The Times, geçen hafta Nepal’de ortaya çıkarılan bir sigorta dolandırıcılığı çarkını haberleştirerek mercek altına aldı.
Gazetede yer alan iddialara göre, sigorta dolandırıcılığı amacıyla dağcıların yiyeceklerine kasıtlı olarak karbonat karıştırılarak hastalandırıldıkları öne sürüldü. Haberi asıl çarpıcı ve özel kılan ise, bu iddiaların dünyanın en bilinen zirvesi Everest’e tırmanan dağcılar üzerinden gündeme gelmiş olmasıydı.
Dünyanın en yüksek zirvesinde yaşanan sahte kurtarma skandalı, sigorta sistemini ve turizm sektörünün etik sınırlarını sorgulatıyor.
Dünyanın en yüksek noktası Everest, artık yalnızca cesaret ve doğa tutkusu ile anılmıyor. Ortaya çıkan skandal, insan hayatının organize bir çıkar düzeni tarafından nasıl istismar edilebildiğini gözler önüne seriyor.
İddialara göre, bazı dağcıların yiyeceklerine karbonat karıştırılıyor. Amaç, dağcıları yapay biçimde hasta etmek. Ardından “hayati tehlike” gerekçesiyle dağcılar pahalı helikopter tahliyelerine yönlendiriliyorlar. Devreye şişirilmiş faturalar ve tartışmalı tıbbi işlemler giriyor.
Burada çalınan yalnızca para değil. İnsan hayatı, ölüm korkusu ve güven mekanizması istismar ediliyor.
Bir insanı bilerek hasta etmek ve korkusunu paraya çevirmek, ahlaki iflas ve mesleki ihanetin göstergesidir.
Dağcılık zaten hayatla ölüm arasındaki ince çizgidedir. Rehberler, sağlık personeli ve lojistik ekipler, sadece hizmet sunmaz; güvenin taşıyıcısıdır. Eğer bu zincir bozulursa, zirveye ulaşmanın anlamı kalmaz.
2022-2025 arasında yüzlerce hayali kurtarma operasyonu ve milyonlarca dolarlık maliyet, tek tek bireylerin değil, örgütlü bir çıkar zincirinin varlığını gösteriyor. Üstelik bu ağ, acil durum refleksini istismar ederek güven mekanizmasını kazanca çevirmiş durumda.
Fatura sadece şirketlere kesilmez;
Bu tür organize sahtekârlıkların bedelini yalnızca sigorta şirketleri ödemez:
Primler yükselir,
Poliçeler sertleşir,
Gerçek mağdurlar daha fazla sorgulanır,
Acil tahliyelerde gecikmeler yaşanır,
Dürüst müşteriler sahtekârların maliyetini sırtlar.
Bugün sahte tahliyeler yüzünden artan şüphecilik, yarın gerçekten ölüm kalım anı yaşayan bir dağcının yardım sürecini geciktirebilir.
Vitrin parlıyor, arka oda karanlıksa çürüme kaçınılmazdır.
Everest, Nepal için ekonomik bir vitrin. Ama parlak vitrin arkasında sağlıklı bir düzen taşımıyorsa etik dışı davranışlar sisteme sızar. Bu nedenle sadece bireysel suçlular değil, sistemin boşlukları da sorgulanmalıdır.
Çözüm önerileri;
Bağımsız tıbbi doğrulama: Acil tahliyelerde ikinci kontrol zorunlu olmalı.
Dijital uçuş ve tahliye kayıtları: Helikopter uçuşları anlık dijital sistemle eşleştirilmeli.
Ortak risk havuzları: Tur acenteleri, rehberler, hava operatörleri ve sağlık kuruluşları arasında şeffaf veri paylaşımı sağlanmalı.
Denetim ve ceza mekanizmaları güçlendirilmeli: Şüpheli operasyonlar uluslararası sigorta veri tabanlarıyla eşleştirilmeli.
Acil durum istisnası yeniden tasarlanmalı: Hayat kurtarmayı yavaşlatmadan, kötüye kullanımın önüne geçecek sistemler oluşturulmalı.
Düşen insanlık oldu
Everest hâlâ beyaz ve heybetli. Ama yaşananlar gösterdi ki, en yüksek zirvede bile insanlık bazen en derin çukura düşebilir.
Bir dağcı fırtınaya yakalanabilir, buzula düşebilir, oksijensiz kalabilir. Ama hiç kimse, kendi rehberi tarafından hasta edilip korkusunun paraya dönüştürüleceğini düşünmez.
Everest’te yaşananlar sadece bir sigorta skandalı değil; insan hayatını ticaretin en kirli zeminine çeken organize bir vicdansızlık dosyasıdır.
Zirve aynı kaldı. Ama düşen, insanlıktı.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
