Bu görev değil vicdansızlık-Can Ataklı (Nefes)
“Üniversite sınavlarının ikinci ayağı da yapıldı.
Bu kez yine çeşitli nedenlerle sınava geç kalanlar oldu elbette.
Ama biri var ki gerçekten bir vicdansızlık hatta ahlaksızlık örneği.
Osmaniye’de bir kız öğrenci tam kapılar kapatılmak üzereyken kapıya doğru koşuyor kan ter içinde
Ama tam kapıya vardığı an görevli kapıyı kapatıyor.
Saniye farkı ile.
Yalvarıyor içeri alınması için ama görevliler Nuh diyor peygamber demiyor.
O sırada okul önünde çocuklarının sınavdan çıkışını bekleyen veliler ricacı oluyorlar.
Ama yok, kapı aralanmıyor.
Neymiş efendim, kapıların tam saatinde kapatılması için talimat verilmiş.
Görevli görevini yapmış.
Hayır görevini falan yapmamış, açıkça vicdansızca davranmış.
Namuslu ve vicdanlı bir görevli kapıyı kapatırken en azından yola bakar, gelen var mı diye kontrol eder.
Kız öğrenci kapılar kapanmadan koşarak geliyor, görevli görüyor, ama sanki bir robotmuş gibi kapıyı yüzüne kapatıyor,.
Ne kazandı acaba o kapıdaki görevliler?
Başları göğe mi erdi?
Bir genç kızın hayalini hançerlerken çok mu mutlu oldular?”
Kaza kırım raporu!-Mustafa Balbay (Cumhuriyet)
“Butlan başlangıcının birinci ayı doldu. 20 Mayıs’ta Kemal Kılıçdaroğlu bir video çekip butlanın gerekçelerini açıkladı. 21 Mayıs’ta bölge adliye mahkemesi (BAM) kararın kendisini açıkladı. 24 Mayıs’ta CHP Genel Merkezi’ne balyozla girildi.
Kaza kırım raporu genellikle hava araçlarının karşılaştığı kötü bir durumu irdeleyen, bir daha olmaması için yapılması gerekenleri sıralayan bir metindir. Birinci ayın ardından buna benzer bir değerlendirme yapmak gerekirse öncelikle şunu vurgulamak gerekir:
CHP’de kaza durumu devam ediyor!
Kaza anında ve hemen sonrasında önlem alınmazsa başlangıçtan çok daha vahim sonuçları ortaya çıkabilir.
Oraya doğru gidiyoruz.
Genel merkezden sonra İzmir il örgütünde de istenmeyen görüntülerin yaşanması Anadolu’yu akla getiriyor.
Birinci ayda görünüm şu:
1- Kılıçdaroğlu’nun butlanla ilgili bütün pazarlıkları tamamladıktan sonra 21 Mayıs’a gelindiği anlaşılıyor. Ancak bütün pazarlıkların ne olduğu henüz kamuoyuna açıklanmadı. Yaşanarak görülecek. Bu yolun devamı AKP-MHP-butlan…
2- Butlan bir an önce Özel ve ekibinin partiyi terk etmesinden yana. Bunun için olağanüstü tepki çekmeden ne yapılması gerekiyorsa yapılıyor. “Arınma”nın şu olduğunu gördük; CHP’yi Kılıçdaroğlu’na oy vermeyenlerden arıtma! Bugünkü butlan MYK’sinden yeni arınmalar çıkabilir!
3- Meclis’te korkunç bir kulis dönüyor. Butlan, Özgür Özel’in dokunulmazlığının kaldırılmasıyla daha da rahat hareket edebileceğini düşünürken TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un böyle bir şeye yanaşmayacağı mesajı gitmiş. Butlan buna çok kızmış!
4- Haymana Belediye başkanının CHP’den istifa imzasının mürekkebi kurumadan AKP’ye geçmesi geçen hafta dikkat çektiklerimizin hayata geçtiğini gösteriyor. Pek çok başkan gerek “rozet mi kelepçe mi” ikilemi gerekse daha güvende olma kaygısı nedeniyle CHP’den ayrılabilir. Bu tablo butlanın umurunda görünmüyor.
5- Butlan CHP’yi şu aşamada toplum gözünde “iktidar adayı parti” görünümünden çıkardı. Butlanın derdi daha çok “iktidar ortağı olma” süreci.”
Reklamlar “pat” diye tüydü!-Umur Talu (T24)
“Futbolda her şey mümkün… Dünya Kupası’nın sürprizi sadece “Türkiye’nin rekor topa hâkimiyet, rekor pas, onca şut ile elenmesi” değil elbette.
Şu ana kadar Curaçao’nun Almanya’ya golü, sonra ilk puanını alması; Yeşil Burun Adaları’nın biri İspanya, diğeri Uruguay, iki dünya şampiyonu ile iki maçını da puanla kapatması, İran’ın Belçika maçı, Fas’ın oyunu ve puanları da öyle. Kimi sürprizden öte, belki mucizevi.
Türkiye’ninki dahil, hepsinde öyle böyle emek var. “Bizim çocukların”ki boşa emek, diğerlerininkin karşılık da bulan emek olması dışında!
“Biz”i ötekilerden ayıran, “kaderden kedere” hızlı geçişimiz! “Gazdan saza” yuvarlanışımız!
Devletten medyaya gaz, şişinme, kibir… turnuva öncesi, maç öncesi, maç sonrası ve sözde “su molası” anlarını dolduran reklamların bile, ürün veya hizmet pazarlarken, “milleti gaza getirmesi!”
Umut ve inanç ile göz boyama ve şişirme arasındaki fark.
Ne umut kötü ne inanç. Ama öyle olmuyor. Kendini abartırken ötekileri küçümseme dünyasının hayallerinin kırıklığı belki daha şiddetli işte.
Muhtemelen kupaya katılan 48 takımın oyuncuları arasında “bizim çocuklar” kadar çoluk çocuğun karşısına marketten kurye şirketine kadar “reklam yüzü” olan yoktur! Nihayetinde bu yüzsüzlük. Sahadaki beceriksizlik, şanssızlık, tutarsızlıktan daha büyük yük olanı, bu saha dışındaki “kusurlu hareketler.”
Sizden “iyi futbol ve sonuç” bekleyenlerin karşısına birer pazarlamacı olarak çıkıyorsunuz. Türkiye ve Avrupa’nın birçok yerinde “iyi kazanan” ve başarısı şöhret ve sevgi kadar maddi olarak da karşılık olarak bulan profesyonellik yetmiyor; şirket şirket, ürün ürün, mal mal kendinizi sunuyorsunuz.
Bu çirkin açıkçası! Çünkü “umut ve inanç”ı esas tüketen bu gazlı, gazozlu seferberlik. Togg’lar sıralanmış, bir devlet reklamı olarak; Cumhurbaşkanı forma giymiş, bir devlet otoritesi olarak; reklamlarda gol üstüne gol atan “milli” futbolcular, canlı ya da anime, koşturuyor… Ama gol yok, puan yok! İki maçta gol atamayan kaç takım var ki! Bir de Haiti mi?
“Türkiye’nin lider devlet” olması gibi bir şey belki de! Değilsin ama öyle gazlanıyorsun, öyle şişiniyorsun. Eğitimin daha kötüleşmiş, üniversite sayın çok artmış ama akademi çürütülmüş, halkın daha yoksullaşmış, gençlerinin en eğitimli görünenleri bile işsiz, kadınlar ve çocuklar öldürülüyor, emeklin sürünüyor, hak arayan öğretmenler dövülüyor; siyaset, demokrasi, özgürlükler, haklar paramparça…”
Trump devrinde merkez bankacılığı-Hayri Kozanoğlu (BirGün)
“Küreselleşmiş kapitalizm kurgusu içerisinde, özellikle de sermaye akışlarının serbestliği koşullarında, hem merkez bankalarının ulusal ekonomide önemi artar, hem de önde gelen merkez bankalarının stratejileri tek tek bütün ülkelerin ekonomilerini etkiler.
Bu varsayımlar altında Trump’ın seçtiği ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Kevin Warsh’un göreve başlaması merakla beklenen bir gelişmeydi. Bilindiği gibi Trump öteden beri faizlerin yüksekliğinden şikayet ediyor, bunun sorumluluğunu “ahmak” diye yaftaladığı önceki Başkan Jeremy Powell’a yüklüyordu.
Fed’in Warsh başkanlığında gerçekleştirdiği ilk toplantısında politika faizi değiştirilmeyerek %3.50 – %3.75 bandında tutuldu. Trump’ın beklediği faiz indirimi gerçekleşmek şöyle dursun, Fed üyelerinin nokta tahminleri 2026 yılı için bir kademe faiz artışına işaret etti. Çünkü içinde bulunduğumuz yıl için enflasyon tahmini Mart ayında %2,7 iken %3,3’e çekildi. 2026 büyümesi ise %2,4’ten %2,2’ye düşürüldü.
Warsh bu ilk toplantıda oy kullanmayarak karakter koymaya çalıştı. Tüm diğer üyelerin aksine ekonomik görünüm ve faize ilişkin beklentilerini de paylaşmadı ve bu uygulamaya karşı olduğunu beyan etti. Ama sonunda faiz kararına bir etki yapmayı başaramadı.
Nokta tahminler Fed’in beklentilerini ortaya koyarak, piyasadaki belirsizlikleri azaltmaya, piyasaları ileride alınması muhtemel kararlara hazırlamayı amaçlıyordu. Warsh ise bu şeffaflığın gereksiz olduğunu düşünüyor son yıllarda yaygınlaşan ileri doğru yönlendirme pratiğine sıcak bakmıyor. Sanki bu satırlar kaleme alınırken 100 yaşında ölüm haberi gelen Fed’in eski başkanı müphem bir dille konuşan, her ağızını açışı farklı yorumlara neden olan Allan Greenspan’a öykünüyor gibi bir izlenim bırakıyor.
Fed’in çiçeği burnunda Başkanı öncelikli gördüğü beş alanda çalışma grupları kurarak, mevcut politikaları gözden geçireceğini açıkladı. Bu alanlar: Fed’in iletişimi, bilanço politikası, halihazırdaki veri kaynaklarının kullanımı ve güvenilirliği, verimlilik ve enflasyon çerçevesi olarak belirlendi. Bu çalışmalardan nasıl bir merkez bankası tasarımı şekilleneceği ise henüz bilinmiyor. Ancak daha evvel savunduğu bilanço küçültme politikasının, uzun vadeli faizleri yükseltmesi tehlikesi dile getiriliyor..
İran’a yönelik savaşın yarattığı enflasyonist etki önceki hafta Avrupa Merkez Bankası’nın (AMB) %0,25 faiz artışına gitmesine yol açmıştı. Japonya Merkez Bankası da geçen hafta faizleri %1’e yükselterek, 30 yılı aşkın bir süre sonra paranın maliyetini ilk defa bu psikolojik sınıra taşıdı.
Türkiye’nin önde gelen ihracat pazarı ve turizm gelirlerinin kaynağı AB ülkelerinde 2026 yılı enflasyonu %3 tahmin ediliyor. Böyle yüksek bir oranda en son %10,9’a varan enerji enflasyonu belirleyici rol oynuyor. Bu koşullarda, AMB 2026 için büyüme tahminini de %0,8’e indirmek zorunda kaldı.”
Mahkeme TÜİK’in açtığı davayı reddetti-Alaattin Aktaş (ekonomim.com)
“Ankara 4. Asliye Hukuk Mahkemesi, Türkiye İstatistik Kurumu’nun bana karşı açtığı manevi tazminat davasını reddetti.
TÜİK, enflasyon hesaplamasında kullanılan bu yıla ilişkin madde ağırlıkları konusunda 3 Şubat’ta X hesabımdan yaptığım paylaşımları gerekçe göstererek 50 bin liralık manevi tazminat davası açmıştı. İşte bu dava reddedildi. Dün yapılan duruşmaya Avukatım Ali Erdem Gündoğan ile birlikte katıldık. Mahkeme davayı karara bağladı ve manevi tazminat talebinin reddine karar verdi. Önce bu dava niye açılmıştı, oradan başlayıp neler olup bittiğini özetleyeyim.
TÜİK web sayfasında köklü bir değişikliğe gitti ancak bu değişiklikle ilgili olarak kamuoyu daha önceden bilgilendirilmedi. 3 Şubat’taki ocak ayı enflasyonuyla birlikte açıklanan 2026’nın yeni TÜFE ağırlıklarına ulaşmakta bu yüzden bir süreliğine yaygın bir sorun yaşandı. Karşımızda yepyeni bir sayfa yapısı ve hangi veri nerede, bilinmiyor. Veriler başka bir yere mi taşındı, yoksa artık açıklanmayacak mı, belli değil.
TÜİK, enflasyonla ilgili olarak sürekli veri karartma eğilimi içinde olduğu için de ağırlıklara bir süreliğine ulaşılamaması, yeni bir veri karartma olarak yorumlandı. Ben de öyle yorumladım.
Nasıl yorumlamayayım ki; TÜİK 2022 nisanından itibaren önce madde fiyatlarını gizledi, daha sonra madde ağırlıklarını da gizlemeye başladı. Bunu bildiğim için 3 Şubat’ta ilk bakışta ana sektör ağırlıkları dışındaki hiçbir detayı göremeyince aklıma ilk gelen 3’lü, 4’lü ve 5’li alt sınıf endekslerinin de gizlendiği oldu.
Bu verileri belki ben göremiyorumdur düşüncesiyle TÜİK’i aradım. Yanıt alamadım. Bir süre bekledim ancak dönüş olmayınca sosyal medyada TÜİK’in ana sektörler dışındaki ağırlıkları da gizlediğine ilişkin iki paylaşım yaptım. Bir süre sonra Birgün gazetesinden meslektaşım Havva Gümüşkaya aradı ve benim göremediğim detayların değişen web sayfasında başka yerde bulunduğunu söyledi. Bunun üzerine hemen o iki paylaşımımı sildim ve “Düzeltme ve özür” başlıklı yeni bir paylaşım yaparak gerçek durumu aktardım. Ancak özrü, tabii ki TÜİK’ten değil, X hesabımdaki takipçilerimden dilemiştim.
Sonuçta o iki paylaşımım sistemde herhalde 40-45 dakika, hadi bilemediniz en fazla bir saat kaldı.
TÜİK benim paylaşımlarımı görmüş ama ellesinde her türlü iletişim bilgim olmasına rağmen açıp bana gerçek durumu söylemek yerine bu paylaşımlarımın kopyasını almayı tercih etmiş. Gerçeğin ne olduğu söylense biliyorlar ki ben gereken düzeltmeyi yapacağım. Peki TÜİK niye bunu tercih etmemiş de o süreyi mesajlarımın kopyasını almakla geçirmiş?”
Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
