Bir ülkenin geleceği, çocuklarının ne kadar güvende olduğu ile ölçülür. Eğer çocuklar korkuyla büyüyorsa, istismara uğruyorsa, yaşamaktan vazgeçecek kadar yalnız hissediyorsa; o ülkede sadece çocuklar değil, toplumun vicdanı da yara almış demektir.
Türkiye bugün çocuklara ilişkin iki ağır gerçekle yüz yüze: Biri cinsel istismar, diğeri ise çocuk intiharları. İkisi de resmî istatistiklere yansıyor. İkisi de görmezden gelinemeyecek kadar büyük bir toplumsal alarm veriyor.
TÜİK verilerine göre, 2024 yılında güvenlik birimlerine cinsel suç mağduru olarak başvuran çocuk sayısı 26 bin 31 oldu. Bir önceki yıl bu sayı 25 bin 685’ti. 2022’de ise 31 bin 890 çocuk cinsel suç mağduru olarak kayıtlara geçti. Oysa 2015 yılında bu rakam yaklaşık 16 bin seviyesindeydi. On yıl içinde yaşanan artış, sadece sayısal bir yükseliş değil; çocukları koruma mekanizmalarının yetersizliğinin de göstergesidir.
Daha da çarpıcı olan ise mağdurların yaklaşık yüzde 85’inin kız çocuklarından oluşmasıdır. Adalet Bakanlığı verileri her yıl on binlerce soruşturma dosyasının açıldığını gösterirken, mahkûmiyet oranlarının beklenen seviyeye ulaşmadığını ortaya koyuyor. Çünkü birçok olay aile içinde gizleniyor, bazı dosyalar ise yıllarca süren yargı süreçlerinde sonuçsuz kalıyor. Çocuklar yalnızca istismarın değil, sessizliğin de mağduru oluyor.
Diğer tarafta ise çocuk intiharları var.
15 yaş altındaki çocuklarda 2013-2023 döneminde toplam 868 intihar vakası kayıtlara geçti. 18 yaş altındaki çocuklarda ise son yıllarda yıllık sayı yaklaşık 250 ila 300 arasında seyrediyor. 2024 yılında bu rakam yaklaşık 280 olarak açıklandı. Aynı yıl Türkiye genelindeki toplam intihar sayısı 4 bin 460’a yükseldi. Özellikle gençler arasında ruh sağlığına ilişkin risklerin giderek arttığı görülüyor.
Bu iki tablo birbirinden bağımsız değil.
Cinsel istismar, çocuğun ruhunda ömür boyu kapanmayabilecek yaralar açıyor. Aile içi şiddet, ekonomik yoksulluk, sosyal yalnızlık, dijital zorbalık ve ruh sağlığı hizmetlerine erişimde yaşanan eksiklikler ise bu travmayı daha da derinleştiriyor. Sonuçta çocuklar hem istismarın hem de korumasız bırakılmanın bedelini ödüyor.
Peki çözüm ne?
Sadece yeni cezalar konuşmak artık yeterli değil. Çocukları suç oluştuktan sonra değil, suç oluşmadan önce koruyan bir sistem kurmak zorundayız.
Her mahallede ve her okulda çocuk koruma merkezleri kurulmalı. Psikologlar, sosyal hizmet uzmanları, hukukçular ve eğitimciler aynı çatı altında birlikte çalışmalı.
Her çocuk ilkokulun ilk yıllarından itibaren yaşına uygun şekilde beden dokunulmazlığını, kişisel sınırlarını ve “hayır” deme hakkını öğrenmeli. Aynı eğitim ailelere de verilmelidir. Çünkü çocuğu koruyacak ilk mekanizma bilinçli aile, ikinci mekanizma ise güçlü devlettir.
İstismar şüphesi oluştuğu anda mağdur çocuk derhal güvenli ortama alınmalı, ifade süreçleri çocuk dostu merkezlerde yürütülmeli, davalar hızlandırılmalı ve hiçbir çocuk aynı travmayı mahkeme salonlarında ikinci kez yaşamamalıdır.
Faili koruyan hiçbir indirim, hiçbir gerekçe ve hiçbir toplumsal baskı adaletin önüne geçmemelidir. Çocuğun üstün yararı, her şeyin üzerinde tutulmalıdır.
Ruh sağlığı hizmetleri ücretsiz ve kolay ulaşılabilir hale getirilmeli, her okulda tam zamanlı psikolojik danışman bulunmalıdır. Kendisini yalnız hisseden hiçbir çocuk sahipsiz bırakılmamalıdır.
Belki bugün bunlar bir ütopya gibi görünebilir.
Ama unutmayalım ki dün hayal edilen birçok hak, bugün hukuk devletlerinin vazgeçilmez gerçeği haline geldi.
Bir ülkenin gerçek kalkınması otoyollarla, gökdelenlerle ya da ekonomik tablolarla ölçülmez. Gerçek kalkınma; çocukların korkmadan okula gidebildiği, güven içinde büyüyebildiği ve geleceğe umutla bakabildiği bir toplum kurabilmektir.
Çocuklarımızın sessiz çığlığını artık sadece duymak değil, ona cevap vermek zorundayız.
Çünkü kaybettiğimiz her çocuk, aslında kaybettiğimiz geleceğimizdir…
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
