Çarşamba, 13 May 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
*Günlük

“Gel ama çok da fazla yaklaşma!”

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 13 Mayıs 2026 18:31
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

Brüksel merkezli düşünce kuruluşu Carnegie Europe’ta Orta Doğu ve Türkiye’deki gelişmeleri yakından izleyen kıdemli araştırmacı Marc Pierini’nin analizi:

“Avrupa’nın Türkiye ile ilişkisi her zaman son derece karmaşık oldu; ancak bu ilişki, 2022’deki Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, İsrail-Gazze savaşı ve devam eden İsrail-ABD-İran çatışmaları nedeniyle daha da zorlaştı.

Son dönemde yayımlanan çok sayıdaki resmî açıklama, rapor ve sosyal medya paylaşımı bazı temel gerçekleri gölgeledi. Avrupa ile Ankara arasında ilerleme ihtimali hâlâ mevcut olsa da hareket alanı oldukça daralmış durumda.

Avrupa Birliği şu anda birçok farklı yönden gelen sorunların birikimiyle karşı karşıya. Son yıllarda dört gelişme özellikle öne çıkıyor.

İlk olarak Rusya, Ukrayna’ya karşı uzun vadeli askerî ve ideolojik bir savaş başlattı ve aynı zamanda Baltık ülkelerinin, AB’nin ve NATO’nun bütünlüğünü açıkça sorgulamaya başladı.

İkinci olarak İsrail, Hamas’ın 2023 saldırılarına karşılık Filistinlilere yönelik yıpratma savaşı yürüttü ve bu durum Avrupa ülkelerinin tarihsel etkisinin zaten zayıfladığı Orta Doğu’daki dengeleri sarstı.

Üçüncü olarak ABD, 2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi aracılığıyla AB’ye karşı ideolojik bir saldırı başlattı. Washington, AB’nin siyasi ve ekonomik mimarisine karşı mücadele edeceğini açıkça ilan ederken NATO’nun faydasını da sorguladı. Bu gelişme, İkinci Dünya Savaşı sonrası transatlantik ittifakın seksen yıllık birlikteliğini ciddi biçimde sarstı.

Dördüncü olarak İran ve ona bağlı gruplar İsrail’e büyük saldırılar düzenlerken İsrail ve ABD de İran topraklarına yoğun operasyon gerçekleştirdi. Bunun Avrupa açısından en önemli sonucu Körfez bölgesinden gelen enerji ve gübre tedarikindeki daralma oldu.

AB, iç ayrılıklar ve karar alma süreçlerinin yavaşlığı nedeniyle çoğu zaman bu gelişmelere karşı kendisini savunmakta veya barış sağlayıcı rol üstlenmekte yetersiz kaldı. Buna rağmen Ukrayna’ya askerî ve ekonomik destek sağladı ve ABD’nin Avrupa savunmasından çekilme eğilimine karşı uzun vadeli bir yeniden silahlanma programı başlattı.

Çifte baskı

Avrupa liderleri açısından tarihi kırılma Ocak 2025’te Donald Trump’ın yeniden Beyaz Saray’a dönmesiyle yaşandı. AB ve Ukrayna’ya açıkça mesafeli yeni Amerikan dış politikası, Trump’ın Kremlin’e yakın duruşuyla birleşti. Böylece Avrupa, İkinci Dünya Savaşı’ndan beri ilk kez hem ABD’den hem de Rusya’dan siyasi baskı görmeye başladı.

Bu karmaşık ortamda Türkiye de kendi sorunlarıyla karşı karşıya kaldı ve iki taraf arasında denge politikası yürütmeye çalıştı. Ankara, NATO’nun doğu kanadını güvence altına alma planlarına katıldı, 7-8 Temmuz’daki NATO zirvesine ev sahipliği yapacak. Ancak aynı zamanda Türkiye’nin Rus yapımı S-400 hava savunma sistemi satın alması, Trump’ın ilk döneminde Aralık 2020’de ABD yaptırımlarına yol açmıştı.

Öte yandan Ankara, hızla büyüyen savunma sanayisini Avrupa şirketleriyle yaptığı anlaşmalarla güçlendirdi; Romanya’ya zırhlı araçlar, korvetler ve insansız hava araçları, Polonya’ya ise dronlar ve savunma sistemleri ihraç etti.

Son dönemdeki anlaşmalar Türkiye savunma sektörü açısından önemli başarılar olarak görülüyor.

Haziran 2025’te Türk drone üreticisi Baykar ile İtalyan havacılık şirketi Leonardo arasında imzalanan anlaşma sonucunda, insansız teknolojiler geliştirmek amacıyla yüzde elli ortaklıkla LBA Systems adlı girişim kuruldu. Ekim 2025’te yapılan başka bir anlaşmayla İngiltere Türkiye’ye 20 adet Eurofighter Typhoon savaş uçağı satmayı kabul etti; Mart 2026 anlaşması ise Türk Hava Kuvvetleri için eğitim ve destek programlarını kapsadı. İspanya’da ise Nisan 2026’da Airbus ile Türk Havacılık ve Uzay Sanayii arasında yapılan anlaşma kapsamında Türkiye üretimi Hürjet eğitim uçaklarının İspanya’ya ihracı ve İspanyol standartlarına uyarlanması kararlaştırıldı.

Bir başka önemli gelişme ise, Türkiye ile İngiltere arasında 23 Nisan’da imzalanan Stratejik Ortaklık Çerçevesi oldu. Anlaşma, NATO içinde iş birliği ve koordinasyonun artırılmasını, Avrupa savunma ayağının güçlendirilmesini ve savunma sanayii iş birliğinin geliştirilmesini hedefliyor.

Politik açıdan hem Türkiye yönetimi hem de birçok analist Türkiye’yi Avrupa güvenliği açısından vazgeçilmez bir aktör olarak tanımlıyor. Nisan 2026’da Carnegie’den Sinan Ülgen şöyle yazmıştı:

“Bir NATO müttefiki olarak Türkiye vazgeçilmez bir güvenlik aktörüdür. Büyüyen savunma sanayisi, Avrupa’nın ABD’ye bağımlılığı azaltma hedeflerine katkı sağlayabilir.”

Gerçekten de son dönemdeki savunma anlaşmaları bu amaca hizmet ediyor. Ancak Avrupa ile Türkiye arasında kapsamlı stratejik ortaklık kurma fikri siyasi düzeyde işlemiyor.

Çıkmazın nedenleri

Uluslararası jeopolitik ortam, Türkiye’nin stratejik konumu ve güçlü savunma sanayisi ile Avrupa’nın güvenlik alanında daha bağımsız hale gelme ihtiyacı düşünüldüğünde, Avrupa ülkeleri ile Türkiye’nin yakın güvenlik ortaklığı kurması doğal görünebilir.

Ancak asıl soru şu: Avrupa ülkeleri veya AB, güvenliğini Türkiye ile resmî bir ortaklığa emanet etmeli mi?

Brüksel’den bakıldığında sorun şu: Savunma satışları ve ortak projeler mümkün olsa da mevcut siyasi koşullarda daha kurumsal bir ortaklık mümkün görünmüyor. Bunun beş temel nedeni var.

Birincisi, Türkiye NATO içinde merkezi rol oynamak isterken 2019’da Rus S-400 sistemlerini satın alarak ittifakın füze savunma mimarisini ciddi biçimde zayıflattı. Bunun sonucu olarak Türkiye sadece 120 adet F-35 siparişini değil, milyarlarca dolarlık üretim ortaklığını da kaybetti.

İkinci neden, Türkiye’nin uluslararası yaptırımlara rağmen İran’a büyük mali destek sağlamış olması. 2010-2015 yılları arasında Ankara’nın, Halkbank üzerinden İran’a yaklaşık 20 milyar dolar aktardığı iddia edildi. “Reza Zarrab davası” olarak bilinen bu süreçte ABD ile Türkiye arasında Mart 2026’da uzlaşma sağlandı, ancak siyasi etkileri devam ediyor.

Üçüncü unsur ise Türkiye’nin Rusya’nın Ukrayna savaşına dolaylı destek verdiği yönündeki eleştiriler. Rus petrolü Türkiye rafinerilerine ulaştırılıp Türk ürünü olarak yeniden ihraç edildi ve böylece yaptırımların etrafından dolaşıldığı öne sürüldü. Bu durum Ankara’nın “denge politikası” söyleminin ötesine geçiyor ve Avrupa’da güven kaybına yol açıyor.

Dördüncü unsur, Türkiye’nin Ukrayna, Gazze ve İran gibi krizlerde arabulucu rolü üstlenmeye çalışmasına rağmen kayda değer bir sonuç elde edememesi. Şu an Ankara etkili bir arabulucu olarak görülmüyor.

Beşinci ve en önemli unsur da, Türkiye’de hukuk devleti yapısının zayıflaması. 2017 anayasa değişikliği, siyasi partilere yönelik baskılar, yargı ve medya üzerindeki kontrol ile sivil topluma yönelik müdahaleler nedeniyle Ankara’nın AB üyeliği için gerekli siyasi kriterlerden uzaklaştığı belirtiliyor. Bu nedenle 2005’te başlayan AB üyelik müzakereleri yıllardır fiilen durmuş durumda.

Kısacası Türkiye, Avrupa liderleri açısından çelişkili bir ortak haline geldi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçen yıl “Türkiye olmadan Avrupa güvenliği mümkün olmayacaktır” demiş, 4 Mayıs’ta ise Avrupa’nın Türkiye’ye yönelik tarihsel ön yargıları bırakması gerektiğini söylemişti. Ancak Türkiye’nin İran, Rusya ve zaman zaman ABD ile geliştirdiği ilişkiler bu söylemlerle çelişiyor. Aynı zamanda Ankara’nın kurduğu yönetim sistemi, AB’nin demokratik kriterleriyle ciddi biçimde çatışıyor.

Güven sorunu

Bu çelişkilerin sonucu olarak Avrupa’da Türkiye yönetimine yönelik ciddi bir güven eksikliği oluşmuş durumda. Avrupa açısından Türkiye ile kapsamlı bir güvenlik ve siyasi ittifak kurmanın yaratacağı risklerin, sağlayacağı faydalardan fazla olduğu düşünülüyor.

Avrupa liderleri neden gelecekteki güvenliğinin bir kısmını Türkiye’ye emanet etsin? Ya da neden Türkiye’ye AB’nin savunma yatırımlarını destekleyen SAFE programına erişim hakkı versin? Bugün AB içinde Türkiye ile böylesine stratejik bir ortaklık fikri büyük ölçüde kabul görmüyor.

Buna rağmen Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın 30 Nisan’da Viyana’ya yaptığı ziyaret dikkat çekici bir sinyal verdi. Fidan, AB-Türkiye çıkmazından eski Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’yi sorumlu tutarken, AB’nin adım atması halinde Türkiye’nin de karşılık verebileceğini ve üyelik müzakerelerinin yeniden başlayabileceğini ima etti.

Ancak Türkiye’nin AB üyelik şartlarını yerine getirmesi, mevcut otoriter yapının çözülmesi anlamına gelir. Ankara açısından bunun siyasi bir karşılığı yok. Benzer şekilde AB de Moskova ve Washington baskısı altındayken kendi demokratik standartlarını zayıflatmak istemiyor.

Bu arada Avrupa liderleri Doğu Akdeniz’de askerî varlıklarını güçlendirdi; Kıbrıs’a siyasi ve askerî destek verildi, Fransa Yunanistan’a desteğini yineledi. 23-24 Nisan’daki gayriresmî Avrupa Konseyi toplantısında AB liderleri ortak savunma maddesini daha da güçlendirdi. Avrupa kendi çıkarları doğrultusunda hareket ediyor.

Sınırlı ilerleme

Mevcut jeopolitik kriz Batı Avrupa ve AB açısından varoluşsal bir risk taşıyor. Rusya ve ABD baskısı karşısında temel değerlerinden vazgeçmeleri sadece ekonomilerini ve güvenliklerini değil, varlıklarını da tehlikeye atabilir. Bu nedenle birçok AB başkentinden bakıldığında Türkiye güvenilir bir ortak olarak görülmüyor.

Ankara’nın Avrupa savunmasının güçlendirilmesine katkısı büyük ihtimalle siyasi bir büyük uzlaşma yoluyla değil, ikili ticari ve sanayi anlaşmaları üzerinden gerçekleşecek.”

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiDiplomasiJeopolitik
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale Türk-Rus ortak mirası

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

GünlükManşet

Savaşta final yaklaşıyor mu?

Medya Günlüğü
13 Mayıs 2026
GünlükManşet

Halk TV’deki “kara liste”

Medya Günlüğü
13 Mayıs 2026
GünlükManşet

“Merdan Yanardağ’ı bırakın”

Medya Günlüğü
13 Mayıs 2026
GünlükManşet

Hayatını tiyatroya adadı

Medya Günlüğü
13 Mayıs 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?