Düşüncelerini ifade etmek insanın yakıcı bir ihtiyacıdır. İnsan bu ihtiyacını bastırmak zorunda bırakılabilir ki zaten toplumsal hayatı birlikte yaşamayı mümkün kılan da bazı düşüncelerimizi kendimize saklamayı öğrenme yeteneğimizi geliştirmek olmuştur.
Bunun adına usul deyin, adap deyin, görgü, nezaket, medeniyet deyin. Ama bu doğal halimizde olan bir şey değildi, öğrendik. Bedenimizin ihtiyaçlarını da -tuvale, cinsellik, tükürme, sümkürme, yellenme- uygun yer ve zamana ertelemeyi, kendimizi “tutmayı” öğrendik. Hâlâ öğreniyoruz. Ancak toplumsal alan siyasal alandır. İktidarlar bu alanda sarf edilen her cümleyi, her şikâyeti, her düşünceyi, her eleştiriyi kendilerine bir tehdit olarak görür ve doğası gereği, yani ihtiyaç olduğu için engellenmesi de mümkün olmayan, eğer olursa bireyde ruhsal yaralar açan, bireyi psikolojik açından sakatlayan baskılar artarsa yani “konuşma özgürlüğü” ortadan kaldırılır, konuşmak yasaklanırsa insanlar delirir.
Delirmemek için “takiye”, iki yüzlülük, yalan, riya alır başını gider. Bu duruma düşen birey önce içinde bulunduğu ortama, sonra topluma, sonra hayata ve nihayet kendine yabancılaşır. Delirme bu aşamada gerçekleşir. Psikolojik jargonu kullanmıyorum, bu yazıda kullanmayacağım. Çünkü bir çeşit kibarlık budalalığı yüzünden kelimelerin gücünün ve etkisinin azaldığını düşünüyorum. Kör bir insan için körlük kötü bir şey, kör insana “sen körsün, görmüyorsun, o zaman konuşma” derseniz ona zulmetmiş olursunuz. Ama gören birine “Kör müsün be adam” dediğinizde herhangi bir köre ne zulmetmiş ne de hakaret etmiş olursunuz. Oysa biz kör demeyi ayıp sayıp “âmâ” dedik, sonra onu da beğenmedik “görme özürlü” dedik, o da olmadı “görme engelli”, nihayet “özel gereksinimli birey” demeyi icat ettik ki, kişi hakkında hiçbir şey ifade etmiyor. Neyse…
Bizim beş duyumuz var değil mi? Görmek, duymak, tatmak, dokunmak, koklamak. Peki dil tatma organıdır da, konuşma organı değil midir? Kulak duyma organıdır da, dinleme organı değil midir? Göz görme organı ise “dik dik” ya da göz ucuyla bakma organı da değil midir?
Beyin ne organıdır ey insan! Beyin düşünme organı ise zihin nedir? Düşünen beyin midir, zihin midir? Bunlardan biriyle eğer insan nedir? Düşünmeyi bilen insandır ki yazardır, gazetecidir, felsefe hocasıdır, filozoftur, sanatçıdır, insanın hakları peşindedir, sendikacıdır, siyasetçidir, yurttaştır. Düşünüyorsa ve düşüncesini ifade edebiliyorsa insandır. Bu yeteneği kazanmak için de çok uzun yıllar çabalar. Kendisi birey olarak ayrı çabalar, aile, öğretmenler, toplum ayrı çabalar.
Sonra siz hükûmet etme yetkisini bu insanlardan konuşa konuşa aldınız ve şimdi artık hep biz ve bize biat edenler konuşacak geriye kalanlar susacak, susmazsa da biz susturacağız diyorsunuz.
Yapamazsınız. Ancak bu yapma çabasında insanları delirtirsiniz ve buraya dikkat, delileri yönetemezsiniz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
