Hayatın ikinci baharında yeni bir dil öğrenmek mi, neden olmasın?
Yabancı dil öğrenmeye ilişkin ön yargılarımızı bir kenara bırakalım: Belki de, uzun zamandır ertelediğimiz bir hayali gerçeğe dönüştürmenin zamanı gelmiştir.
Anne babalık ve mesleki yükümlülüklerin görece azalmasıyla sakin bir döneme girilebilir. Ancak bu, durgun bir emeklilik dönemi olmak yerine yeniliklerle tanışma sürecine evrilebilir. Bu yeniliklerden biri de farklı bir lisanı keşfetmek olabilir.
“Bu yaştan sonra yabancı dil öğrenilmez” diyenler mutlaka olur. Oysa sosyal psikoloji araştırmaları da gösteriyor ki birçok bireyin asıl engeli öğrenememek değil, başkaları tarafından yargılanma ve yetersiz görülme korkusu. Dolayısıyla bireyin kendi potansiyelini gerçekleştirmesinin önündeki asıl engel, toplumsal yargıların yarattığı psikolojik bariyerler.
Bu bariyeri aşmanın yollarından biri, dil öğrenimini başkaları için sergilenen bir “sosyal performans” olarak görmek yerine kişisel gelişimimizi destekleyen bir yolculuk olarak benimsemektir. Bu bakış açısı, öz güvenimizi pekiştirerek “başkaları ne der” kaygısını azaltır.
Bu noktada, modern davranışçı terapilerin de yararlandığı Stoacı felsefenin temel ilkelerini anımsamak yararlı olabilir: “Herkes her zaman hata yapabilir. Önemli olan hata yapmak değil, hatalara nasıl tepki verdiğimizdir.”
Bu anlayış dil öğreniminde karşılaşılan güçlükleri bireysel başarısızlık olarak değil, gelişimin doğal basamakları olarak görmemizi sağlar. Hata yapmanın insan olmanın doğal bir parçası olduğunu kabul etmek, zihinsel ve duygusal ilerlemeyi destekler. Daha genç bireylere kıyasla daha sık hata yapmak ya da daha yavaş ilerlemek neden bir sorun olsun? Asıl önemli olan, başkalarının ne düşündüğüne odaklanmak yerine kendi öğrenme ve gelişim serüvenimizin tadını çıkarabilmektir.
Bu perspektif, günümüzde “ileri yaşın dil öğrenimine engel olduğu” ön yargısını giderek daha çok tartışmaya açmaktadır. Dil bilimi, nöroloji, psikoloji ve eğitim araştırmaları, yeterli motivasyon olduğu sürece beynin ileri yaşlarda bile dil öğrenme kapasitesini önemli ölçüde koruduğunu göstermektedir. Stoacı filozof Seneca’nın dediği gibi; “Hiç kimse bilmeye başlamak için geç kalmış değildir.”
Edinilmiş kalıplardan sıyrılmak için, son yıllarda yürütülen araştırmalara göz atmakta yarar var. Gazi Üniversitesinden Prof. Dr. Cem Balçıkanlı, “Dil her yaşta öğrenilebilir. 40 yaşından sonra da, 65’ten sonra da…” diyerek, geç yaşların dille tanışmaya engel olmadığını vurguluyor (50 Soruda Dil Öğrenme, 2021, Bilim & Gelecek Kitaplığı).
Beynin yaşla değiştiği varsayımıyla, uzunca bir süre dil öğrenimi çocukların ayrıcalığı olarak görüldü. Çocuklar bu konuda daha hızlı olsalar da, dil öğreniminin yalnızca erken yaşlarda yapılabildiği düşüncesi bugün artık geçerliliğini yitirmiş bulunuyor.
Çocuklar dili, çevrelerindeki ortamda işitsel ve görsel uyaranlarla doğal olarak edinir. Bu kendiliğinden ilerleyen bir öğrenme sürecidir ve özel bir çaba gerektirmez. Yetişkinler ise bilinçli bir çaba ortaya koyarlar, mantıksal çıkarımlar yapmaya çalışırlar ve gramer kurallarıyla birlikte öğrenir.
Bu değişen bakış açısını destekleyen bir başka önemli görüş ise Harvard Üniversitesinden Prof. Catherine Snow’a ait. Snow, “kritik dönem” diye bilinen kavramın düşündüğümüz kadar katı olmadığını ve yetişkinlerin de başarılı olabileceğini belirtiyor (“Three Misconceptions About Age and L2 Learning”, 2000). Bu bağlamda, 60 yaşındaki birinin de bir genç kadar başarılı olabileceği ortaya çıkıyor.
Yetişkinler dili analitik ve anlam odaklı öğrenerek kavramsal derinlik kazanır ve beyinin her iki yanını da çalıştırarak dil öğrenimini zihinsel bir egzersize dönüştürür. Bu yaklaşım, gençlerle benzer başarıya ulaşmalarını yardımcı olur. Ancak, yaşla gelen bazı çağrışım gecikmeleri ya da telaffuz zorlukları motivasyonu kırmamalı ve gelişim için birer fırsat olarak görülmeli (Lourdes Ortega, Georgetown Üniversitesi, 2024, NG).
Öte yandan, sinir bilim araştırmaları da bu olumlu tabloyu destekler nitelikte: Yetişkinler, dil öğrenme sürecinde yalnızca yeni sinirsel bağlar oluşturmakla kalmayıp karar verme ve planlama yetilerini de güçlendirir (Dr. Norman Doidge, The Brain that Changes Itself, 2007).
Bu bulgular, ileri yaşlarda yeni bir dil öğrenmenin bilişsel rezervi artırarak demans ve alzaymır gibi hastalıkların başlangıcını geciktirebileceğini göstermektedir. Bu nedenle dil öğrenimi, bilişsel kıvraklığı korumanın ve belleği dinç tutmanın en etkili yollarından biri olarak öne çıkmaktadır (Demenz: Kann Zweisprachigkeit Alzheimer verzögern, Spektrum, 2017).
Dil öğreniminde başarıya ulaşmanın en önemli üç dayanağı motivasyon, disiplin ve stratejidir. Bu üç bileşenin, bireyin öğrenme eğilimlerine göre belirlenmesi yararlı olacaktır. Örneğin, görsel belleği güçlü olan biri resim, video ve şemalarla daha etkili çalışabilirken işitsel ağırlıklı biri konuşma ve dinleme pratiğiyle, diyaloglarla daha verimli sonuçlar elde edebilir.
Öğrenme stilinizi bilmek, kendinize özel bir plan hazırlamak ve bunları günlük yaşama katmak, dil öğrenmeyi adeta kültürel ve entelektüel bir yolculuğa dönüştürür. Böylelikle bu yolculuk, rotasını bizzat kendi ilgi alanlarınıza ve ihtiyaçlarınıza göre çizdiğiniz anlamlı ve kalıcı bir öğrenme sürecine evrilir.
Yabancı dil öğrenimi için 7 yardımcı unsur şöyle özetlenebilir:
1. Motivasyonun güçlü tutmak: Örnek, yurt dışı gezisinde şarap listesini okumak vb.
2. Kendine uygun öğrenme stratejisi seçmek: Örnek, altyazısız film izlemek
3. Yanılmaktan korkmamak: “Mükemmeliyetçiliğe veda” felsefesini benimsemek
4. Tutarlılık ve rutin: Örnek, her sabah kahvesinden sonra 20 dakika alıştırma yapmak
5. Dili yaşamak: Örnek, yabancı dilde bir YouTube kanalı takip etmek ya da dizi izlemek
6. Duygusal dayanıklılığı artırmak: Başkalarınca onaylanma beklentisinden özgürleşmek
7. Merakı korumak: Dille birlikte kültürel yönleri de keşfetme isteğini korumak
Yaşımız kaç olursa olsun, kendimize güvenmeli ve hata yapmaktan korkmamalıyız. Dil öğrenmek bir mucize değil, bilinçli bir seçimdir. İkinci baharımızda bilgi ufkumuzu genişletmek, zihninizi genç tutmakla kalmaz, sosyal yaşantımızı zenginleştirir ve dünyaya farklı bir pencereden bakmamızı sağlar.
Bu yolculukta pusulamız yine kendi motivasyonumuzdur. Belki de tek gereken o ilk adımı atmaktır. Çünkü bazen hayatın en sürprizli yolculukları, ummadığımız bir kapıyı çalmakla başlayabilir. Kim bilir, belki de o kapı, yeni bir dilin melodisinde saklıdır.
İlgili yazı:
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları: