TBMM’de yeni çözüm süreci için kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu yasal düzenleme önerileri sunmak için rapor yazma aşamasına geldi.
Şu ana kadar CHP, MHP, DEM Parti, DSP, EMEP ve TİP raporlarını TBMM Başkanlığı’na teslim etti. Açıklanan raporlarda önemli farklılıklar gözleniyor.
CHP raporunda, Kürt sorununun yalnızca güvenlik politikaları ile çözüleyemeyeceğinin altı çizilerek, “Çözüm, gerçek bir demokrasinin inşasından bağımsız düşünülemez” denildi. “Meşru siyaset alanının daraltılmasına yönelik uygulamalar hızla geri alınmalıdır” ifadesine yer verildi.
MHP, süreci “Güvenlik ve terör” ekseninde ele alarak güvenlikçi bir yaklaşım sergiliyor. TİP ve EMEP’in raporlarında demokratikleşme adımlarının atılması beklentisi var. DEM Parti ise, “umut hakkı”, “demokratik entegrasyon”, “demokratik anayasa” gibi beklentileri dile getiriyor.
AKP’nin raporunun sunulmasının ardından ortak bir metin haline getirilmesi öngörülüyor. Ardından komisyonun nihai raporu hazırlayarak TBMM’ye sunması planlanıyor. Bu rapordaki öneriler yasa teklifi haline getirilerek TBMM Başkanlığı’na sunulmaları durumunda normal tekliflerdeki işleyiş gibi önce ilgili komisyonda ele alınacak, ardından Genel Kurul’da oylanacak. Zor ve kritik bir süreç.
Açıklanan raporlardan özellikle DEM Parti’nin 99 sayfalık raporu ses getirdi. Kürt çevreler raporun,“Kürt meselesinin çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi adına tarihi bir manifesto niteliği taşıdığını” ileri sürüyorlar.
Sürecin mimarı olarak PKK lideri Abdullah Öcalan’ın işaret edildiği raporun en dikkat çekici bölümünü, barışın kalıcı olması için önerilen yasal düzenlemeler oluşturuyor.
DEM Parti, “Demokratik Entegrasyon Yasası” adı altında bir “Barış Yasası” çıkarılmasını talep ediyor. Bu yasanın temel unsurları şunlar:
Tam entegrasyon: Silah bırakanların, sürgündekilerin ve siyasi tutukluların toplumsal ve siyasal hayata onurlu katılımının sağlanması.
Özel yargılamaların kaldırılması: Terörle Mücadele Kanunu (TMK) ve özel yetkili mahkemelerin kaldırılarak evrensel hukuka dönülmesi.
Umut hakkı: Abdullah Öcalan başta olmak üzere, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılanlar için AİHM kararları doğrultusunda “Umut Hakkı”nın tanınması ve serbest kalma ihtimalinin yasal güvenceye alınması.
Sicil temizliği: Çatışma süreciyle bağlantılı soruşturma ve kovuşturmaların, barışın toplumsallaşması adına sonlandırılması.
Kayyımların sonlandırılması ve yerel demokrasinin inşası
Raporda, demokratik siyasetin temel taşlarından biri olan yerel yönetimlerin yeniden işlerlik kazanması hayati bir adım olarak nitelendiriliyor.
Bu kapsamda, kayyım uygulamalarına derhal son verilmesi ve görevden alınan seçilmiş belediye eş başkanları ile meclis üyelerinin görevlerine iade edilmesi talep ediliyor.
Rapor, bu idari işlemin sadece bir “geri dönüş” değil, aynı zamanda devletin yerel iradeye saygı duyduğunun bir göstergesi olacağını vurguluyor. Ayrıca, yerel demokrasinin uluslararası standartlara kavuşması için Türkiye’nin taraf olduğu ancak çekince koyduğu ‘Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’ndaki çekincelerin kaldırılması öneriliyor.
Bu adımın, yerel yönetimlerin idari ve mali özerkliğini güçlendireceği ve merkezi vesayetin yarattığı tıkanıklığı aşarak demokratik katılımı tabana yayacağı belirtiliyor.

Kamusal alanda ana dil hakkı ve çok dilli hizmet
Rapor, ana dil hakkını bireysel bir iletişim özgürlüğünün ötesinde, kamusal bir hak olarak tanımlıyor. Kürtçe başta olmak üzere Türkiye’de konuşulan tüm ana dillerin; eğitim, sağlık, yargı ve kamu hizmetlerinde kullanılmasının önündeki yasal ve fiili engellerin kaldırılması gerektiği vurgulanıyor.
Eğitimde ana dilinde eğitim hakkının tanınması, hastanelerde ve belediyelerde çok dilli hizmet sunumu ve mahkemelerde tercüman zorunluluğunun ötesine geçilerek ana dilde savunma ve yargılanma hakkının güvenceye alınması öneriliyor.
Bu düzenlemelerin, yurttaşların devlete erişimini kolaylaştıracağı ve aidiyet duygusunu güçlendireceği ifade edilerek, ana dilinin kamusal alanda “bilinmeyen dil” muamelesi görmesinin tarihe karışması gerektiği belirtiliyor.
Eşit yurttaşlık ve inanç özgürlüğü
Toplumsal barışın sağlanması için anayasal düzlemde “eşit yurttaşlık” ilkesinin hayata geçirilmesi raporun merkezinde yer alıyor. Bu çerçevede, devletin tüm inançlara ve kimliklere eşit mesafede durması gerektiği belirtilerek, Alevilerin uzun süredir talep ettiği cemevlerine ibadethane statüsünün tanınması ve zorunlu din dersi uygulamasının kaldırılması gibi somut adımlar öneriliyor.
Rapor, Sünni-Hanefi inancı dışındaki tüm inanç gruplarının ve farklı etnik kimliklerin, kendilerini anayasal güvence altında hissedeceği, ayrımcılığın suç sayıldığı ve devletin hiçbir kimliği diğerine öncelemediği yeni bir yurttaşlık tanımının, demokratik cumhuriyetin çimentosu olacağını savunuyor.
Yargı reformu ve hukukun üstünlüğü
Raporda, yargının siyasi bir baskı aracı olmaktan çıkarılarak evrensel hukuk normlarına döndürülmesi, sürecin güvenilirliği açısından kritik bir eşik olarak görülüyor.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarının (özellikle Osman Kavala, Selahattin Demirtaş ve Gezi Davası tutukluları başta olmak üzere) eksiksiz ve derhal uygulanması talep ediliyor.
Ayrıca, cezaevlerinde tutulan hasta mahpusların tahliyesi için Adli Tıp Kurumu prosedürlerinin insan haklarına uygun hale getirilmesi gerektiği vurgulanıyor.
Rapor, muhaliflere yönelik uygulanan ve hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayan “düşman ceza hukuku” pratiklerine son verilmesini, yargının bağımsızlığının ve tarafsızlığının yeniden tesis edilmesini, barış sürecinin hukuki garantisi olarak sunuyor.
Hakikat, yüzleşme ve onarıcı adalet mekanizmaları
Kalıcı barışın ancak geçmişin yaralarının sarılması ve toplumsal hafızanın onarılmasıyla mümkün olacağını belirten rapor, TBMM bünyesinde bağımsız uzmanların da katılımıyla bir “Hakikat ve Adalet Komisyonu” kurulmasını önermektedir. Bu başlık altında şu somut adımlar sıralanıyor:
Faili meçhul cinayetler: Geçmişte işlenen faili meçhul cinayetlerin ve zorla kaybetmelerin aydınlatılması, faillerin yargı önüne çıkarılması ve cezasızlık politikasına kesin olarak son verilmesi.
Tarihsel yüzleşme ve yas hakkı: Kürt halkının ve toplumsal hafızanın önemli figürleri olan Şeyh Said, Seyit Rıza ve Said-i Nursi’nin mezar yerlerinin açıklanarak ailelerine ve topluma iade edilmesi; yas hakkının devlet tarafından tanınması.
Hafıza mekânları: Başta işkence ve insan hakları ihlalleriyle anılan Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi olmak üzere, benzer mekanların “Utanç Müzesi” ve hafıza merkezlerine dönüştürülerek, yaşananların bir daha tekrarlanmaması için toplumsal bir bilinç oluşturulması.
Geri dönüş ve tazminat: Çatışmalı süreçte zorla boşaltılan köylere geri dönüşün güvenli bir şekilde sağlanması, köylerin altyapısının devlet tarafından inşa edilmesi ve mağdurların zararlarının güncel ekonomik koşullara göre tazmin edilmesi.
DEM Parti’nin raporuna tepkiler yoğun. Raporun,barış değil, Lozan’la, üniter devletle ve Cumhuriyetle hesaplaşma bildirgesi niteliği taşıdığı vurgulanıyor.
Raporda, silah bırakmadan, pişmanlıktan, fesihten söz edilmediğine işaret ediliyor. Anayasa değişikliği talebine, af ve meşruiyet talebine dikkat çekiliyor. Devletin geri çekilmesi çağrısına dikkat çekiliyor. “Barış” kelimesinin sadece bir kılıf olduğu, asıl hedefin rejim değişikliği olduğu, raporun Meclis’te tartışılacak bir belge niteliği taşımadığı, devletin kırmızı çizgilerine karşı yazılmış bir başkaldırı metni olduğu vurgulanarak, muhatabının milletvekilleri değil, Cumhuriyet savcıları olduğu söyleniyor. Kandil’in ve İmralı’nın yanı sıra bölgeye yönelik stratejik hesapları olanların da raporun hazırlanmasına katkıları olabileceği söyleniyor. Demokrasi, insan hakları, özgürlük gibi kavramların arkasına saklanılarak ülkenin parçalanmasının hedeflendiği ileri sürülüyor.
DEM Parti raporuna karşı kamuoyundan yükselen tepkiler, raporlar arasındaki farklılık, farklı beklentiler sürecin nereye gideceği konusundaki muğlaklığı derinleştiriyor. İç politik hesapları da göz önünde tuttuğu söylenen AKP’nin raporu merakla bekleniyor.
Bu köşede yayınlanan “Komisyon’un İmralı’ya Gidilmesi” başlıklı 28 Kasım 2025 tarihli yazımızda, önümüzdeki sürece ilişkin akla gelen bazı sorulara da işaret olunmuştu. Bu çerçevede, DEM Parti’nin beklentilerine AKP’nin ne ölçüde olumlu yanıt vereceği, milliyetçi, muhafazakar seçmenlerini atmak durumunda kalacağı zor adımlar konusunda nasıl ikna edeceği sorulmuştu. Bu itibarla, AKP’nin, DEM Parti’nin raporunda dile getirdiği beklentiler de dikkate alınarak, açıklayacağı rapor sürecin geleceği açısından önemli olacak.
Partiler arasındaki yaklaşım farklılığı dikkate alındığında TBMM’ye sunulacak ortak metnin hazırlanmasının kolay olmayacağı düşünülmekte. Sürecin geleceği açısından Meclis’e sunulacak metnin asgari müşterekleri içermesi ve ekinde partilerin sunduğu raporların yer alması güçlü bir olasılık olarak görülmekte.
Fotoğraf: Gazete Oksijen
İlgili yazı:
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
