Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) 56. Yıllık Toplantısı 19-23 Ocak’ta İsviçre’nin Davos kasabasıda yapıldı.
Türkiye’nin resmi düzeyde yer almadığı zirveye 65’i devlet veya hükümet başkanı olmak üzere 400’ü aşkın üst düzey siyasetçi ve yetkili katıldı. 130 ülkeden yaklaşık 3 bin kişin davet edildiği zirveye katılanlar arasında Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası, IMF ve NATO gibi kurumların üst düzey yöneticileri ile dünya çapında 850’den fazla şirketin CEO’su da vardı.Türkiye’den önde gelen bazı şirketlerin temsilcileri de Davos’ta boy gösterdi.
ABD Başkanı Donald Trump, Kanada Başbakanı Mark Carney, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng, Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Belçika Başbakanı Bart De Wever, Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb, Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis ve Ukrayna Devlet Başkanı Vlodomir Zelenski zirveye katılan liderler arasındaydı.
“Diyalog Ruhu” temasıyla düzenlenen toplantılarda, küresel görünümü yeniden şekillendiren ekonomik, jeopolitik ve teknolojik gelişmeler 200’ün üzerinde oturumda masaya yatırıldı.
Zirvenin gündeminde ekonomik istikrar, teknolojik dönüşüm ve sürdürülebilir kalkınma gibi konular öne çıktı. Yapay zeka da tartışılan en önemli başlıklardan biri oldu. Öne çıkan konular arasında küresel ekonomi, iklim değişikliği, enerji dönüşümü ve bölgeler arası çatışmalar da yer aldı.
Liderler zirvede dikkat çekici mesajlar verdi. ABD ile ticari gerilimi azaltma mesajı veren Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in, “Ticaret kavgası istemiyoruz. Ancak uygun olmadığını hissettiğimiz gümrük vergileriyle karşı karşıya kalırsak, karşılık vermek durumdayız” ifadesi dikkat çekiciydi.
Benzer şekilde Almanya Maliye Bakanı Lars Klingbeil de, “Biz, Almanya ve Fransa, şantaja boyun eğmeyeceğimiz konusunda hemfikiriz” sözleriyle Avrupa’nın ortak tutumuna vurgu yaptı.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, ABD Başkanı Donald Trump’ın gümrük vergisi tehditleri karşısında Avrupa Birliği’nin (AB) “Zorlama Karşıtı Aracı”nı devreye koyabileceğini dile getirerek, “Çıkarlarımızı ve üreticilerimizi koruyacağız” dedi.
Zirvenin dördüncü gününde konuşan ABD Başkanı Trump ise, 1 Şubat itibarıyla devreye girmesi beklenen gümrük tarifesi konusunda NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile görüştüğünü ve meseleyi “hallettiğini” ifade etti.
Trump’ın yüksek perdeden konuştuğu Grönland üzerinde de çerçeve anlaşmasına varıldığı anlaşılıyor. Geçen haftalarda Trump İran’a askeri harekat yapılması konusunda da başlangıçta yüksek perdeden konuşmuş, bu konuşmalara da güvenen insanlar İran’da sokaklara dökülmüştü. Ancak Türkiye dahil bölge ülkelerlerinin askeri harekatın yol açabileceği istikrarsızlıklar hususunda ABD nezdinde yaptıkları yoğun girişimler sonucu, Trump askeri hareket konusunu askıya almıştı. Bu gelişmeler, onca atıp tutmasına karşın, Trump’ın güçlü bir şekilde ikna edilebilmesi halinde “U dönüşü” yapabilen, uzlaşmaya açık liderlerden biri olduğunu gösteriyor.
Öte yandan, zirvenin en ağır topu Trump ise de, yıldızı Kanada Başbakanı Mark Carney’di. Carney konuşmasında, “Uluslararası hukukun, sanığın ve mağdurun kimliğine göre farklı bir titizlikle uygulandığını biliyorduk. Bu kurgu faydalıydı. Çünkü Amerikan hegemonyasının sağladığı bazı ‘nimetler’ vardı. Bu yüzden vitrine tabelayı koyduk. Tabelayı indiriyoruz. Eski düzen gelmeyecek. Daha güçlü, daha adil bir şey inşa edebiliriz” dedi.
Carey “kurallara dayalı uluslararası düzen” anlatısının sonuna gelindiğini ilan ederek “Uluslararası hukukta suçlanan ve mağdurun kimliğine göre farklı sertliklerde uygulandığının farkındaydık” diye konuştu. Geçiş döneminde değil, kopuşun ortasında olduklarını belirten Carney “ABD’nin ekonomik entegrasyonu bir silah olarak kullanmaya başladığını” belirtti.
“Güçlülerin istediklerini yaptıkları, zayıfların ise katlanmak zorunda kaldığı bir güç rekabeti yaşandığını” vurgulayan Carney, “uyum sağlamanın, sorun çıkarmamanın itaatin güvenlik satın almayacağını” söyledi.
Kanada Başbakanı’nın büyük ilgi uyandıran konuşması üzerinde uzun uzadıya düşünmek, değerlendirme yapmak gerek. Konuşma uluslararası hukuk ve politika üzerinde çalışanlar için de değerli bir referans belgesi.
Gazze Barış Kurulu oluştu
Zirvede dikkat çekici ve önemli bir gelişme yaşandı. ABD Başkanı Trump tarafından Gazze için oluşturulan Barış Kurulu’nun imza töreni gerçekleşti. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı temsilen toplantıya katılarak, Gazze Barış Kurulu Şartı’nı Türkiye adına imzaladı. Törene Avrupa Birliği ülkelerinden Bulgaristan ve Macaristan dışında katılım olmadı. İngiltere de katılmadı. 59 ülkenin yer aldığı söylenen Barış Kurulu’nun imza törenine 19 ülke katıldı. Türkiye, Mısır, Azerbaycan, Pakistan, Suudi Arabistan, Katar ve İsrail bu 19 ülke arasındaydı.
Barış Kurulu Şartı hakkında “harika bir iş çıkardık” diye konuşan Trump, Barış Kurulu’nu “dünyanın daha önce hiç görmediği bir şey ve çok özel” olarak nitelendirdi.
Washington yönetiminin, Gazze’deki ateşkes ve yeniden inşa sürecini merkeze alan kurulun, zamanla Birleşmiş Milletler’in yanı sıra küresel çatışmaların çözümünde yeni bir model olmasını hedeflediği görülüyor. Uluslararası sisteme “kendine has” açılımlar getirmeye çalışan Trump’ın Barış Kurulu oluşturma hamlesi bu çerçevede değerlendiriliyor. Trump’ın, kurulun “BM ile birlikte” çalışacağı söylemi “Barış Kurulu’yla BM ile eş değer bir organizasyon kurulmak isteniyor” yorumlarını güçlendirdi.
ABD, Barış Kurulu’nun bir “eylem kurulu” olduğu görüşünde. Öncelikli odak noktası da “Gazze’deki barış anlaşmasının kalıcı olmasını sağlamak.” Sorunun çözüme kavuşması için gerekli zaman ve çabayı göstereceğine inanılıyor. Bunun şu anda çözülmesi imkansız gibi görünen diğer bölge ve çatışmalar için örnek teşkil edebileceği düşünülüyor.
Barış Kurulu’nun misyonu “çatışma bölgelerinde kalıcı istikrar” olarak ifade ediliyor. Üye devletlerin kurulda devlet ve hükümet başkanı düzeyinde temsil edileceği, üyelik süresinin en fazla üç yıl olacağı, ancak ilk yıl içinde kurula 1 milyar doların üzerinde mali katkı sağlayan devletlerin bu süre sınırlamasından muaf tutulacağı belirtiliyor. Trump’ın kurulun ilk başkanı ve ABD’nin temsilcisi olması bekleniyor. Kurul üyeliğinin de Trump tarafından davet gönderilen devletlerle sınırlı olduğu ifade ediliyor.
Barış Kurulu’nun vizyonunu hazırlamaktan sorumlu olacak bir Yürütme Kurulu oluşturuluyor. Eski İngiltere Başbakanı Tony Blair, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Trump’ın Orta Doğu temsilcisi Steve Witkoff dahil Trump’a yakın bazı isimler Yürütme Kurulu üyeleri arasında..
Barış Kurulu bünyesinde çalışacak bir diğer yapı “Gazze Yürütme Kurulu”. Bu kurul Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Miadenov’un ofisini ve Gazze’deki geçici teknokrat yönetimini destekleyecek. Bu kurul içinde Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da yer alıyor.
Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi altındaki teknokrat yönetim ise Başkan Ali Şaas’ın liderliğinde Filistinlilerden oluşacak.
Barış Kurulu’nun imzacıları arasında yer alan Türkiye, Gazze’deki trajedinin ve katliamın sona ermesi için yoğun biçimde çaba harcadı. Bu çerçevede ABD’nin Barış Kurulu oluşturulmasına yönelik çabalarına da destek verdi. Trump’ın temsilcisi Witkoff’un imza töreni sonunda yaptığı konuşmada Türkiye, Katar, Mısır ve İsrail’e Gazze’de varılan ateşkes katkılarından ötürü teşekkür etmesi dikkat çekti.
Dışişleri Bakanı Fidan’ın da Davos’ta ifade ettiği gibi, Barış Kurulu birçok ülkenin bir araya gelerek farklı görüşlerini uyumlaştırmaya çalıştığı bir yer. Bu uyumlaştırma kolay bir iş değil. Çok ciddi bir diplomatik müzakereyi ve mücadeleyi beraberinde getiriyor. Kavga artık müzakere masasına taşınıyor. Barış Kurulu’yla atılması gereken çok adım var. Davos’taki toplantı ilk adım. Gazze’ye insani yardımların girmesi için atılması gereken adımlar da var. Bu adımlar atıldıkça, somut konular hayata geçtikçe, gerek insani yardımlar konusunda gerek diğer hususlarda Barış Kurulu daha kıymetli bir hal alabilir.
Barış Kurulu çalışmalarında şu hususu da göz ardı etmemeli:
Filistin meselesi bölgesel istikrarın ve adil bir barışın temel dayanaklarından biridir. Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’ün tek devlet olarak egemen ve bağımsız birleşmesi Filistin halkının en önemli hedefidir. Birleşmiş Milletler’in yaklaşık 160 üyesi Filistin Devleti’ni tanımakta. Gazze meselesi yalnızca insani yardımlardan ibaret değildir. Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’ün tek devlet olarak egemen ve bağımsız birleşmesi nihai hedeftir.
Fotoğraf: weforum.org
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
