda görev alan Kemal Kılıçdaroğlu, 22 Temmuz 2007 Milletvekili Genel Seçimlerinde de İstanbul’dan 23. Dönem Milletvekili seçildi ve Genel Başkanlığa adaylığını açıklayıncaya kadar CHP Grup Başkanvekilliği görevinde bulundu. 22 Mayıs 2010 tarihinde yapılan 33. CHP Olağan Kurultayı’nda Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı seçildi. (chp.org.tr)

Aydın Sezer

Siyasete ve dış politikaya dair nüanslı, eleştirel, yer yer alaycı yazılar ve enerji alanında değerlendirmeler.

Aydın Sezer
Siyasete ve dış politikaya dair nüanslı, eleştirel, yer yer alaycı yazılar ve enerji alanında değerlendirmeler.

İlginizi Çekebilir

4,757BeğenenlerBeğen
666TakipçilerTakip Et
11,281TakipçilerTakip Et

Popüler İçerikler