Atı ç-alan Üsküdar’ı geçebilecek mi?-Mustafa Balbay (Cumhuriyet)
Aylardır devam eden belediye operasyonlarında ısrarla şunu vurguladık:
Kimse dokunulmaz değildir, herkesle ilgili soruşturma açılabilir. Ancak bu operasyonlar yolsuzlukla mücadeleden çok 31 Mart 2024’te oluşan yerel seçim sonuçlarıyla mücadeleyi içeriyor!
Buna kanıt olarak gösterilebilecek çok şey var ama en çarpıcı olanı belediye başkanının tutuklanmasından sonra yerine seçilecek başkanvekiliyle ilgili yaşananlardı.
Hemen her yerde zorladılar. Bir tek Beşiktaş’ta zorlamadılar. Çünkü Cumhur İttifakı’nın bir meclis üyesi bile yoktu.
Bugün YENİ Parti İstanbul İl Başkanlığı’nı yürüten Özgür Çelik daha ilk operasyondan itibaren sürecin takipçisi oldu. Perde gerisinde yaşananların önemli bölümünü kamuoyu ile paylaştı.
Bayrampaşa çarpıcı yerlerden biriydi. Başkan Hasan Mutlu’nun ve bazı meclis üyelerinin tutuklanmasının ardından yeterli sayıda transfere gidildi. Olmayınca mahkemeye gidildi. Yeni seçim yapmadan önce bir transfer hamlesi daha yapıldı. Rozet takanlara makamlar verildi. Başkanlık Cumhur İttifakı’na geçti.
Beyoğlu’ndan Ataşehir’e pek çok yerde şafak operasyonlarının yanı sıra gece ikna operasyonları yapıldı.
Geldik Üsküdar’a.
“Atı alan Üsküdar’ı geçti” deyimiyle “Üsküdar’da sabah oldu” deyiminin harmanlandığı günlerdeyiz!
AKP açısından İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden sonra ayrı bir önemi olan iki ilçe var:
Beyoğlu ve Üsküdar!
“Beyoğlu’nun dervişi” unvanı alacak kadar ilçe sakinlerinin sevgisini kazanmış İnan Güney’in tutuklanmasından sonra devreye eski belediye başkanlarını bile soktular. Ancak başaramadılar.
Üsküdar’da da önce belediye başkanının tutuklanması gerekiyordu! 7 Nisan ve 15 Mayıs’ta iki operasyon dalgası geldi. Burada tutuklananların ifadeleri üzerinden kapsama alanına belediye başkanı Sinem Dedetaş da sokuldu. Yüzde 49.9’la 30 yıl sonra Üsküdar seçimini alan Dedetaş, 29 Temmuz’da gözaltına alındı, 31 Temmuz’da tutuklandı.
5 Ağustos’ta yapılan başkanvekili seçimini 31 Mart 2024’te CHP listesinden seçilen meclis üyelerinin oylarıyla Sibel Tan Çetinkaya kazandı. Başkanlık CHP’de kaldı.
AKP, Bayrampaşa’ya benzer bir tutumla buna itiraz etti. Mahkeme seçimlerin yenilenmesine karar verdi.
5 Eylül cumartesi günü saat 10.00!
Aynı süreçte bu oylamada oy kullanacak olan 4 meclis üyesi gözaltına alındı. Oylamadan iki gün önce Amine Cansu Çelik ve Ekrem Baki tutuklandı.
Sonuç olarak oy kullanamayacaklardı.”
MİT’çi Kozinoğlu’nu ölüme götüren süreç-Aytunç Erkin (Nefes)
Tarih 8 Aralık 2011.
Kazım Kaşifoğlu, Türk istihbaratçı ve devlet görevlisidir. Shamir Herbon’la iş birliği yapıp Kara’yı tuzağa düşürür ve öldürdüğünü düşünür. Ancak Polat Alemdar tarafından yakalandıktan sonra tutulduğu binada Kara tarafından yumrukla bayıltıp zehirli iğne enjekte edilerek öldürülür.
Evet…
Kurtlar Vadisi Pusu adlı diziyle başladım yazıya.
Neden mi? Çünkü; MİT Orta Asya Baş Koordinatörü Kaşif Kozinoğlu dosyası yeniden açıldı. Ayrıntılarını anlatacağım.
Ancak…
Kurtlar Vadisi’yle başladım, devam edelim. .
Dizinin 123’üncü bölümünde diziye katılan ‘Kazım Kaşifoğlu’ adlı MİT görevlisini canlandıran karakterin, aslında Kozinoğlu’nu anlattığı öne sürülmüştü ve dizideki olaylar gerçekleşti!
Dizinin 123’üncü bölümünde diziye katılan “Kazım Kaşifoğlu” karakteri, aslında Kozinoğlu’dur. Karakter, dizide Cumhurbaşkanını bile tehdit edebilecek derecede güçlü bir isimdir. Dizideki Kaşifoğlu karakterinin son bölümde Yeşil’i canlandıran “Kara”, Kaşifoğlu’nu öldürmek için yeniden sahaya iner.
Tarih 10 Kasım 2011.
Kurtlar Vadisi Pusu dizisinin, 10 Kasım’da yayılanan 136’ncı bölümünde, Kaşif Kozinoğlu karakterini, Kazım Kaşifoğlu adıyla canlandıran karakter için ölüm emri verilir. Bu bölümün yayınlanmasından üç gün sonra 13 Kasım 2011’de Kaşif Kozinoğlu’nun Silivri’de kalp krizi geçirerek öldüğü açıklanır. Dizinin bu bölümünde Polat Alemdar, uyuşturucu satıcısı Yaşar Katırcı’ya ‘Kaşifoğlu’nu (Kozinoğlu) teslim etmişti. Yaşar Ağa kızının ölümünden Kazım Kaşifoğlu’nu tutuyordu. Mezarında Kaşifoğlu’nu öldürmek isterken, polis engeline takıldı. Devletin içinden bir birim, “O gizli tanık” diyerek, Yaşar’ın elinden Kaşifoğlu’nu kurtardı. Ancak, Yaşar Ağa’nın yardımcısı İlhan, “Kaşifoğlu, Azrail’in ben olacağım. Seni öldüreceğim” diye bağırarak, Kaşifoğlu’nun polis aracıyla gidişine isyan etti. Yaşar Ağa da bir devlet yetkilisine, “O Kaşifoğlu’nu taammüden öldüreceğim, itiraf ediyorum. Bana verin onu. Ben öldüremezsem, arkamdan gelenler öldürecek” diyerek, meydan okudu. Ve… 139’uncu bölümde de Kara tarafından yumrukla bayıltıp zehirli iğne enjekte edilerek öldürülür. Dizinin ilk 99 bölümünde konsept danışmanı gazeteci-yazar Soner Yalçın’dır ve ayrıldıktan sonra Kurtlar Vadisi’ne Fetullahçı sızması yaşanmıştır. O dönem özellikle emniyet ve yargı içinde yuvalanmış yapı dizileri de etkisi altına almıştır. Burada ilginç bir detay daha var.
Kaşif Kozinoğlu, 12 Kasım 2011’de Silivri Cezaevi’nde rahatsızlandı ve hastaneye ulaştırıldığında hayatını kaybetti. Olayın ardından yürütülen soruşturmada kamera kayıtları ve tıbbi belgeler incelendi, ceza infaz kurumu, jandarma ve sağlık personeli ile koğuş arkadaşları ve eşinin tanık ifadeleri alındı, 10 Nisan 2012 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildi.”
PKK’nın gerçek bitişi-Hüseyin Aygün (BirGün)
Şu sıralar siyaset elitlerinin dilinde “PKK’nın feshi” var. “Terörsüz Türkiye” planı ile yarım yüzyıllık bir örgütün oradan kalkacağı konuşuluyor. PKK dünyadaki benzerlerinden epeyce geç bir tarihte feshini ilan ediyor.
Öcalan’ın çağrısıyla “fesih kongresi” toplayan PKK’nın üst düzey isimlerinin İmralı’ya götürülmeleri, adada Öcalan’la yapılan (skandal diyaloglar da barındıran) görüşmeler ve 7595 sayılı (çerçeve yasa) ile örgütün silahları teslimiyle, nihai bitişinin MGK kararıyla tespiti, aktüel tartışmanın merkezinde yer alıyor.
Her siyasal örgütün kuruluşu kamuoyunca bilinir. Zira bir örgütün kuruluşunu ilan etmek gurur dolu bir süreçtir. Türkiye’de THKO’dan PKK’ya, THKP-C’den Devrimci Sol’a bu böyledir. Ancak “bitiş” veya “fesih” bahsi pek böyle değildir. Zira bu, bir dönemin kapandığının ve umumiyetle siyasal hedeflere ulaşılamadığının da kabulü anlamına gelir. Bu yüzden pek çok siyasi örgüt, “pratikte” sona ermiş; bir “kapanış kongresi” topla-ya-mamıştır.
1968 hareketinin ürünleri olan “devrimci şiddet” veya “ulusal kurtuluşçu” örgütler içerisinde PKK özel bir yer kaplar. 1978’de Diyarbakır’da bir köyde kurulan örgütün kurucuları üniversite öğrencileridir (“Talebeler”). PKK, militan silahlı mücadele çizgisi ile dört ayrı ülke sınırları içinde “bağımsız devlet” kurma hedefi, bu devletlerin sınırları içinde hareket etme kapasitesi ile bu dört devlete yönelik emperyalist-siyonist planlarının sağladığı olanaklar ile tanımlanabilir. ABD’nin hedefinde -1990’lardan bu yana- Irak, Suriye ve şimdi İran’ın olduğu düşünüldüğünde, PKK’nın olanakları daha iyi anlaşılır.
PKK’nın bitip bitmeyeceği, gerçek bitişi MGK karar alsa da tartışılmaya devam edilecektir. Zira Suriye’de PYD, İran’da PAK-PJAK gibi adlar almış, Türkiye’de KADEK ve KCK olmuş, geniş çapta organizasyon ile am üç kuşak boyu devam etmiş bir silahlı eylem örgütü gerçeği ile yüz yüzeyiz. Bunun milyonlarca insanı içine alan bir sosyal bağlar ve kültür anlamına geldiği de unutulmamalıdır.
Ancak PKK’nın bitişini 2024 fesih kongresi veya 18 Ağustos 2026 tarihi ile (“çerçeve yasa”nın Resmi Gazete’de yayımı) ya da MGK’nın bu Eylül-Ekim ayı içinde alması muhtemel “fesih kararı” ile anmak yanıltıcı olabilir. PKK daha önceden tasfiye olmuş olabilir.”
Kuyuya atılan Deniz-Kamil Tekin Sürek (Evrensel)
“Pek çok suçsuz insan gibi Deniz Göktaş da Kuyu Tipi Hapishaneye atıldı. Bu fazladan bir cezalandırmadır. Buraya en kızdıklarını atarlar. Buraya kuyu denmesinin nedeni “havalandırma” denilen tepesi açık mekanın kuyu gibi derin olması, kuyu gibi dibinin güneş görmemesindendir.
Silivri Zindanı gibi Kuyu Tipi Hapishanelerde de mahpus hakları fazladan kısıtlanmaktadır. Bunun yasal bir dayanağı da yoktur.
Günümüzde faşist diktatörlükler kapsamı dışında anılan devletlerde mahpusların ulusal ve uluslararası hakları vardır. Birincisi insanları tek kişilik hücrelere koyup uzun süre tecrit edilmiş durumda tutamazsınız. Mahpuslar gün içinde diğer mahpuslarla temas edebilmeli, spor yapabilmeli, kütüphaneye ve işliğe gidebilmelidir. Tek başına yemek yememelidir. Telefon, görüntülü telefon ve yüz yüze görüşme yapabilmelidir istediği kişi ile. Belki yaşı genç olanlar şaşıracaktır ama yetmişlerde hapishanelerde bu hakların hepsi kullanılabiliyordu. Ki biz o zaman iktidara faşist diktatörlük diyorduk.
1979’un başında hapishanelerin en korkuncu diye bilinen Sinop Hapishanesi’ne Sağmalcılar Hapishanesi’nden isyan nedeniyle sürgün edildik. Girişte çıplak arama yapmak istediler yaptırmadık. Kırk kişilik bir koğuşa konduk. Çay ve yemek yapabilmek için gazyağı ocağı istedik aldık. Üç öğün verilen yemek dışında dışarıdan ziyaretçilerimizin getirdiği balıkları ve sebzeleri de pişiriyor, idarenin verdiği yemeği beğenmezsek kendi yemeğimizi yapıyorduk. Havalandırma iki yüz metreden küçük değildi. Kubbeli bir hamamı vardı ki, dışarıda kolay bulamazdınız. Büyük bahçede diğer koğuşlarla iddialı voleybol maçı yapabiliyordunuz. Tabii bu hakların hepsi mücadeleler sonucu kazanılmıştı.
Deniz’in yazdıklarını ve Kuyu Tipi Hapishanelerde kalan diğer mahpusların anlattıklarını duyunca insanlık dışı bir zulme maruz bırakıldıkları anlaşılıyor. Tek başına küçük bir hücrede yaşamak zorunda bırakılmışlar. Diğer mahpuslarla bırakın birlikte olma, görüşmeyi; uzaktan birbirlerine seslenemesinler diye kuyuya benzer küçük havalandırmalar yapmışlar. Buralara güneş ışığı bile ulaşamıyor.”
Devlet daha çok faiz, halk daha çok vergi ödeyecek-Naki Bakır (Dünya)
“Yeni OVP’ye göre bu yıl 14,5 trilyon TL’ye ulaşacak tahsilatın üzerine gelecek üç yılda toplam 71,6 trilyon TL vergi toplanması hedefleniyor. Devletin bu yıl 2,8 trilyon lirayı aşması beklenen iç, dış borç faiz ödemeleri ise projeksiyonlara göre 2027-2029 dönemi toplamında 13,9 trilyon lirayı bulacak.
Ekonominin gelecek üç yıldaki yol haritası niteliğindeki yeni Orta Vadeli Programa (OVP) hedefleri ve projeksiyonları Türk halkının vergi, devletin ise faiz yükünün giderek daha da artacağını ortaya koydu.
Faiz ödemeleri gibi vergi tahsilatının da enflasyonun üzerinde artmaya devam edeceği yeni üç yıllık dönemde toplanması öngörülen 71,6 trilyon lira verginin 13,9 trilyonu iç ve dış borç faizlerine gidecek. Geçmiş yılların mirası olarak yüksek faiz yükünün baskısı altında geçecek bu dönemde kamunun borçlanma ihtiyacını doğrudan azaltarak enflasyonun düşmesine çok yönlü ve güçlü katkı amacıyla ekonomi politikalarında, bütçede daha fazla faiz dışı fazla vermeye odaklanılacak.
2027-2029 dönemine ait yeni OVP’de gelecek üç yıla ilişkin merkezi yönetim bütçe gelir ve gider hedefleri yer alırken, bu yıla ilişkin önceki OVP’deki başlangıç hedefleri “gerçekleşme tahmini” şeklinde revize edildi. Şu ana kadar verisi alınan ilk yedi aydaki gerçekleşmeler ışığında yapılan yıllık gerçekleşme tahminleri, bütçede başlangıç hedeflerine göre çeşitli düzeylerdeki sapmaları da ortaya koydu.
Geçen yılın sonlarında yasalaşan bütçe yasasına göre bu yılın tümünde merkezi yönetim bütçe giderlerinin 18 trilyon 978,8 milyar liraya ulaşması, bunun 2 trilyon 741,7 milyarını faiz ödemelerinin oluşturması; toplam bütçe gelirinin ise 16 trilyon 266,1 milyar lira olması ve bunun 13 trilyon 833,1 milyarının vergi yoluyla sağlanması hedeflenmişti. 2026 yılında enflasyonun hedeflenenden yüksek seyretmesi hem harcamaları hem de gelirleri yukarı taşıdı. Bu durum yüksek enflasyon dönemlerinde nominal bütçe kalemlerinin büyümesiyle oluşan tipik bir durumu yansıtıyor.
Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın verilerine göre ilk yedi ayda bütçede harcamalar geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 36,6 artışla 10 trilyon 520,7 milyar, gelirler ise yüzde 37,4 artışla 9 trilyon 199,7 milyar lira oldu. Geçen yıl ilk yedi ayda 1 trilyon 4,3 milyar lira olan bütçe açığı, bu yıl yüzde 31,5 artışla 1 trilyon 320,9 milyar liraya ulaştı. Bu yılın ilk yedi ayındaki bütçe giderinin 1 trilyon 791 milyar lirasını geçen yıla göre yüzde 43,7 artan faiz ödemeleri oluşturdu. Bütçede en büyük gelir kalemi olan vergide ise yedi aylık tahsilat yüzde 37,3 artarak 7 milyar 854,6 milyar lira oldu.
Yıllık hedefe göre ilk yedi aydaki gerçekleşme vergi gelirinde yüzde 56,8 olurken, faiz ödemeleri ise yıllık hedefin yüzde 53,8’i düzeyinde kaldı. Yılın tümüne ilişkin başlangıç hedeflerinde yüzde 19,8 düzeyinde öngörülen faiz ödemelerinin vergi gelirine oranı, ilk yedi ayda yüzde 22,8 düzeyinde oluştu.”
Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
