Cuma, 17 Nis 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Günlük

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 12 Mart 2026 16:37
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

Bu iş nasıl oldu anlamadım-Barış Terkoğlu (Cumhuriyet)

“Tarihte çelişkili görünen içinde kocaman bir gerçeği saklar. Türkiye’nin merakla beklediği İBB davası gergin başladı. Kavga gürültü derken ilk savunmayı eski CHP milletvekili Aykut Erdoğdu yaptı. Erdoğdu’nun savunmasını okurken aklımda tek bir şey vardı. “Ben Erdoğdu’nun avukatı olsam duruşma savcısına ne sorardım” diye düşündüm.

Artık onları herkes tanıyor. Tanımayanlar da benden daha önce dinlemiştir. İlbaklar’dan söz ediyorum. Açık hava reklamcılığının lideri konumundalar. Sadece CHP dönemi değil… Belediyeler AKP’nin elindeyken de billboardlardan otobüs giydirmelerine kadar onların elindeydi. Öte yandan medyada, eğitimde, ticaret hatta madencilik gibi sektörlerde de büyük yatırımları var.

İşin ilginci…

Başta İstanbul ve Ankara olmak üzere, AKP’li belediyeler açık hava reklam alanlarını İlbaklar’a verdiğinde CHP bu olaya defalarca tepki göstermişti. Reklam rantının siyasi bir kararla İlbaklar’a sunulduğunu, milyarlarca liranın bu şekilde kamudan belli ellere aktığını söylemişti. Dahası… Bu işin en çok peşinden koşan isim, milletvekili olduğu dönemde Aykut Erdoğdu’ydu. İlbaklar ile AKP’li belediyeler arasındaki rant ilişkisini kalem kalem açıklamış, “Devletten yok fiyatına kiralanan ve kira sözleşmesine aykırı uzatılan reklam panoları, fahiş fiyatla reklam verenlere kiralanıyor ve aradaki fahiş kâr, halka ait olması gerekirken yandaş reklam şirketlerine ve onların aracılığıyla birilerine gidiyor” demişti.

Zaman değişmiş, yöneticiler değişmiş, partiler değişmiş… Belediyeler CHP tarafından kazanılmış. Ama düzen tabii aynı düzen, İlbaklar reklamda yine karşımıza çıktı.

İşte o İlbaklar, 19 Mart’ta gözaltına alındı. Şirketlerine de kayyım atandı.

İlbaklar, diyorum. Ağabey Mustafa İlbak, gözaltı kararı çıktığında yurtdışındaydı. Yönetim kurulu başkanı Murat İlbak, Yusuf İlbak, Ali İlbak gözaltına alındı.

İktidar medyası günlerce İlbaklar’a yüklendi. Sabah gazetesinin manşetlerini aktarayım:

– İBB’deki rüşvet BDDK raporunda! 

– İtirafçılar tek tek konuştu, İBB’deki rüşvet ağı çöktü!

– Murat İlbak’tan 30 milyon lira rüşvet!

– Bu itiraflar adamı idama götürür!

İlbaklar’ın hedef alındığı haberlerin listesi uzayıp gidiyor.”

S-400 fiyaskosunu itiraf edin kurtulun-Deniz Zeyrek (Nefes)

“ABD yapımı NATO Patriot sistemleri dördüncü defa Türkiye topraklarında.

Muhalefet haklı bir soruyu soruyor:

“Türk hava sahasına yönelen iki füzeyi NATO düşürdü. Şimdi de İran’ın olası füze saldırılarına karşı Malatya’ya NATO Patriotları geldi. Peki bizim 2 buçuk milyar dolar ödediğimiz S-400’lerimiz nerede?”

Son derece haklı bir soru.

Bu soruya yeni sorular da ekleyebilirim:

“S-400 neden alındı?”, “Karar alma mekanizmaları nasıl işledi?”, “Türkiye o sistemleri alarak ne kazandı ne kaybetti?”

Bu sorular ne yazık ki S-400’leri alma kararını veren siyasiler ve komutanlar tarafından yanıtlan(a)mıyor. Mevcut Savunma Bakanı Yaşar Güler de bu soruların yanıtlarını bildiği halde yanıt veremiyor.

O halde kendi sorularımıza, somut ve objektif unsurları sıralayarak kendimiz yanıt verelim. 15 yıllık bir zaman yolculuğuna hazır mısınız?

– Türkiye yaklaşık 30 yıldır yüksek irtifa hava savunma açığını kapatmaya çalışıyordu. AK Parti iktidarı 2013’te Çin’in FD-2000 teklifini kabul ederek bir süreç başlattı. Ancak NATO uyumluluğu gibi gerekçelerle bu ihale iptal edilmek zorunda kalındı.

– 2012’de Suriye iç savaşı nedeniyle topraklarımıza roketler düşmeye başlayınca NATO müttefikleri destek için Türkiye’ye Patriot bataryaları gönderdi. Ancak Hollanda, Almanya ve ABD, bataryaları 2015’te geri çekti. Sadece İspanyol bataryaları kaldı. Bu yalnız bırakılma hissi, Türkiye’nin S-400 alma fikrinin psikolojik alt yapısı oldu.

– 24 Kasım 2015’te bir F-16’mız Rus Su-24 uçağını düşürdü. Moskova çok sert tepki gösterdi. Olay Ankara-Moskova hattında kırılmaya neden oldu. Rusya uçuşları durdurdu, paket turizm turlarını askıya aldı, vizeleri sertleştirdi, bazı ithalat ve iş faaliyetlerine kısıt koydu. Turizm ve Rusya’yla iş yapan ticaret/sanayi şirketleri büyük darbe yedi.

– Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Rusya lideri Vladimir Putin’e bir mektup gönderdi. Rusya 27 Haziran 2016’da Erdoğan’ın mektubunda “özür/üzüntü” bildiren ifadeler olduğunu açıkladı. Erdoğan’ın mektubu normalleşmeyi başlattı.

– 15 Temmuz 2016 darbe girişimi Türkiye’yle ABD arasındaki güvensizliği daha da derinleştirdi. İktidarda “ABD bizi korumuyor, hatta bize karşı pozisyon alıyor” duygusunu büyüttü. Bu süreç Türkiye-Rusya ilişkilerini geliştirdiği gibi Erdoğan-Putin dostluğunu da yeniden büyüttü.

– 2017’de S-400 müzakereleri olgunlaştı, 29 Aralık 2017 günü anlaşma imzalandı. Tutar yaklaşık 2,5 milyar dolar olarak açıklandı.

– 2018’de ABD ile kriz iyice derinleşti. NATO ülkeleri bu sistemin NATO’ya entegre edilemeyeceğini ilan etti. Ankara anlaşmadan geri adım atmayınca Washington yönetimi Türkiye’yi F-35 programından çıkarmakla tehdit etti.

– 2019’da S-400’ler teslim edilmeye başlandı. ABD de Türkiye’yi F-35 programından çıkardı. 2020’de Türkiye S-400 testlerini yaptı. Aynı yıl ABD CAATSA yaptırımlarını devreye soktu.

Şimdi gelin 2026 itibariyle son duruma bakalım:

Türkiye S-400’ü yerli radarlara entegre ettiğini, ihtiyaç olması halinde kullanabileceğini açıklasa da Türkiye hava sahasına giren iki İran füzesi S-400 tarafından değil NATO unsurlarınca tespit edilip vuruldu. İlk ihtiyaç duyulduğunda S-400’ler işlevsiz kaldı.

Sıra muhasebe yapmakta.”

“Türkiye’deki yetkililer” değil, “tek yetkili”-Mehmet Y. Yılmaz (T24)

“Avrupa Parlamentosu Türkiye raportörü Amor, T.C. vatandaşlarına vize serbestisi için Türkiye’nin üzerine düşenleri yapmadığını söyledi.

AB ülkelerine kısa süreli seyahat için Schengen vizesinin tamamen kaldırılması konusunun aslında tamamen Türk yetkililerin elinde olduğunu söyleyen Sanchez Amor, “görünüşe göre üst düzey yetkililer bu konuya pek ilgi göstermiyorlar. Türkiye’de yetkililer sorunu yeşil pasaportla ve hizmet pasaportuyla çözmeyi tercih ediyor” dedi.

Yeşil pasaport alabilecek olanların sayısını arttırarak bu işi çözmeye çalışmak ne kadar işe yarayacak, bilmiyorum.

Bu işin sonunda yeşil pasaport sahiplerine de vize zorunluluğu getirilmesine kadar varması kimseyi şaşırtmamalı.

Amor kibarlık yapıp “Türk yetkililer” demiş ama aslına bakarsanız bir tek kişiden, bir “tek yetkili”den söz ediyor.

“Türk yetkililerin” Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan işaret almadan tuvalete bile gidemediklerini bizim gibi o da biliyordur kuşkusuz.

Erdoğan’ın bu konuda iki görüşü var: Biri resmî görüşü, diğeri gayrı resmî görüşü!

“Resmî görüşü” belli: Anlaşmaya uymak için gerekli kriterleri yerine getireceğiz.

Gayrı resmî görüşü de belli: Boş verin, işimize bakalım, kriterler de nereden çıktı?

Nitekim 2022 yılının ocak ayının 14. günü AB Büyükelçileri ile düzenlenen toplantıdaki konuşmasında şunu söylemişti:

“18 Mart Mutabakatı göç alanında iş birliği yanında, Türkiye – AB ilişkilerinde 5 alanda daha somut ilerleme sağlamayı hedefliyor. Özellikle vize serbestisi ve Gümrük Birliği’nin güncellenmesi konularında ilerleme kaydetmeliyiz. Biz bu çerçevede 72 kriterden kalan 6’sının karşılanması hususunda önemli mesafe kat ettik.”

Sözünü ettiği 18 Mart mutabakatı, 2016 yılında imzalanmıştı. Ahmet Davutoğlu, başbakandı.

Sakıt Başbakan Ahmet Davutoğlu, AKP’nin TBMM Grup Toplantısı’nda “en geç ekim ayında Avrupa’ya vizesiz seyahat mümkün olacak” dediğinde salon alkıştan yıkılmış, ertesi gün yandaş medyada manşetler bu sevindirici haberi haykırmıştı.

Tarih 26 Ocak 2016 idi.

Aynı yılın 8 Mart günü, Davutoğlu tarihi daha da öne çekmiş, “Avrupa ile vize muafiyeti haziran ayında başlayacak” demişti.

İki ay sonra, 3 Mayıs günü Financial Times gazetesinde çıkan bir haber, Başbakan Davutoğlu’nun Avrupa ile vize muafiyeti anlaşmasının, kendisini koltuğundan edebilecek sonuçlar doğurabileceğini yazıyordu.

Ve Davutoğlu’nun başbakanlığı da o ay içinde bitmişti.

“Yerine getirilemeyen” altı kriterden biri Türkiye’nin “terör suçları” ile ilgili tanımının netleştirilmesi.

AB bunu istiyor çünkü Türkiye’de tipini beğenmediğiniz birisini kolayca terörist, iltisaklı, aynı ağızla konuşuyor diye hapse atabiliyorsunuz.”

Kadıköy’de dehşet gecesi-İsmail Saymaz (halktv.com.tr)

“5 Mart sabahı, saat 04.33.

İstanbul Kadıköy’deki Dumlupınar Mahallesi sakinleri uykuya dalmışken, Tural A., Fuzuli A. ve Shıralı I., gözlerine kestirdikleri apartmana doğru ilerlediler.

Yanlarında taşıdıkları tahta merdiveni birinci katta bulunan, 68 yaşındaki N.F.P. adlı kadının evinin balkonuna dayadılar.

Tural A. ve Fuzuli A., merdivene tırmanırken…

Shıralı I. ise suç ortakları eve çıkınca merdiveni alıp uzaklaştı.

Üç hırsız da Azerbaycanlı.

İçlerinden Shıralı I., 10 gün önce Gaziosmanpaşa’da boyacılık yapan Atıq S.’nin evine geldi.

Yanında Tural A. ve Fuzuli A. vardı.

Atıq S., “Gidecek yerimiz yok, iş arıyoruz” diyen iki hemşerisine kömürlüğünde kalabileceklerini söyledi.

Atıq S.’nin iddiasına göre iki adam 5 Mart akşamı kendisinden merdiven ve tornavida istedi.

Atıq S., “Ne yapacaksınız?” diye sordu.

Fuzuli A., “Azerbaycanlı bir ablamız var. Bakıcılık yapıyordu. Parasını vermemişler. Gidip parasını alacağız” şeklinde karşılık verdi.

Atıq S., bu tehdit yüzünden merdiveni ve tornavidayı verdiğini ileri sürüyor.

Gece vakti evden çıkan üç Azerbaycanlı, korsan taksiye atlayıp

Kadıköy’e gitti. Birkaç sokak ötede inerek, apartmana yürüdüler.”

15 yaşta üniversite: Üniversitelerin mesemleştirilmesi-Feray Aytekin Aydoğan (BirGün)

““Şu an bir genç 26 yaşında iş hayatına giriyor. Bu yüzden 12 yıllık zorunlu eğitimi kısaltmayı ve üniversiteye giriş yaşını 15’e düşürmeyi planlıyoruz.”

Eğitimde atılan adımların, yapılan açıklamaların ardı arkası kesilmiyor. Atılan her adımda eğitim hak olmaktan çıkarılıyor. Alınan satılan bir meta haline getiriliyor. Piyasalaştırılıyor. Okullar, üniversiteler ticarethaneye, iş bulma merkezlerine dönüştürülüyor. MESEM’ler (Mesleki eğitim merkezleri), dört yeni okul modeli eliyle okulun yerini atölyeler, inşaatlar, fabrikalar alıyor.

Eğitimin laik, bilimsel niteliği ortadan kaldırılıyor. Öğretmenlerin yerini şirket çalışanları, ustalar, manevi danışman gibi isimlerle, protokollerle imam hatip, ilahiyat mezunları, Diyanet çalışanları, tarikat yapıları alıyor. Okul, öğretmen kimliği tasfiye ediliyor.

Eşit, parasız, nitelikli, bilimsel eğitimi kaybettik. Her adımda kalan kırıntılarını da kaybetmeye devam ediyoruz. Eğitimde temel sorun eşit, parasız, bilimsel, nitelikli eğitim hakkında yaratılan tahribat iken bakanlığın, siyasi iktidarın sorun ettiği ise sermayenin erken yaşta ucuz iş gücü bulamaması. Üniversiteye giriş yaşının düşürülme gerekçesi de öğrencilerin üstün yararını değil patronların üstün yararını esas alıyor.

Zorunlu eğitimin kısaltılması, MESEM’lerin (Mesleki Eğitim Merkezleri), dört yeni okul modelinin, meslek ortaokullarının yaygınlaştırılması, üniversite süresinin kısaltılması, üniversiteye başlama yaşının 15’e düşürülmesi; her adım her şey sermaye için.

Son OVP’de (Orta Vadeli Plan) ve Cumhurbaşkanlığı Yıllık Planı’nda şu ifadeler dikkat çekiyordu:

  • Başta meslek yüksekokulları olmak üzere yükseköğretim kontenjanlarının kamu ve özel sektörün orta vadede ihtiyaç duyduğu işgücü ile uyumu güçlendirilecektir.
  • Mesleki ve teknik eğitim müfredatı özel sektörle iş birliği içerisinde güncellenecek, özel sektör katılımı artırılacaktır.

İktidar çocukların, gençlerin özel sektörün hizmetine amade kılınmasını kalıcılaştırıyor.”

Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiMedya
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale Ermenistan’da ilginç istifa
Sonraki Makale Siyasette “etkisiz eleman”

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

EditörGünlük

Türkiye’ye “devşirme” yasağı

Medya Günlüğü
17 Nisan 2026
EditörGünlük

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
17 Nisan 2026

Mehmet Şüküroğlu çiziyor

Mehmet Şüküroğlu
17 Nisan 2026
Günlük

Köşe yazılarından seçmeler

Medya Günlüğü
16 Nisan 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?