Güney Kafkasya’da Nisan 2026’nın son haftasında yaşanan gelişmeler, Ermenistan-Azerbaycan ve Ermenistan-Türkiye normalleşme süreçlerinin pratik başlıklara kaydığını gösteriyor.
Sınır belirleme çalışmaları, kargo transiti, petrol ürünleri tedariki, iş dünyası temasları ve Kars-Gümrü demiryolunun yeniden işler hale getirilmesi, aynı bölgesel bağlantısallık gündemi içinde ilerliyor.
İlk dikkat çekici gelişme 26 Nisan 2026’da yaşandı. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, “Gernika Barış ve Uzlaşma Ödülü”ne layık görüldü. Ödül, iki liderin Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki barış sürecindeki rolleri nedeniyle verildi. Bu karar, sahadaki sorunların çözüldüğü anlamına gelmiyor; ancak uluslararası düzeyde barış sürecine verilen sembolik desteği göstermesi açısından önemli.
28 Nisan 2026’da ise Ermenistan ve Türkiye yetkilileri Kars’ta bir araya geldi. Toplantının konusu, Kars-Gümrü demiryolunun rehabilitasyonu ve yeniden faaliyete geçirilmesiydi. Bu amaçla iki ülke arasında ortak çalışma grubu oluşturuldu. Kars-Gümrü hattı, Türkiye-Ermenistan sınırının kapanmasından bu yana bölgesel bağlantısallığın en kritik dosyalarından biri olarak görülüyor. Hattın işler hale gelmesi, yalnızca iki ülke arasındaki ulaşımı değil, Güney Kafkasya’daki daha geniş ticaret ve transit güzergâhlarını da etkileyebilir.
Bu toplantıya uluslararası destek de gecikmedi. 29 Nisan 2026’da Avrupa Birliği, Ermenistan-Türkiye çalışma grubunun Kars’ta yaptığı görüşmeyi memnuniyetle karşıladığını açıkladı. AB, Kars-Gümrü demiryolunun faaliyete geçmesi halinde Güney Kafkasya’da bölgesel bağlantısallığı güçlendireceğini ve somut ekonomik kazanımlar sağlayacağını belirtti. Açıklamada bu süreç, AB’nin Bölgeler Arası Bağlantı Ajandası, Küresel Geçit stratejisi ve Trans-Hazar Uluslararası Ulaşım Koridoru çerçevesiyle ilişkilendirildi. Bu, Brüksel’in Ermenistan-Türkiye normalleşmesini sadece ikili bir mesele değil, daha geniş ulaştırma ve ticaret ağlarının parçası olarak gördüğünü gösteriyor.
ABD tarafı da aynı gelişmeyi bölgesel barış ve bağlantısallık çerçevesinde değerlendirdi. ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 28 Nisan’daki Kars toplantısını bölgesel bağlantısallık ve barış açısından önemli bir eşik olarak tanımladı. Barrack, Kars-Gümrü demiryolunun Temmuz 1993’e kadar bölgeyi birbirine bağlayan önemli bir ticaret ve transit hattı olduğunu hatırlattı. Ayrıca bu gelişmeyi TRIPP (Trump Uluslararası Barış ve Refah Yolu ) ve 8 Ağustos 2025’te Beyaz Saray’da yapılan barış zirvesiyle ilişkilendirdi.
Ermenistan-Azerbaycan hattında ise 29 Nisan 2026’da Ermenistan’ın Aghveran şehrinde önemli bir toplantı yapıldı. Ermenistan Başbakan Yardımcısı Mher Grigoryan ile Azerbaycan Başbakan Yardımcısı Şahin Mustafayev’in eş başkanlığında sınır belirleme komisyonlarının 13. toplantısı gerçekleştirildi. Toplantıda sınır belirleme çalışmalarının örgütsel ve teknik yönleri ele alındı.
Taraflar üç ayrı başlıkta taslak metinler üzerinde mutabakata vardı: sınır belirleme sürecinde uzman grupların çalışma usulü, devlet sınırına ilişkin sınır belirleme haritasının hazırlanması ve sınır belirleme belgelerinin hazırlanıp yayımlanması. Bu taslakların iki ülke hükümetlerinin onayına sunulması kararlaştırıldı. Toplantı sonunda ilgili protokol imzalandı ve bir sonraki toplantının Azerbaycan’da yapılması konusunda uzlaşıldı.
Aghveran toplantısının sınır belirleme dışındaki boyutu da önemliydi. Grigoryan ve Mustafayev, karşılıklı ilgi alanlarına giren konularda ayrıca görüş alışverişinde bulundu. Açıklamalara göre Azerbaycan toprakları üzerinden Ermenistan’a kargo transiti başarıyla sürüyor. Ayrıca Azerbaycan’ın Ermenistan’a petrol ürünleri tedarik ettiği ve bunun iki ülke arasında ticari-ekonomik bağların oluşmaya başladığını gösterdiği belirtildi.
Alma-Ata Deklarasyonu
Toplantıya iki ülkenin iş dünyası temsilcilerinin de katılması ayrıca dikkat çekti. Görüşmelerde ticaretin geliştirilmesi, mal ve hizmetlerin karşılıklı tedariki ve transit taşımacılık konuları ele alındı. Bu başlıklar, Ermenistan-Azerbaycan normalleşmesinin artık yalnızca diplomatik ve güvenlik odaklı değil, ekonomik temaslar üzerinden de ilerlediğini gösteriyor.
Bu süreçte hukuki çerçeve bakımından 1991 Alma-Ata Deklarasyonu öne çıkıyor. Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, sınır belirleme sürecinin uluslararası alanda tanınan hukuki temellere dayanması gerektiğini vurguluyor. Alma-Ata Deklarasyonu, Sovyetler Birliği’nin dağılması anındaki idari sınırları yeni bağımsız devletlerin sınırları için referans kabul etmesi bakımından kritik. Erivan açısından bu çerçeve, sınır belirleme sürecinin yeni toprak iddialarına dönüşmemesi için temel güvence olarak görülüyor.
Şahin Mustafayev’in Ermenistan ziyareti de siyasi açıdan dikkat çekici oldu. Mustafayev, Azerbaycan Sınır Belirleme Komisyonu’nun başkanı olarak Ermenistan’a geldi. Ermeni basınında, Mustafayev’in Sovyet döneminde Ermenistan’ın Tavuş bölgesinde doğduğu, orada eğitim gördüğü ve Yerevan Devlet Üniversitesi’nde okuduğu yönünde haberler yer aldı. Bu biyografik unsur, resmi sürecin içeriğini değiştirmese de ziyaretin sembolik boyutunu artırdı.
Ancak bütün bu gelişmelere rağmen Ermenistan-Türkiye sınırının açılması konusunda temel soru hâlâ yerinde duruyor: Bu kez gerçekten olacak mı?
Bu sorunun nedeni, son haftalarda gelen olumlu açıklamalar kadar, Ermeni yetkililerin Türkiye’de verdikleri mesajlarda dile getirdikleri belirsizlik. 16-19 Nisan 2026 tarihleri arasında İstanbul’da düzenlenen Parlamentolararası Birlik’in 152. Genel Kurulu’na katılan Ermenistan heyeti, Türkiye-Ermenistan normalleşmesi konusunda hem iyimser hem de temkinli mesajlar verdi.
Azerbaycan etkisi
Ermenistan Meclis Başkanı Alen Simonyan, İstanbul’daki konuşmasında Ermenistan’ın Türkiye ile ilişkileri derinleştirmek istediğini belirterek Türkiye’yi “ortak olmaya” ve “birlikte barışı örmeye” davet etti. Simonyan ayrıca TRIPP’i bölgesel bağlantısallık ve uluslararası ticaret yollarının genişletilmesi açısından bir dönüm noktası olarak tanımladı.
Simonyan’ın İstanbul’daki mesajları bölgesel barış söylemi açısından pozitifti. Ancak Türkiye’deki Ermeni basınıyla yaptığı görüşmede verdiği mesaj daha doğrudan ve daha eleştireldi. Simonyan, Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde “acil çözüm bekleyen sorunlar” olmadığını, kara sınırının açılmasının uzun süredir beklendiğini ve bu konuda defalarca söz verildiğini söyledi. Ona göre mesele artık teknik ya da ikili bir sorun olmaktan çıkmış durumda; Azerbaycan’ın Türkiye üzerindeki etkisi, süreci yavaşlatan ana faktör olarak görülüyor. Simonyan, Azerbaycan’ın bir yandan Ermenistan ile pazarlık yürüttüğünü, diğer yandan Türkiye’nin Ermenistan ile pazarlık yapmasına izin vermediğini söyleyerek Türkiye’nin bu ilişkinin “esiri” gibi göründüğünü ifade etti.
Bu ifade, Erivan’ın Ankara’ya bakışındaki ana gerilimi açık biçimde gösteriyor. Ermenistan tarafı, Türkiye ile doğrudan normalleşme için artık ikili düzeyde çözülemeyecek bir mesele kalmadığı görüşünde. Ancak Ankara’nın adım atmak için Bakü ile koordinasyonu gözettiği, hatta Erivan’a göre bu koordinasyonun süreci kilitlediği düşünülüyor. Simonyan’ın “yakın gelecekte sınırın açıldığını ve diplomatik ilişkilerin kurulduğunu göreceğimize inanıyorum” demesi iyimser bir cümleydi; fakat aynı açıklamada “bizim tarafımızdan ve Türkiye tarafından her şey yapıldı” demesi, Ankara’dan beklenen siyasi kararın hâlâ gelmediğine işaret ediyordu.
Benzer bir mesajı Ermenistan Meclisi Dış İlişkiler Daimi Komisyonu Başkanı Sarkis Khandanyan da verdi. 16 Nisan 2026’da İstanbul’da yaptığı açıklamada Khandanyan, son yıllarda Ermenistan ile Türkiye arasında aktif ve yapıcı bir siyasi diyalog başladığını, siyasi düzeyde ilişkilerin tam normalleşmesini engelleyecek bir sorun bulunmadığını söyledi. Ancak beklentilerinin geçen sonbaharda ya da 2026’nın başında sınırın açılması olduğunu, Nisan ayına gelinmesine rağmen Türkiye tarafından buna uygun somut adımlar görmediklerini belirtti.
Khandanyan’ın açıklamasında özellikle iki nokta önemliydi. Birincisi, Ermenistan tarafının sınır kapısını hazır gördüğü vurgusuydu: Khandanyan’a göre Ermenistan tarafındaki sınır zaten açık, sınır kapısı yenilenmiş ve hizmet verebilir durumda. İkincisi ise hayata geçirilmesi gereken mutabakatların bulunduğu, fakat bunların uygulanması için somut adım atılmadığı tespitiydi. Bu, Erivan’ın meseleyi artık “müzakere eksikliği” değil, “uygulama eksikliği” olarak gördüğünü gösteriyor.
Bununla birlikte, Ermenistan tarafı sürecin tamamen tıkanmış olduğu kanaatinde değil. Khandanyan, Ani Köprüsü’nün restorasyonu için teknik ekiplerin birlikte çalıştığını, Türk Hava Yolları’nın Ermenistan’a uçuş başlatmasının önemli bir gelişme olduğunu ve öğrenci değişim programlarına ilişkin görüşmelerin sürdüğünü belirtti. Yani küçük ve teknik adımlar devam ediyor. Fakat sınırın açılması ve diplomatik ilişkilerin kurulması gibi ana siyasi başlıklarda beklenen eşik henüz aşılmış değil.
Kritik seçim
Bu noktada 7 Haziran 2026’da Ermenistan’da yapılacak seçimler de sürecin takvimi açısından önem kazanıyor. Paşinyan ve Sivil Sözleşme Partisi seçim kampanyasını barış süreci ve Avrupa Birliği’ne yakınlaşma vaatleriyle yürütüyor.
Türkiye açısından ise Paşinyan’ın seçimleri kazanması, mevcut normalleşme hattının devamı bakımından önemli görülüyor. Eski Moskova Büyükelçisi Halil Akıncı’nın değerlendirmesine göre Ankara’nın seçim öncesinde sınırın açılması veya ticaretin başlaması yönünde bir jest yapması, Paşinyan’ın iç politikadaki elini güçlendirebilir. Aksi durumda, Paşinyan’ın barış politikasının Ermeni kamuoyuna somut kazanım üretmediği eleştirisi güçlenebilir.
Bu değerlendirme, Ermenistan iç siyasetindeki riskleri de hatırlatıyor. Paşinyan’ın yeniden seçilmesi tek başına yeterli olmayabilir; anayasa değişikliği gibi hassas başlıklarda güçlü bir parlamento çoğunluğuna da ihtiyaç duyabilir. Ermenistan’da kararsız seçmen oranının yüksek seyretmesi, normalleşme sürecindeki küçük somut kazanımları bile seçim öncesi önemli hale getiriyor. Türkiye’nin sınır ya da ticaret konusunda atacağı bir adım, Paşinyan’ın “barış sonuç veriyor” argümanını güçlendirebilir. Tersi durumda, muhalefetin “taviz verildi ama karşılığı alınmadı” söylemi daha etkili olabilir.
Bu çerçevede 28 Nisan 2026’daki Kars-Gümrü demiryolu çalışma grubu toplantısı, yalnızca teknik bir ulaştırma başlığı değil, aynı zamanda seçim öncesi siyasi mesaj da taşıyor. Çünkü bu toplantı, Ermenistan’ın uzun süredir işaret ettiği “somut adım eksikliği” alanında yeni bir hareketlenme yaratıyor. Yani Erivan açısından Kars toplantısı, Ankara’nın sonunda pratik bir dosyada ilerlemeye hazır olduğunun işareti olabilir. Ancak sınırın tümüyle açılması, diplomatik ilişkilerin kurulması ve kara geçişlerinin düzenli işlemesi bakımından hâlâ siyasi karar gerekiyor.
Geçmiş deneyimler de bu temkini gerekli kılıyor. Türkiye, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Ermenistan’ı tanıyan ilk ülkelerden biri oldu; ancak 1993’te kara sınırını kapattı ve o tarihten bu yana iki ülke arasında diplomatik ilişki kurulmadı. 2008’de başlayan futbol diplomasisi ve 10 Ekim 2009’da imzalanan Zürih Protokolleri de sınırın açılmasını ve diplomatik ilişkilerin kurulmasını öngörüyordu. Ancak protokoller onaylanmadı; Azerbaycan’ın tepkisi ve Karabağ sorununun çözümü şartı sürecin çökmesinde belirleyici oldu. Bu hafıza, bugünkü iyimserliğin neden ihtiyatla karşılandığını açıklıyor.
2022’de başlayan yeni ön koşulsuz diyalog süreci ise önceki denemelerden farklı olarak bazı küçük ama somut kazanımlar üretti. Özel temsilciler Serdar Kılıç ve Ruben Rubinyan’ın görüşmeleriyle doğrudan uçuşlar ve hava kargo taşımacılığı yeniden başladı; üçüncü ülke vatandaşları ve diplomatik pasaport sahipleri için sınır geçişi prensipte kararlaştırıldı; Türkiye’den kullanıcıların Ermenistan’daki web sitelerine erişimi önündeki bazı engeller kaldırıldı. Türk Hava Yolları’nın 11 Mart 2026’da İstanbul-Erivan tarifeli seferlerine başlaması da bu sürecin sembolik ve pratik kazanımlarından biri oldu.
Gelişmeler var ama…
Dolayısıyla “bu kez olacak mı?” sorusunun cevabı temkinli iyimserlikten öteye geçemiyor. Evet, gelişmeler var: Aghveran’da sınır belirleme komisyonları toplandı; Azerbaycan üzerinden Ermenistan’a kargo transiti ve petrol ürünleri tedariki konuşuldu; iş dünyası temsilcileri masaya geldi; Kars-Gümrü demiryolu için ortak çalışma grubu kuruldu; AB ve ABD süreci açıkça destekledi. Ancak Ermeni yetkililerin İstanbul’da verdiği mesajlar, Ankara’nın hâlâ Bakü faktörünü dikkate alarak hareket ettiğini ve Türkiye-Ermenistan normalleşmesinin Ermenistan-Azerbaycan sürecinden bağımsızlaşmadığını gösteriyor.
Sonuç olarak, Nisan 2026 sonunda ortaya çıkan tablo çift yönlü okunmalı. Bir tarafta, Güney Kafkasya’da normalleşme gündemi teknik belgeler, transit güzergâhları, demiryolu hatları, enerji tedariki ve ticari temaslar üzerinden ilerliyor. Diğer tarafta, Türkiye-Ermenistan sınırının açılması hâlâ siyasi bir eşik olarak duruyor.
Bu kez farklı olan, normalleşme söyleminin artık bazı pratik mekanizmalara dönüşmeye başlaması. Ancak belirleyici soru hâlâ aynı: Ankara, Bakü ile koordinasyonunu korurken Erivan’la doğrudan normalleşmeyi gerçek bir sınır açılışına dönüştürebilecek mi?
Eğer Kars-Gümrü hattı yalnızca teknik bir çalışma grubu olarak kalmaz, somut takvim, finansman, inşaat ve sınır geçiş düzenlemeleriyle desteklenirse, bu kez sürecin önceki denemelerden farklılaşma ihtimali artar. Aksi halde son gelişmeler, yine “olumlu atmosfer” üreten ama sınır kapısına kadar gidip orada duran bir normalleşme dalgası olarak kalabilir.
Fotoğraf: (Soldan sağa) Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan, Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan. Cumhurbaşkanlığı
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
