1970’lerde Türkiye’de “bıyıklar savaşı” vardı.
Daha doğrusu, siyasetin beden dilini bıyık domine ediyordu.
Ülke siyasi anlamda iki parçaydı. Sağ ve sol. İki taraf da kendi içinde alt kümelere bölünmüştü. Ama iki baskın küme devrimciler ve ülkücülerdi.
Eski tabir ile alametifarikaları ise bıyıktı.
Evet.
İki düşman yapının mensupları, aidiyetlerini bıyıkları ile ifade ediyordu. Ya da bir başka ifade ile kümelerin üyeleri, birbirlerini bıyıklarından tanıyordu.
Dudak ile burun arasına ince bir çizgi çekilmiş gibi duran ve iki taraftan çengel misali aşağı sarkan bıyıklılar ülkücüydü.
Muhtemelen Stalin’den mülhem, üst dudağı neredeyse jaluzi gibi kapatan ve alt dudağa çalı süpürgesi misali değen bıyıklılar ise devrimci.
Üniversite yıllarında ben de ikinci gruptaydım.
Burnumun altından çıkan kılları alt dudağıma kadar uzatmıştım. Bununla bir aidiyet vurguluyordum. Stalin bıyığı bir isyan simgesiydi.
Şimdilerde ise, bu kılları belirli şekillerde uzatarak bir mesaj verme düşüncesi beni şaşırtıyor ve hatta bir anlam vermekte bile zorlanıyorum.
Ama o kuşaklara da fazla haksızlık etmeyelim.
Bıyıkla mesaj vermek bugüne özel bir davranış değil. Binlerce yıl önce de vardı ve aynı bugün gibi karşı tarafa gizli ya da açık mesajlar veriyordu.
Antik Mısır’da firavunlar ve yine aynı dönemlerde Mezopotamya kralları ustaca şekillendirilmiş bıyıklar ile otorite ve bilgelik gösterisi yapıyordu.
Orta Asya’daki İskitler (M.Ö. 900–200) gibi göçebe topluluklar, güç ve erkekliği vurgulamak için bıyıklarını özenle şekillendirirdi.
Bıyığın evrimi, binlerce yıl boyunca güç, bilgelik, askeri disiplin ve kişisel ifadenin bir sembolü olarak değişen sosyal ve kültürel değerlerin bir yansıması olmuştur.
Antik çağlardan modern zamanlara kadar bıyık bazen zorunlu bir üniforma parçası, bazen bir statü simgesi, bazen de bir isyan işareti olarak görülmüştür.
Antik Yunan’da ve Roma’da ise, bıyık ya da sakal barbarlık ile ilişkilendirilirdi. Bunun tek istisnası filozoflardı. Onlar sakal ile bilgelik etkisi yaratırdı.
Orta Çağ Avrupası’nda algı tekrar değişti.
Şövalyeler ve savaşçılar cesaret ve üstünlük vurgusu için saka ve bıyık bıraktılar. Öyle ki, kafaları kapatan zırhlı başlıklar bile bıyık ve sakal görünecek şekilde tasarlanmıştı.
Rönesans döneminde ise bıyık daha rafine bir stil kazanmış ve “Van Dyke” gibi sivri sakallarla birleşen modeller soylular arasında popüler olmuştur.
19. yüzyıl bıyığın “altın çağı” olarak kabul edilir. Britanya ordusunda 1860-1916 yılları arasında bıyık bırakmak zorunlu tutulmuştur. “Gidon” (Handlebar) ve “Mors” (Walrus) gibi gösterişli modeller bu dönemin disiplin ve itibar simgesiydi.
I. Dünya Savaşı’nda gaz maskelerinin yüze tam oturması gerekliliği nedeniyle daha kısa bıyıklar (fırça tipi) tercih edilmeye başlanmıştır.
Savaş sonrası Hollywood yıldızları (Clark Gable, Errol Flynn) bıyığı karizma ve çekicilikle özdeşleştirerek ince “kalem bıyık” modasını başlatmıştır.
1960 ve 70’lerde bıyık, karşı kültür hareketlerinde isyanın bir simgesi olarak geri dönmüştür. 2003 yılında Avustralya’da başlayan “Movember” hareketi ile bıyık, erkek sağlığına (prostat kanseri vb.) dikkat çeken bir farkındalık sembolüne dönüşmüştür.
Günümüzde ise bıyık, bir toplumsal ifadeden ziyade, kişisel tarzın yansımasıdır. Bıyık ile öz güven vurgulanmaktadır. Buna “hava atmak” da denilebilir.
Bazıları bıyığı estetik gösterisi olarak kabul etmektedir.
Fakire sorarsanız..
Burnumun altını kılla doldurduğum zamanlar bana tuhaf geliyor.
İnanmakta zorlanıyorum.
***
Salvador Dali fotoğrafı: Philippe Halsman
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
