Çarşamba, 13 May 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
GünlükManşet

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 13 Mayıs 2026 06:10
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

Yeniden seçilme planı-Barış Pehlivan (Cumhuriyet)

“Erdoğan’ın konuşmasını dinleyince ağzımdan “Çok alametler belirdi” sözü çıktı. Danıştay töreninde “boyun borcu” dedi. “Siyasi matematik hesabının üstünde bir konu” diye ekledi.

Takip edenler bilir, AKP medyasının dünkü manşetlerinde cumhurbaşkanının yeni anayasa yapma çağrısı vardı. Erdoğan “iyi bir anayasa özlemi” diyordu. Peki, neydi bir anayasayı “iyi” yapan?

Bu köşeye, Yeni Şafak yazarı Aydın Ünal’ın “Erdoğan erken seçim değil, anayasayı değiştirmek istiyor” diye özetleyebileceğim duyumunu taşıdım. Eski AKP milletvekili ve dahası Erdoğan’ın eski metin yazarı Ünal, bu kulis bilgilerini önceki günkü gazete köşesinde de tekrarladı. Üstüne, bir de Erdoğan’ın eşzamanlı “yeni anayasa” çıkışı gelince dehlizlere indim.

Biliyoruz ki Erdoğan’ın seçimde yeniden aday olabilmesi için ya anayasanın 101. maddesinin değişmesi ya da Meclis’in bir erken seçim kararı alması gerekiyor. Peki, Erdoğan’ın mevcut planı gerçekte ne ve o plana yetecek gücü var mı? Bu sorunun yanıtını AKP, CHP ve DEM koridorlarında aradım.

Önemli bir AKP’li kaynak, “Mutlak butlan davasına bakmak lazım” diye söze başladı. Ve hemen ardından ekledi: “Acaba o davanın sonucunda, Kılıçdaroğlu’na yakın milletvekillerinin desteğiyle bir anayasa yapılabilir mi?” Duyduğum, bir sorudan ziyade masadaki senaryolardan biriydi.

Cumhur İttifakı’nın anayasayı referandumsuz değiştirmesi için 400 oya ulaşması lazım. Şu an ittifakın oy kullanabilir mevcudu 325 milletvekili. Yani “süreç ambalajlı” bir anayasa için Kürt siyasi hareketinin desteği alınsa da yetmiyor. Haliyle, CHP’nin ya da Yeni Yol gibi başka partilerin desteğine ihtiyaç var.

Bununla birlikte, İran savaşı başta ekonomi olmak üzere denklemleri değiştirdi. Haliyle, iktidar oy garantisi için seçim öncesi para dağıtma planları üzerinde daha ince bir hesap yapmaya başladı. Anayasa değiştirilemezse 2027 başında seçim ekonomisi uygulayıp bahar ayında erken seçime gidilir mi bu da masadaki bir düşünce.

İktidar koridorlarında “Sürecin bir anayasaya ihtiyacı var” sözü de duyuluyor. Peki, DEM Parti ve PKK cephesi bu yola nasıl bakıyor? Özetle, süreçteki tıkanıklığı anayasa değişikliğiyle aşma fikri samimi bulunmuyor. Örneğin DEM Parti’den bir kaynak “Anayasa değişikliğinin, süreci yıllarca uzatmak anlamına geldiğini ve bir oyalama taktiği olduğunu düşünürüz” diyor.

Meselenin bir başka yönü daha var. Güvenlik bürokrasisinin tespitine göre; mağaraların sadece yüzde 30’u boşalmış, yılbaşından bu yana da 90 terörist teslim olmuş. Yani, devlet “PKK silah bırakmadı” görüşünde. DEM Partili kaynağa soruyorum bu durumu. “Silahı nereye, kime bırakacaklar” veya “Memlekete geldiğinde cezaevine girilmeyeceğinin garantisi alındı mı” gibi sorularla, yasal güvence olmadan silah bırakmanın akla uygun olmadığı tezini dile getiriyor. Ve önemli bir ekleme yapıyor: “PKK yakın zamanda devlete iki şart iletti. Biri; Öcalan’ın İmralı’da bir eve çıkması, diğeri ise kapsamlı bir süreç yasasının çıkması.”

Adaletin terazisinde bir tuhaflık var-Mehmet Y. Yılmaz (T24)

“Adana Seyhan’ın halk oyuyla seçilmiş son belediye başkanı Oya Tekin, CHP’li belediyeleri “silkeleme operasyonu” nedeniyle tutuklu olarak cezaevinde.

Oya Tekin’in üyesi olduğu iddia edilen suç örgütünü kurduğu, yönettiği ve bu işten hatırı sayılır bir para kazandığı iddia edilen Aziz İhsan Aktaş ise tutuksuz yargılanıyor.

Hatta devletimiz bu müstesna şahsiyetin başına bir iş gelmesin diye kendisine koruma bile tahsis etti.

Yandaş yazarların iddiasına göre korumaların sayısı 8! Maaşlarını da biz ödüyoruz tabii.

Anneler Günü vesilesiyle “Oya Tekin’e Özgürlük” isimli bir sosyal medya hesabından şöyle bir paylaşım yapıldı: “Bir yıldır çocuklarımı göremiyorum. Neden burada tutukluyum? Aziz İhsan Aktaş ailesiyle mutlu, ben ise anneler gününü çocuklarımla birlikte geçiremiyorum.”

Suç örgütünü kurup, yönettiği iddia edilen kişinin serbest, suç örgütüyle iş tutan kişinin tutuklu olmasının nedenini biliyoruz.

Oya Hanım da etkin iftiracılık ya da parti değiştirme yollarını tercih etmiş olsaydı, şimdi hapiste olmazdı; bunu da biliyoruz.

Ayrıca Oya Tekin’in eşi Celal Tekin’in de aynı davadan tutuklu olarak yargılandığını belirteyim.

Hatırlarsınız, 2025 yılının son aylarında bir sabah çok büyük bir operasyonla uyandık.

O tarihte Show TV, HaberTürk, Bilgi Üniversitesi, Bloomberg TV, Doğa Koleji, Kasımpaşa Spor Kulübü gibi şirketler de dahil olmak üzere Can Holding’in 121 şirketine el konulmuştu.

Şirketlerin bazıları TMSF tarafından mahkeme sonucunu bekleme gereği duyulmadan satılmıştı. Bazıları için de satış sürecinin sürdüğünü biliyoruz.

Can Holding’in başkanı ve medya kuruluşlarının yöneticisi operasyondan sonra tutuklanmış, Can ailesinin bazı fertleri ise yakalanamamıştı.

Şu anda bu operasyon çerçevesinde tutuklu kimse yok.

Operasyon sırasında kaçan bazı aile üyeleri de daha sonra geldiler ve hapiste yatmalarına hiç gerek kalmadan ikametlerinde kalmaları kaydıyla serbest bırakıldılar.

Kısacası yaklaşık 6 ay içinde bu soruşturmada tutuklu kalmadı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, şüpheliler için çok sayıda suçtan zincirleme ceza talep ediyor.

Bunlar şöyle: Suç örgütü kurma ve yönetme, suçtan elde edilen mal varlığı değerlerini aklama, nitelikli dolandırıcılık, kaçakçılık. Bu suçlamalar nedeniyle toplamı 40 yıla varan cezalar isteniyor.

Savcılık bu suçlamaları yaparken MASAK raporlarından filan da yararlanmıştı.

Oya Tekin için istenen ceza ise 4 yıldan 12 yıla kadar hapis.”

Bu davaya en çok casuslar güler-Deniz Zeyrek (Nefes)

“Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan ve Merdan Yanardağ’ın yargılandığı casusluk davasının duruşması devam ediyor. Silivri’de dün duruşmanın ikinci günüydü.

Konuyla ilgili Türk Ceza Kanunu (TCK) maddelerini daha önce yazmış, TCK’daki suç tanımının somut unsurları bakımından bu davadaki suçlamaların absürt olduğunu ifade etmiştim.

Bugün de aynı davayı casuslukla ilgili evrensel kabul görmüş tanımlardan yola çıkarak ele alacağım ve Gazeteci Merdan Yanardağ’ın savunması ışığında davanın omurgasının nasıl yanlış oluşturulduğunu anlatmaya çalışacağım.

“Casusluk” denince dünyanın her yerinde insanın aklına “bir devletin, kurumun veya şirketin gizli, stratejik ya da askeri bilgilerini, sahibinin izni olmaksızın yasadışı yollarla, teknolojiyi de kullanarak elde etme ve araştırma, aktarma faaliyeti” gelir.

“Casus” ise kesin olarak bir istihbarat örgütü için sırları çalmak üzere kullanılan kişi olarak tanımlanır. Bir casus ya gönüllü olur ya da ideoloji, vatanseverlik, para veya şantajdan aşka kadar birçok başka nedenden dolayı bilgi çalmaya yardım etmek üzere işe alınır.

Bir casusun istihbarat açısından en önemli niteliği değerli bilgilere erişebilme kapasitesidir. Bir bakan, üst düzey bir bürokrat çok nitelikli bir casus olabilir ama bir hükümet binasında görev yapan çaycı dahi erişebilme kapasitesine göre iyi bir casusa dönüşebilir. Türkiye’ye karşı en önemli casusluk faaliyetlerinden birini ABD Büyükelçiliği’ndeki bir bahçıvan yapmıştır. Çankaya Köşkü’nün bahçıvanıyla iyi ilişkiler kurarak Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın odasına saksılarda dinleme cihazları koymayı başarmıştır. (Bkz. Gizli Kulaklar Ülkesi/Faruk Bildirici)

Bir de gelişen teknolojiyle karşımıza çıkan siber casusluk meselesi var. O da genellikle “devlet sırlarına, gizli bilgilere bilgisayar sistemleri kullanarak/bilgisayarlık korsanlığı yöntemleriyle ulaşmak ve çalmak” olarak tanımlanabilir.

İstanbul’da görülen Casusluk Davası aslında bir “çift dikiş” durumu. Zira dava dosyasındaki her şey, İBB davasındaki eylem 13’ün karbon kopyası gibi.

Neden ayrı bir dosya açıp ayrı bir dava yürütüyorlar anlamak zor.

Merdan Yanardağ dün savunma yaparken şimdi Adalet Bakan Yardımcısı olan soruşturma savcısının iddianamesinden şu bölüme dikkat çekti:

“Niteliği gereği gizli olan bilginin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin zararına, yabancı bir devlet yararına temin edilmesi ya da açıklanması gerekmekte ise de casus ile casusluğu talep eden arasında bu bilgi ve belgenin karşı tarafa aktarılmasına yönelik bir anlaşmanın bulunması şart değildir.”

Siz bu cümleden ne anladınız?”

Tehdit politikası-Fikret Bila (halktv.com.tr)

“İktidar CHP’li belediyeleri tehdit altında tutuyor.

Belediye başkanlarının CHP’den ayrılıp AK Parti’ye geçmeleri için her yolu deniyor.

Belediye başkanının veya aile üyelerinden birinin açığı varsa “ya cezaevine girersin ya AK
Parti’ye geçersin” tehdidinde bulunuyor.

Eğer CHP’li belediye başkanı kendinden ve ailesinden eminse bu tehditlere boyun eğmiyor.

Dik duruyor.

Bu cesareti gösterenler cezaevine girmeyi göze alıyor ama partisine ihanet etmiyor.

Ancak CHP’li belediye başkanları arasında da istisnalar çıkıyor.

Şimdi de CHP’nin Afyon Belediye Başkanı Burcu Köksal AK Parti yoluna girdi.

Üç dönem CHP milletvekili olarak görev yapan Köksal, Meclis’te grup başkan vekilliği görevini CHP’yi terk edip AK Parti’ye giden CHP’liler hakkında da en ağır eleştirilerde bulunmuştu.

Örneğin CHP milletvekili Seda Kadıgil’in partisinden istifa edip TİP’e geçmesini ve CHP’yle ilgili olarak “aldatıldım” demesini şöyle eleştirmişti:

“Aldatıldın öyle mi? Gencecik yaşında milletin yıllarca emek verip gidemediği Parti Meclisi’ne girdin. Arkasından İstanbul’da kimi koysan seçilecek yerden milletvekili oldun. Sonra ideolojik ayrılıkla karşı karşıya olduğunu söyleyerek istifa edip TİP’e gittin. Biz canla başla köy, kasaba, dağ tepe iktidara gelmek için oy isterken, sen Kadıköy’de konfor alanlarında siyaset yapıyordun. En acısı da yerdeki karıncadan bile medet umarken partimizi bırakıp gitmendi.”

Evet Burcu Köksal, bu eleştirileri unutmuş gibi AK Parti’ye geçmeyi içine sindirebildi.

Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu!”

Yüz dolarlık çelişki-Atılım Murat (ekonomim.com)

“Enerji piyasalarında eşi benzeri görülmemiş bir dar boğaz yaşanıyor. Savaşın biteceğine dair umutlar sürse de sistemde büyük bir hasar oluştu. Küresel petrol arzının yüzde 14’ü ile sıvılaştırılmış doğal gaz akışının beşte biri devre dışı kalmış durumdadır. Orta Doğu’daki altyapı tahribatı da göz önüne alındığında, yüksek taban fiyat bir norm hâline gelmiş olabilir. Dolayısıyla fiyat düşüşlerinin sınırlı kalacağı ancak yükselişlerin agresif bir seyir izleyeceği asimetrik bir risk tablosuyla karşı karşıyayız.

Yüz dolarlık fiyata rağmen gelişmiş ekonomilerin gösterdiği direncin farklı nedenleri vardır. Enerji maliyetlerine karşı aşırı duyarlı olan imalat sanayinin ağırlığı azalırken, teknoloji ve hizmet sektörünün payı yükseliyor. Pandemi döneminde kamudan özel sektöre aktarılan muazzam kaynaklar da güç veriyor. Hane halklarını ve şirketleri destekleyen cömert maliye politikası, ekonomileri dış şoklara karşı dayanıklı kılıyor. Kısacası petrolün ekonomik sistem üzerindeki etkisi, 1973 krizine kıyasla çok daha sınırlı kalıyor. Fiyat 200 dolar gibi astronomik bir sınıra dayanmadığı sürece, mevcut seviyeler küresel sistem tarafından göğüslenebilir duruyor.”

Haneler küçüldü, yalnız yaşam arttı-Naki Bakır (Dünya)

“2008’de 4 kişi olan ortalama hane halkı büyüklüğü, 2025’te 3,08 kişiye düştü. Tek kişilik hane oranı 2014-2025 döneminde yüzde 13,9’dan yüzde 20,5’e çıktı.

Türkiye’de doğum hızının düşmesi, boşanmala­rın artması, evliliklerin gecikmesi, tek kişilik yaşamın yaygınlaşması, kırsal büyük ai­le yapısının çözülmesi ve eko­nomik nedenler gibi faktörlerin etkisiyle ortalama hane büyük­lüğü giderek düşüyor. Bu eğilim, Türkiye’nin demografik, top­lumsal ve ekonomik yapısın­da oldukça derin bir dönüşüme işaret ediyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), “Milli Aile Haftası” dolayısıyla yayımladığı “İsta­tistiklerle Aile” araştırmasına göre Türkiye’de 2008’de 4 ki­şi olan ortalama hane halkı bü­yüklüğü, yıldan yıla azalarak 2025’te 3,08 kişiye kadar düş­tü. Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) üzerinden yapılan belirlemelere göre orta­lama hane halkı büyüklüğünün en yüksek olduğu il, 4,84 kişi ile Şırnak. Bu ili 4,63 kişi ile Şanlı­urfa ve 4,43 kişi ile Batman izle­di. Ortalama hane halkı büyük­lüğünün en düşük olduğu il ise 2,49 kişi ile Tunceli oldu. Tun­celi’yi, 2,50 kişi ile Giresun ve 2,51 kişi ile Çanakkale izledi.

2014 yılında yüzde 13,9 olan tek kişilik hane halklarının ora­nı 2025’te yüzde 20,5’e yükseldi. İllere bazında incelendiğinde, 2025 itibarıyla tek kişilik hane halklarının oranının en yük­sek olduğu ilin yüzde 32,7 ile Gümüşhane olduğu görüldü. Bu ili yüz­de 30,8’le Tunceli ve yüzde 30,5’le Giresun izle­di. Tek kişilik hane halkla­rının oranı­nın en dü­şük olduğu il ise yüz­de 11,5 ile Batman oldu, onu yüzde 12,4’le Diyarbakır ve Van izledi.

Tek çekirdek aile olarak ifade edilen, yalnızca eşlerden veya eşler ile çocuklarından veya tek ebeveyn ve en az bir çocuktan oluşan hane halklarının 2014’te yüzde 67,4 olan oranı 2025’te yüzde 62,7’ye geriledi. 2025 iti­barıyla tek çekirdek aile oranı en yüksek il yüzde 70,5’le Gazi­antep. Bu ili yüzde 69,8’le Diyar­bakır ve yüzde 69,6 ile Şanlıur­fa takip ediyor. Tek çekirdek ai­le oranının en düşük olduğu il ise yüzde 49,9’la Tunceli oldu, onu yüzde 51,5’le Gümüşhane ve yüzde 53,4 ile Artvin izliyor.

Geniş aile olarak tanımlanan ve en az bir çekirdek aile ve di­ğer kişilerden oluşan hane halk­larının oranı da aynı dönemde yüzde 16,7’den yüzde 13,5’e düş­tü. Geniş aileden oluşan hane halklarının oranının en yüksek olduğu il ise yüzde 21,2 ile Hak­kâri. Onu yüzde 19,2 ile Batman ve yüzde 18,6 ile Şırnak ta­kip ediyor. Bu oranının en düşük olduğu il­ler ise yüzde 9,2 ile Eskişehir ve yüzde 10,3’le Ankara ve Çanakkale.”

Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiMedya
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale Smolenskaya, diasporanın hışmı ve Ermeni-Türk normalleşmesi

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

GünlükManşet

Pekin’de “süper” zirve

Medya Günlüğü
13 Mayıs 2026
Köşe YazılarıManşet

Doğanın aynası insan

Erdal Çolak
13 Mayıs 2026
GünlükManşet

Kiev’de “Midas Operasyonu”

Medya Günlüğü
13 Mayıs 2026
GünlükManşet

Kuzey Kore’ye “para yağdı”

Medya Günlüğü
13 Mayıs 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?