Sosyal medyada çok değerli bir dostum Endonezya Bali’den fotoğraf paylaşmıştı. O fotoğrafları görünce direkt yaptığım şey büyük bir heyecan ve mutlulukla oğlumu arayıp paylaşmak oldu.
-Doruk! Fahrettin Bey Endonezya’ya gitmiş, fotoğrafları var bakar mısın?
-Anne harika, çok sevindim…
***
Aslında hikâye 2000’li yıların başında Yalıkavak’ta başladı.
O yıllarda yaz aylarını oğlumla birlikte Yalıkavak’ta geçiriyorduk. En sevdiğim lacivert mavi Ege’nin beyaz köpüklü sularına karşı tepede bahçeli bir evde kalıyorduk. Manzara, hele hele gün batımı harikaydı. Kızılburun … Uzaklarda Didim sahilleri çıplak gözle seçilebiliyordu. Her yer buram buram yasemin, lavanta kokusu eşliğinde; beyaz Bodrum evlerini sarıp sarmalayan en sevdiğim rengârenk begonvillerin ve nefis güzellikte çiçeklerle ahenk içerisinde doğanın sanat eserleri sergileniyordu. Ve bir de sokakta yaşayan can dostlar! Hayatımın en güzel yıllarıydı diyebilirim.
Her sabah erkenden uyanıp bahçedeki çiçek ve ağaçları sularken dikkatimi çeken birkaç ev ilerideki sitenin merdiven başında duran 4 köpek olmuştu. Ne yapıyorlarsa yapsınlar, hatta uyuyor olsalar bile aniden uyanıp kulaklarını dikip koşmaya başladıklarında anlıyordum ki 2 köpekle birlikte yürüyüş yapan adam yolun köşesinden çıkacak… Adam ise hep aynı saatlerde köpek maması dolu kocaman bir kova ile geliyordu. Büyük bir disiplinle hepsine ayrı ayrı mamalarını paylaştırıyordu. Her biri mamalarını yerken başlarında bekleyip onları seviyor, konuşuyordu. Hatta kızıl tüylü olan yaramaz yavru diğerlerinin mamasına göz koyunca gülerek kızıyor gibi yapıp aslında kızamıyor ve biraz daha ona ekstra mama veriyordu. Güne onları izleyerek başlamak ayrı bir keyif olmuştu benim için…
Bir gün adam yine köpeklerin yanına gelip mamalarını paylaştırdığında; benim mesafem yolun karşısında ve biraz uzak olmasına rağmen “Merhaba… merhaba…” diye seslendim. Dönüp şaşkın bir şekilde bana baktı.
“Merhaba size kahve ikram etmek istiyorum. Köpekler hakkında sormak istediklerim var…”
Yolun ortasında duraklayarak önce bir sağa baktı, sonra sola çevirdi başını, daha sonra da bana döndü:
“Bacım, bir markete gideyim gazetemi alıp dönüşte uğrayayım.”
İşte, Fahrettin Bey ile ilk tanışma anımız bu şekilde yaşanmıştı. Dönüşte uğradığında kahvelerimizi içerken merak ettiğim soruları yanıtlıyordu bile… Yaz aylarında köpeklere bakan kişiler oluyordu ama ya kışın? Nasıl hayatta kalıyorlardı? Ben de mama alıp bakımlarına destek olmak istiyordum nasıl yardımcı olabilirdim?
Bu sohbet sırasında ayrıca değerli eşiyle birlikte yaz kış Yalıkavak’ta yaşadıklarını öğrenince daha da mutlu olmuştum çünkü köpeklerin karnı daima doyuyordu…
Bu güzel yürekli insanın uzun yıllar tekstil işinde çalışmış olması ortak bir konuyu aralamıştı.
Aslında Konyalıymış, çok genç yaşta Fransa’ya giderek orada çalıştığı için çok iyi Fransızcası vardı. Benim de akciğer kanserinden genç yaşında kaybettiğimiz canım ağabeyim uzun yıllar Fransa’da oturmuştu, hatta yengem Fransız’dı ve yeğenlerim Fransa’da yaşıyordu. Hayat aslında acılarla doludur ya… Laf lafı açınca değerli eşi Rukiye Hanım ile birlikte İstanbul, Yeşilköy’de maalesef trafik kazası geçirmeleri sonrası hayatının biricik aşkının omurilik felci ile yatağa bağımlı hale gelmesini gözleri dolarak paylaştı. Bu dönüm noktası ile yeni bir yol çizip patronu olduğu atölyesini kapatıp, işi gücü bırakıp, her şeyi satıp önceki yıllarda tatil için gelip çok beğendikleri Yalıkavak’a yerleşmişler. Tabii hayat hikâyesini dinlerken gözyaşı dökmemek elde değildi… Lakin bu büyük acılara göğüs gererek hayata, birbirlerine sıkıca kenetlenmiş, yaşam enerjisiyle dolu birbirlerinin can yoldaşı olmalarını dinlerken hayran kalmamak da mümkün değildi.
Köpekleri merak ederek kahve içmeye çağırdığım Fahrettin Bey o zamanlar 70’li yaşlarındaydı. Güzel eşiyle tanıştığım günü net hatırlıyorum, Yalıkavak sahilinde buluşmuştuk. Hatta canım annem de vardı yanımda… Kafenin önüne arabalarıyla geldiler. Önce bagajdan sandalyeyi indirerek açtı. O yaşına rağmen eşini arabanın ön koltuğundan kucaklayarak alıp tekerlekli sandalyesine yerleştirmişti. Şu an bu satırları yazarken bile gözlerimin önünde bu sahne. Ne muhteşem insanlar, nasıl büyük bir aşk? Hâlâ duygulanırım hatırladıkça…
Kaplıcalar sağlıklarına iyi geldiği için yılın belirli dönemlerinde başka şehirlere kaplıca seyahatine çıkıyorlardı. Fransa’dan bağlarını koparmamışlardı. Beş yılda bir de olsa yurt dışına çıkıp arkadaşlarını ziyaret ederek yeniden evlerine dönüyorlardı.
Fahrettin Bey, 30 yılı aşkın yatağa mahkûm kalan sevgili can yoldaşına destek olmanın yanında; her gün, abartısız yazıyorum, en az 15 kilometre yürüyüş ve koşusunu dik yokuşlar dâhil olmak üzere mutlaka yapıyordu. Çünkü bu sayede dinç ve sağlıklı kalıp değerli eşinin tüm ihtiyaçlarını karşılayabiliyordu. Deniz mevsimi ise her gün yüzmeye sahile iniyordu. Bahçelerindeki meyve ağaçlarıyla, o güzelim çiçeklerle tek tek ilgilenmek rutin işleriydi. Rukiye Hanım ise asla fazla kilo almamıştı. Çok dikkat ediyordu. Sohbetlerimiz sırasında kendinin kilo alması Fahrettin Bey’in sağlığını zorlayabilir diyerek onun gözünün içine sevgi ile bakmıştı… Ah ne güzel incelikler! Birbirlerini kendilerinden fazla düşündükleri nefis bir bağ vardı aralarında…Onların yüreklerinin güzelliğini anlatmak o kadar zor ki, sözcükler yetersiz kalıyor benim için…
Bir yaz mevsimi… Yine Yalıkavakta’yız. Telefonum çaldı. Arayan Fahrettin Bey… Sesi çok kötü… Hayatının aşkı sonsuza dek veda etmiş. Çok üzüldüğüm, çaresiz kalınan anlardan biri…
“Hemen geliyoruz” diyebildim sadece…
***
Yıllar sonra onu ziyarete gittiğimde Yalıkavak’ta buluşup yine kahve eşliğinde sohbet ederken o ilk tanıştığımız günü aile dostuna şöyle anlattı:
“Her sabah markete giderken köpeklere mama veriyordum. Biliyorsun köpekleri beslediğim, sevdiğim, konuştuğum için benden uzak durup, rahatsız olduklarını belli edenler oluyordu. Hatta beslediğim için kızanlar, kavga çıkaranlar, köpeklere taş atanlar bile vardı. Bu bacım yolun yukarısından, bahçesinin demirlerinden sarkmış ‘Merhaba’ diye sesleniyor. Bana mı acaba diye baktığımda ‘Merhaba, size bir kahve yapayım’ diye konuşmaya başlayınca ne yapacağımı şaşırdım. Komşum olup ‘Günaydın’ demekten bile yoksun kişiler varken, hiç tanımadığım birisi beni bahçesine davet edip kahve ikram edeceğini, köpeklerle ilgili konuşmak istediğini söylüyor; bir sağa baktım bir sola o arada düşünüp markete gideyim diye zaman kazandım. Nasıl şaşırdım bir bilsen! Marketten dönüp uğradığımda ise bu güzel yürekli bacımla tanışmış oldum.”
İşte, hayat dolu bu güzel insanla sokakta yaşayan can dostlar sayesinde tanıştıktan sonra yıllar yıllar geçti aradan… O can dostlar, sevdiklerimiz veda ettiler, başka canlar geldi geçti. Şimdilerde kedileri var sevimli bücürükleri…
Yunan adalarına, Avrupa’ya aile dostları ile seyahat ettiğini biliyorum ama 12-13 saatlik uçuşla ulaşılan Endonezya’ya tatile gidip fotoğraf paylaşınca mutlulukla ilk oğlumu aradım. Bir yandan da merak ettim neden Endonezya? Özel bir yeri mi var, hayali miydi?
Tatilden döndükten sonra aradım. Hint Okyanusu’nun uçsuz bucaksız maviliğini, güzellikler dolu doğasını duygularını katarak anlattığı sesinden dinlerken sordum neden daha yakın yerler varken Bali’yi seçtiğini?
Aile dostlarının kızı ve damadı turlara bakarken Endonezya’yı görmek istemişler. Ona da haydi hep beraber gidiyoruz denince; tıpkı yurt dışından gelen emeklileri görüp özendiğimiz gibi dünyanın ucundaki yemyeşil ormanları, tropik şelaleleri, yüzlerce sevimli maymuna, çevremizde görmediğimiz farklı hayvanlara, asırlık ağaçlara, rengârenk çiçeklere, huzura, dinginliğe ev sahipliği yapan doğa harikası coğrafyayı 80’li yaşlarında gezmenin istisnai keyfiyle tanışmış. Ve en çok etkilendiği ise orada yaşayan insanların saygı ve sevgi dolu kültürleri, kaliteli iletişimleri… Özetle insanın insanca davranışları!
Telefonu kapatmadan önce bu kadar uzun uçak yolculuğunu bir daha istemediğini söylerken, kulaklarının sese karşı hassas olduğunu hatırladım. “O basınç çok rahatsız etmiş olmalı” dedim. “Evet, çok rahatsız oldum” dedi. Lakin 10 günlük seyahati esnasında enerjisinin günlük yürüyüşleri, yüzmesi sayesinden kaynaklı olduğunu eklemeyi ihmal etmedi.
Ben de sevgili Fahrettin Caner’i tanıdığım yıllara istinaden dengeli ve sağlıklı beslenmesini, temiz havada yaşamasını, sağlık kontrollerini aksatmadan yaptırmasını, bilinçli insanca yaşam felsefesine, insanlara, doğaya, hayvanlara daima gülerek, hoş görüyle pozitif bakışını ilave ediyorum.
Sevgiyle, dostlukla…
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
