Çarşamba, 20 May 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
GünlükManşet

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 20 Mayıs 2026 07:11
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

Sen neymişsin be Şule!-Barış Pehlivan (Cumhuriyet)

14 Nisan 2025 Pazartesi’nin sabah saatleri… Kendisini “Ahmet Türkeş” diye tanıtan biri, 81 ilin Emniyet müdürlüğüne aynı e-posta mesajını attı. Konu bölümü dikkat çekiciydi: “YouTube Hakaret Dezenformasyon-Ajan şüphesi.” Aradan birkaç saat geçtikten sonra, içişleri bakan yardımcılarından Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün tüm birimlerine de aynı mesaj iletildi.

“Sayın Yetkili” diye başlıyordu e-posta ve devam ediyordu: “Aşağıda bilgileri verilen sosyal medya hesapları ve özellikle YouTube kanalı üzerinden yayın yapan Şule AYDIN isimli şahsın, uzun süredir sistematik şekilde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni, cumhurbaşkanımızı, yargı mensuplarını ve Emniyet güçlerini hedef alan aşağılayıcı, alaycı, küçümseyici ve provokatif ifadeler kullandığı tespit edilmiştir.”

“İhbarcı” vatandaş hemen ardından taleplerini sıralıyor ve cumhurbaşkanına hakaret, devletin kurumlarını aşağılama, halkı kin ve düşmanlığa tahrik ile casusluk suçlarından Şule Aydın hakkında işlem başlatılmasını istiyordu.

Bitiyor muydu? Hayır. Şule’nin YouTube’daki “Tımarhane” serisinin “suç örgütü faaliyeti” kapsamında değerlendirilmesini istiyor, karapara aklama suçundan da ayrı soruşturma açılmasını talep ediyordu.

Bitiyor muydu? Hayır. “İhbarcı” vatandaş, Şule’nin tüm sosyal medya hesaplarının Emniyet Genel Müdürlüğü, Terörle Mücadele Daire Başkanlığı, Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı ve olmazsa olmaz Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından koordineli şekilde incelenmesini de istiyordu.

Bitiyor muydu? Hayır. Şule’nin sosyal medya hesaplarının “ivedilikle” kapatılmasını da arzulayan “ihbarcı” vatandaş, asıl sözünü sona saklıyordu. “Ajan Faaliyetleri” adlı ayrı bir başlık açılan e-posta mesajında, Şule’nin “ulusal birlik ve kamu düzenine yönelik kasıtlı bir psikolojik harp faaliyeti yaptığından” şüphelenen kişi, gazeteci arkadaşımızın “temas halinde” olduğunu düşündüğü örgütleri ve istihbarat teşkilatlarını da yazmayı ihmal etmiyordu:

“Özellikle CIA, MOSSAD, MI6, DGSE, BND, PKK, FETÖ, DHKP-C, FETÖ ve benzeri düşmanca yapıların Türkiye’deki medya uzantılarıyla doğrudan ya da dolaylı temas içerisinde planlanıyor olma ihtimali güçlüdür.”

Adının “Ahmet Türkeş” olduğunu iddia eden “ihbarcı” vatandaşın e-posta mesajı devam ediyor ama bence yeter. Özetle hiçbir delil gösterilmeden, hedefteki bir gazeteci için klavyedeki tüm harflere basılmış. Normal bir ülkede, normal bir sistemde, normal bir devlette böylesi bir e-postanın daha ilk cümlede deli saçması olduğu düşünülür ve çöp kutusuna atılırdı. Ama burası Türkiye ve bakın neler oldu, oluyor…

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, bu e-postanın gönderildiği 2025 yılında Şule Aydın hakkında soruşturma başlattı. Geçen nisan ayında da İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’na bir talimat yazısı iletildi. Buna göre; bu ihbar belge olarak görülüp “belgeler doğrultusunda Şule Aydın’ın suça konu paylaşımı yapıp yapmadığına dair şüpheli olarak ifadesinin alınması” istendi. Kısa süre sonra, İstanbul’daki savcı da Emniyet’e talimat verdi. Resmi yazıda Şule’nin “isnat edilen suçtan dolayı savunması” istendi. Şule de avukatı Gamze Pamuk ile birlikte karakola gidip ifadesini verdi.”

Yine fikir değiştirdiler! Ümmetçi miyiz Turancı mıyız?-Deniz Zeyrek (Nefes)

“Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Kazakistan’da söylediği “‘Türkiye’nin dışında da Türk var’ dedikleri için, tek parti döneminde tabutluk adı verilen işkencehanelere atılanların hayallerini bugün biz gerçekleştiriyoruz” sözleri arada kaynadı gitti.

Ancak Erdoğan’ın büyük dönüşümünü yansıttığı için benim dikkatimi çekti ve mercek tutmaya karar verdim.

Erdoğan’ın kastettiği dava 1944-1947 arasında süren meşhur “Irkçılık-Turancılık” davasıdır.

3 Mayıs 1944’te “Sebahattin Ali’ye iftira” davası nedeniyle Nihal Atsız’a destek amacıyla yapılan yürüyüş sonrası tetiklenen olaylardan sonra başlamıştı. Sanıkları arasında Zeki Velidi Togan, Hüseyin Nihal Atsız, Reha Oğuz Türkkan ve Cihat Savaş Fer gibi isimler vardı.

Dava sürerken iktidara karşı darbe planlamakla da suçlanan sanıklara ağır işkenceler yapıldı. Aç bırakma, falakaya yatırma, tabut gibi karanlık dar hücrelerde tutulma gibi yöntemlere başvuruldu.

Davanın sonucunda sadece 10 sanık 9 aydan başlayıp 10 yıla varan değişik hapis cezalarıyla cezalandırıldı ama Askeri Temyiz Mahkemesiyle, davayı yeniden gören Askeri Hukuk Mahkemesi tüm sanıkları beraat ettirdi.

Dava döneminin lideri İsmet İnönü, defalarca milliyetçiliğe değil yayılmacı Turancılığa karşı olduğunu beyan etti. İnönü bir konuşmasında “Türkiye milliyetçi bir ülkedir. Ancak Turancılık komşu ülkelerle düşmanlığa neden oluyor” diyerek olayın dönemin diplomasi konjonktürüyle ilgili olduğunu da ifşa etmiş oldu.

Gerçekten de Almanların ilerleyişi döneminde parlayan ve taraftar toplayan Türkçülük/Turancılık, 2. Dünya Savaşı’nın Almanların kaybetmesiyle sonuçlanmasının ve Sovyetlerin durumu dengelemesinin ardından devlet tarafından risk olarak görülmeye başlamıştı. 1944’te başlayan dava da Turancılığın sert bir şekilde tasfiye edilmesi amacını taşıyordu.

Peki Atatürk ve partisi CHP’nin Türkçülüğe ve Türkiye dışındaki Türklere bakış açısı nasıldı?

Öncelikle Atatürk’ün 1931’de Türk Tarih Kurumu’nu, 1932’de de Türk Dil Kurumu’nu kurduğunu anımsamakta fayda var. Ayrıca Atatürk döneminde Orta Asya Türk tarihi, dil kökenleri ve Türk kültürü üzerine yoğun çalışmalar teşvik edildi. Tarih tezleri Türklerin yalnız Anadolu ile sınırlı olmayan geniş tarihsel coğrafyasını öne çıkardı.”

Fuat Oktay dilini mi yuttu?-Mehmet Y. Yılmaz (T24)

“İstanbul’un seçilmiş Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu gelecekteki Cumhurbaşkanı seçimine sokmama planının bir parçası olarak sahneye konulan casusluk davasının en önemli unsuru Hüseyin Gün isimli şahıs.

Bu davada gazeteci Mercan Yanardağ ve İmamoğlu’nun danışmanı Necati Özkan da yargılanıyorlar.

İddianameye göre söz konusu “siyasi casusluk”, 2019 yerel seçimlerini manipüle etmek ve seçimi kazanmasını sağlayarak, İmamoğlu’nun Türk siyasetinde söz sahibi olmasını sağlamak amacıyla yapılmış.

Oldukça “iddialı bir iddianame” yani!

İmamoğlu daha küçük bir ilçenin belediye başkanıyken bugünleri hedeflemiş falan.

Bunun için de 17 İBB çalışanının e-posta adresleri ile şifreleri, yurt dışında kim olduklarını savcının da bilmediği kişilere sızdırılmış.

Bu iddianameyi okuyana kadar Türkiye’yi ciddi bir organizasyona ve kurumlara sahip, gelenekleri olan bir devlet zannediyordum.

Meğerse değilmiş!

Düşünün: 17 İBB çalışanının e-posta şifreleri bile Türkiye’nin siyasi geleceğinin manipüle edilmesine yetiyor!

Küçücük bir Kızılderili kabilesini bile devirmeye yetmeyecek bir bilgi, Türkiye’de siyasetin değiştirilebilmesini sağlıyorsa bundan Reis de kendine bir pay çıkarmalı.

Çeyrek yüzyıldır bu devleti ben yönetmiyorum ya!

İddianame bu “ciddi delil” ile yola çıkıyor, başka da somut delil yok.

Ondan sonrası ise Hüseyin Gün isimli sanığın “casus olması”!

Ancak duruşmada öğrendik ki Hüseyin Gün, bizzat Erdoğan’ın Başbakanlık Müsteşarı’nın yaptığı yetkilendirme ile “devlet için” çalışmış!

Gün, bununla ilgili belgeyi duruşmada gösterdiğinden beri bekliyorum ama zamanın müsteşarı, bugünün AKP Milletvekili Fuat Oktay tam siper olmuş, saklanıyor!

“Konuşur konuşur unuturlar” diye düşünüyor herhâlde ama bu öyle kolayca geçiştirilip, unutturulacak bir şey değil.

Hüseyin Gün eğer yabancı devletler adına çalışan bir kişiyse Oktay bu belgeyi nasıl verebildi?

Hüseyin Gün, casus olarak Oktay’ı kandırarak bu belgeyi almayı başardıysa acaba ne tür bilgileri de kendisinden sızdırdı?

Bu durumda Oktay da casusluk suçunun bir parçası mı oluyor?”

Kriz yokmuş gibi çek panpa-Özgür Gürbüz (BirGün)

“İsrail ve ABD’nin İran’a saldırmasıyla başlayan savaş, petrol ve mal ticareti için kritik öneme sahip Hürmüz Boğazı’nı işlevsiz hale getirerek büyük bir ekonomik krize yol açtı. Varil petrolün fiyatı 100 doların üzerine çıktı, petrol üzerine kurulu ekonomiler yavaşladı. Krizin uzaması durumunda belki durma noktasına gelecekler. Birçok ülke kısa ve uzun vadede hayata geçirilecek tedbirler aldı. Türkiye ise kriz yokmuş gibi hayatına devam ediyor.

Çözümü tahmin etmek zor değil. Kısa dönemde petrol ve türevlerini Orta Doğu yerine başka bölgelerden almak anlaşılabilir ama uzun dönemde yapılacak tek bir şey var, sınırlı enerji kaynaklarından uzaklaşıp, enerjiyi daha az ve verimli kullanmanın yollarını bulmalıyız.

Filipinler, olağanüstü hâl ilan ederek klima kullanımını kısıtladı, toplu taşıma sübvansiyonlarını artırdı. Özel araçların kullanımını azaltmak için 23 ülke farklı önlemler aldı. Avusturya’da iki eyalette toplu taşıma ücretsiz olurken, Litvanya tren biletlerini düşürdü. Myanmar ve Güney Kore’de özel araç kullanımı plaka numaralarına göre belli günlerle sınırlandırıldı.

Bangladeş gereksiz ışıklandırmaların kapatılmasını istedi, Laos gibi 10 ülke evden çalışmayı teşvik etti, Pakistan otoyollardaki hız sınırlarını düşürdü. Türkiye ise şu ana kadar sadece eşel mobil sistemi gibi vergi mekanizmalarını bir ölçüde kullandı ama enerji kullanımını azaltmak için ne bir önlem aldı ne de bir teşvik mekanizması ortaya koydu.

Gece 12’den sonra ışıl ışıl aydınlatılan AVM’ler, yalıtımsız binalar, 18 derecede çalıştırılan klimalar, uçaklara teslim edilen şehirlerarası yolculuklar. Makam arabaları, sonu bitmek bilmeyen siyasetçi konvoylarında harcana petrol, öğrencileri okullara ücretsiz taşıyacak minibüslerin yakıtları olabilirdi.

Özetle, üçüncü ayına giren savaşa rağmen Türkiye, petrol ve gaz zengini bir ülkeymiş gibi davranmaya devam ediyor. Artan petrol fiyatları, dar gelirliyi açlıkla mücadeleyle sınarken hükümet enerji tasarrufuyla ilgili en ufak bir önlem almayı bile düşünmüyor.”

Yeni ekonomik düzene doğru-Fikret Aydemir (Dünya)

“Belçika Kraliçesi Mathilde ile Dış Ticaret ve Savunma Bakanı Theo Francken başkanlı­ğında yaklaşık 300 iş insanı Türkiye’ye “Belçika Ekonomi Misyonu” ziyareti gerçekleştirdi. Mil­liyetçi Yeni Flaman Birliği (NV-A) partisinin en önemli isimlerinden biri olan Theo Francken, Türkiye’den “Türkiye ve Atatürk hayranı” olarak geri döndü.

Francken gezi boyunca yayınladı­ğı günlüğünün son cümlesini Türkçe “Teşekkür ederim…” diyerek bitirdi. Belçika Ekonomi Mis­yonu ziyareti esnasında Ticaret Bakanı Ömer Bolat ile ikili anlaşma imzalayan Theo Francken, Belçika ile Türkiye arasında 6,5 milyar euro olan ticareti 15 milyar euroya çıkartmayı hedefledik­lerini açıkladı.

Belçika, Türkiye’ye ekonomik misyon gönderirken, Hindistan da Avrupa Birli­ği ülkelerine ekonomik misyon gönderdi. AB ile Hindistan arasında imzalanan “Serbest Ticaret Anlaşması” ise dünyada 2 milyar insanı doğru­dan etkileyen “çatı anlaşma” olması nedeniyle Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen tarafından “tüm anlaşmaların anası” olarak nitelendirildi. Hindistan Başbakanı Na­rendra Modi, “tüm anlaşmaların anası”nı anlat­mak üzere, Birleşik Arap Emirlikleri, Orta Doğu ve Avrupa’yı kapsayan altı günlük bir tura çıktı. Hindistan Başbakanı Modi bu hafta Hollanda, İsveç, Norveç ve İtalya’yı ziyaret ediyor.

Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen başkanlığında hazırlanan Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Birliği Konseyi’nin ka­bul etmesinden sonra önümüzdeki ocak ayında yürürlüğe girmesi beklenen “tüm anlaşmaların anası” hem AB Komisyon Başkanı von der Leyen hem de Hindistan Başbakanı Modi tarafından AB liderlerine ilk ağızdan anlatılıyor.

AB Komisyonu, Hindistan ile Avrupa Birli­ği ürünlerine yönelik otomobilden şaraba ka­dar geniş bir yelpazede tarifeleri ciddi biçimde düşüren bir serbest ticaret anlaşması hazırladı. Hindistan, AB ürünlerine yönelik tarifeler dü­şürürken, tarım ürünleri kapsam dışı bırakıldı. Her iki taraf da “stratejik ilişkilerde yeni bir say­fa” açıldığını duyurdu.

Küresel ekonomik çıktının yaklaşık dörtte bi­rine karşılık gelen ve 2 milyar insanı kapsayan bu anlaşma, küresel ticaretin giderek jeopolitik gerilimler tarafından şekillendiği bir dönem­de, iki tarafın bugüne kadar imzaladığı en bü­yük ikili ticaret anlaşması olma özelliğini taşı­yor. Anlaşma kapsamında Hindistan, AB’nin mal ihracatının yüzde 96,6’sında gümrük vergilerini kaldıracak veya azaltacak, AB ise Hindistan’dan ithal ettiği mallara uyguladığı tarife kalemleri­nin yüzde 99,5’ini 7 yıllık bir süre içinde serbest­leştirecek.”

Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiMedya
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale Yarım kalan hayatlar
Sonraki Makale Arsenal’in şampiyonluk öyküsü

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

GünlükManşet

Gitti Trump geldi Putin

Medya Günlüğü
20 Mayıs 2026
GünlükManşet

Arsenal’in şampiyonluk öyküsü

Medya Günlüğü
20 Mayıs 2026
Köşe YazılarıManşet

Yarım kalan hayatlar

Erdal Çolak
20 Mayıs 2026
GünlükManşet

“Eurovision şeytan işi”

Medya Günlüğü
20 Mayıs 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?