Salı, 10 Mar 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Günlük

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 2 Mart 2026 19:41
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

Kısa savaş, uzun etki-Mehmet Ali Güller (Cumhuriyet)

“ABD, müzakere etmekte olduğu İran’a neden saldırdı? Temel nedeni şu: ABD İsrail hegemonyasında bir yeni Ortadoğu düzeni kurmak istiyor. İran bu düzenin önündeki en önemli engel.

Peki ABD İran engelini aşabilecek mi? İsrail hegemonyasında yeni Ortadoğu düzeni kurabilecek mi? Pek çok ABD’li analistin de işaret ettiği gibi bu pek olası görünmüyor. Bir kere ABD “savaşın ahlakı” çıtasının bile altına düşerek, bir düzen kurabilme yetkinliğini kaybetmiş durumda…

Bu savaşın ilk sonucu, sosyalistlerin ve antiemperyalistlerin çok iyi bildiği bir özelliğin, “Amerikan güvenilmezliğinin”, bu kez geniş siyasal kesimlerce ve kendi müttefikleri nezdinde de artık açığa çıkmış olmasıdır.

ABD güvenilmezdir çünkü müzakere masasından saldırmıştır. Oysa müzakerenin üçüncü turundan çıkan sonuç, Amerikalı ve İranlı heyetlerin pazartesiden itibaren Viyana’da teknik görüşmelere başlayacağı şeklindeydi. Ama Washington, iki gün öncesinde, cumartesi düğmeye bastı. 

Trump yönetimi bu kararıyla hem ülkesinin güvenilmezliğini ortaya koydu hem de diplomasiyi geçersiz kılmış oldu. Dünya ülkelerinin önemli bir çoğunluğu açısından ABD artık sözünün geçerliliği olmayan bir ülkedir. Bunun ABD’ye nasıl ağır bir maliyeti olacağı, ileride daha iyi anlaşılacaktır.

ABD, bir süredir, müttefiki İsrail ile birlikte bölgemizde suikastlar düzenlemektedir. Dahası ABD, işi bir ülkenin devlet başkanını kaçırmaya kadar vardırmıştır. 

Bu Amerikan terörizmidir ve ABD’nin “liderlik kapasitesinin” de iflası demektir. Uluslararası hukuku hiçe sayarak cinayet işleyen bir devletin saygınlığı yoktur; Washington yönetimi bunun orta ve uzun vadede sonuçlarını ikili ilişkilerde fazlasıyla yaşayacaktır.”

İran’da pişer bize de düşer!-Murat Muratoğlu (Nefes)

“Bayılıyorum bu atarlı giderli demeçlere… İran Devrim Muhafızları çıktı, 1 Mart itibarıyla “tarihin en yıkıcı taarruzunu” başlatacağız diye dünyaya ayar verdi!

Nükleer tesisleri Fordow ve Natanz kevgire dönmüş, internetleri yüzde 46 oranında kesilmiş, ülke içinde para birimleri Rial yerlerde sürünüyor… Ama sorsanız, “En büyük taarruz yolda!”

Vallahi biz bu filmi çok izledik… Hani “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” deyip duranlar vardır ya… Tam da o hesap… Bıraksınlar bu işleri…

Tamam boş bir ülke değil İran… Ellerinde hâlâ 2.500 civarı balistik füze olduğu söyleniyor. Ayda 100 tane de yenisinden üretiyorlar…

Buradaki asıl hikaye füzenin kendisinde değil, onu durdurmanın maliyetinde… İran’ın 400 bin dolarlık bir füzesini düşürmek için ABD ve İsrail’in attığı önleyici füze tam 12 milyon dolar! Yani oran 30’a 1. İran “Ben fakirim ama sana da zarar veririm” mantığıyla fırlatıyorlar füzeleri…

İran’ın bu 1 Mart duyurusu, aslında rasyonel bir askeri karardan ziyade, köşeye sıkışmış bir yönetimin “ileri kaçış” hamlesidir. Yani, “İçeride bitiyorum, bari dışarıda büyük bir gürültü koparayım da halk bayrak etrafında toplansın” taktiğidir.

Oysa savaş çok önceden başladı. İlk olarak İran ekonomisi batırıldı. İran Riyali 2025’ten bu yana değerinin yarısını kaybetti. Gıda enflasyonu yüzde 70’i geçti.

Hane başına verdikleri nakit desteği ayda sadece 7 dolar! Ciddi ciddi koskoca bir devlet, vatandaşına bir sandviç parası verip “Hadi aslanım git vatanı savun” diyor.

Halk 31 eyalette sokağa çıktı. Rejim ise “Bakın dışarıda savaş var, içeriye bakmayın” taktiğiyle ayakta kalmaya çalıştı. Binlerce kişiyi gözünü kırpmadan makineli tüfekler ile taradı, yakaladıklarını astı…”

28 Şubat’ta bile böyle değildi-Mehmet Y. Yılmaz (T24)

“Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, kamuoyunda “laiklik bildirisi” olarak bilinen bildirinin 168 imzacısı hakkında soruşturma başlattı. 

Hep söylüyorum, günün birinde öyle bir noktaya geleceğiz ki bu cennet vatanın vatandaşları arasında soruşturma geçirmemiş, karakola çekilmemiş kimse kalmayacak. 

Bu bildirinin imzacıları arasında değilim. Zaten hiçbir bildiriyi de imzalamam. Ne düşünüyorsam yazabilme imkânına sahibim; nedeni bu. 

Ama benim gibi imkânı olmayanların bir araya gelip, bir bildiri ile fikirlerini duyurmaya çalışmalarının suç olduğuna meslek hayatım boyunca iki dönemde tanık oldum. 

Birincisi 12 Eylül askeri darbesi dönemindeydi. İkincisi de AKP’nin tek parti devletine geçtiğimizden beri. 

Anayasa hesapta yürürlükte gibi görünüyor ama AYM ve AİHM kararları uygulanmıyor, seçimle işbaşına gelen belediye başkanlarının yerlerine memurlar tayin ediliyor, sadece savcının bir emriyle tapu deliniyor, mal varlıklarına el konuluyor. 

Doğrusunu isterseniz bu dönemde yaşadıklarımızın önemli bölümünü ne 12 Eylülcüler ne de 28 Şubatçılar akıl edebilmişlerdi. 

28 Şubatçıların akıl edebildiği en ağır ekonomik darbe, bisküvi boykotuydu. 

Bu dönemde fabrikalara, şirketlere, menkul ve gayrimenkullere mahkeme kararı beklenmeden el konuluyor, TMSF onları yeni sahiplerine “satıyor!” 

12 Eylülcüler ise bunların hiçbirini akıl edememişti. 

O dönemde bir gazetede köşe yazma imkânım olmadığı için Aydınlar Bildirisi’ni imzalamış, davet üzerine Selimiye Kışlasına giderek meşhur askeri savcı Albay Süleyman Takkeci’ye ifade vermiştim. Hakkımda dava falan açılmadı, kimse de işimden kovulmamı istemedi. 

Bugün bir bildiriye imza attılar diye işten atılan ve açlığa mahkûm edilmek istenen üniversite hocalarının sayısını hatırlayan var mı? 

İnternetten ulaşabildiğim kadarıyla sayıları 450’yi geçiyor. 

12 Eylül döneminde bu sayı 150 civarındaydı. 

28 Şubat döneminde bu sayı 100’e ulaşmıyordu. 

Yanlış anlaşılmasın, askeri darbeler döneminde hayatımız daha iyiydi gibi bir şey söylemiyorum. 

Bugün ile askeri darbe dönemleri arasındaki en önemli fark şimdi bir demokraside yaşadığımız yanılgısı içinde olmamız. 

O yanılsama içindeki insanlar bildirilere imza atıyorlar, gazetecilik yapmaya çalışıyorlar, ifade hürriyetleri olduğu varsayımıyla mitinglere, gösterilere katılıyorlar. 

Ve bunun bir bedeli oluyor.”

 Laikliği savunmak gazetecilik görevi-Faruk Bildirici (BirGün)

“168 imzalı “Laikliği birlikte savunuyoruz” bildirisinin yayımlandığı andan itibaren iktidar sözcülerinin başlattığı saldırıyı, iktidar medyasındaki haber ve yazılar izledi, izliyor da.  Hatta kimileri, suçlamalarla da kalmayıp, hakaretlerde bulunuyor, aleni tehdit de ediyor:

İbrahim Karagül (Yeni Şafak): Siz bu topraklara ait değilsiniz. Kibirli kibirli, ukala ukala, hâlâ devletin ve milletin sahibi gibi hareket ederseniz fena kavga ederiz. Bu millet, sizin ukalalıklarınıza tahammül etmeyecek artık. Zibidiler.

Murat Özer (Akşam): Bize gerici, toprağımıza bataklık diyen, Esatperest, mezhepçi, Türk ve İslam düşmanı 168 kişiyi unutmuyoruz. Röportaj yapmıyor, yayınlarımıza almıyor, saygı duymuyor, selam vermiyoruz. Türkiye bostan, biz de maraba değiliz!

Hacı Yakışıklı: Laikçiler hortlamış. Siz laikliği falan savunmuyorsunuz. Gerici yobazlar sizi! Siz Türkiye düşmanlığı yapıyorsunuz. Milleti birbirine kırdırma derdindesiniz. Şair, yazar, akademisyen değil, karanlık kafanın yürüyen halisiniz!

Özlem Doğan (Milat): Müslüman seçmen #LaikliğiSavunuyoruz’cu bu sözde yazar/oyuncu/şarkıcıları bakanlık projesinde, AK Partili belediyelerde, TRT’de artık asla görmek istemeyecektir.

Kenan Alpay (Yeni Akit): Hayır siz savunma yapmıyorsunuz! Siz bizatihi insanın dinine, inancına, sevgisine, coşkusuna, kimliğine, ibadetine saldırı yapıyorsunuz!

öyle ağır ifadelerle dolu onlarca yazı ve haber söz konusu. Bu bildiriyi, siyasi iktidarın kimi uygulamalarına itiraz eden, bunların laikliğe aykırı olduğundan kaygılanan insanların “düşünce ve ifade özgürlüğü” kapsamında görmüyorlar. Dahası, geçmişte “Endişeli muhafazakârlar”dan söz edenler, şimdi “kaygılı sekülerler” ile empati kurmaya yanaşmıyor; laikliği savunmayı İslam karşıtlığı gibi göstermeye çalışıyorlar.

Elbette bildiriye imza koyanların görüşleri, metnin dili ve içeriği tartışılabilir, eleştirilebilir. Ancak gazetecilerin, itiraz edene hakaret ve tehdit yağdırmak yerine her insanın, her vatandaşın olduğu gibi, daha sonra atılan imzalarla 50 bini aşan insanın “düşünce ve ifade özgürlüğü”ne de sahip çıkması gerekir.

Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi de “Düşünce, ifade ve serbest eleştiri hakkı”nı “temel insan hakları” arasında sayıyor. Hemen ardından da “laiklik” ve inançlara saygıyı, “Gazetecilerin temel görevleri” olduğunu vurguluyor:

Gazeteci; başta barış, demokrasi, hukukun, üstünlüğü laiklik ve insan hakları olmak üzere; insanlığın evrensel değerlerini, çoksesliliği, farklılıklara saygıyı savunur.”

Orta Doğu’da savaş petrolün kaderini belirleyecek-Naki Bakır (Dünya)

“ABD ile İran arasın­da başlayan sıcak savaşın, özellikle pet­rol fiyatlarında yükse­lişi getirmesine kesin gözüyle bakılıyor. Pet­roldeki olası bir yuka­rı hareket ise Türkiye açısından enflasyon ve cari açığa doğrudan et­ki ediyor.

2025 sonlarında 60 dolar dolayına kadar indikten sonra, bu yıl ocak ve şubat­ta artarak devam eden ABD/İsra­il-İran gerilimi ile yükselişe geçe­rek yeniden 70 do­ları aşan Brent petrol va­ril fiyatında, sıcak savaşın fiilen başlamasının ardından bu haf­tadan itibaren hızlı bir yükseliş dalgası bekleniyor. Tedarik süre­cinin kesintiye uğrama riski do­layısıyla beklenen artışla varil fi­yatının kısa vadede 80 doları gö­receği beklentisi öne çıkıyor.

“Savaş olmayacak” görüşün­deki birçok analist ve uzmanın tahminlerinin aksine fiilen baş­layan savaşın henüz çok yeni gelişme olması ve hafta sonuna denk gelmesi nedeniyle petrol fiyatları ve küresel finansal gös­tergelere yansıması bugünden itibaren görülmeye başlayacak. Sıcak savaşın fiyatlara yansıma­sının ne olacağını kestirmek için henüz çok erken, etkileri kaçınıl­maz. İran’ın 28 Şubat itibarıyla Hürmüz boğazını fiilen kapatma­sı ile birlikte petrol fiyatlarının yükselmesi bekleniyor.

Merkez Bankası uzmanlarınca yapılan “Uluslararası Petrol Fi­yatlarının Tüketici Fiyatlarına ve Cari Dengeye Yansımaları” araş­tırmasına göre ham petrol varil fi­yatında her 10 dolarlık artış, Tür­kiye’nin petrol ürünleri ithalatı­nı 5,1 milyar dolar, ihracatını da 2,2 milyar dolar yukarı çekiyor ve sonuçta cari işlemler açığını 2,6 milyar dolar büyütüyor. Buna gö­re yılın ilk iki ayında Brent pet­rol varil fiyatında yaşanan yüz­de 11,5’lik artış, Türkiye’ye yıllık bazda 3 milyar dolar dolayında bir ilave cari açık yüklemiş bulu­nuyor. 2026 ortalamasında 80 do­ların üzerinde oluşacak bir varil fiyatı, başta deyişle yüzde 32-33 dolayındaki bir artışın yıllık cari açığa fazladan 8,5 milyar dolar ila­ve edebileceği görülüyor.

Merkez Bankası araştırmasına göre, ham petrol fiyatındaki yüz­de 10’luk artış tüketici enflasyo­nunu yaklaşık 1 puan yükselti­yor. Başka deyişle yüzde 10’luk düşüş enflasyonu tek başına 1 puan aşağı çekiyor. Petrolün va­rilinin yıl ortalamasında 80 do­ların üzerinde oluşması ya da yüzde 20 dolayında artması du­rumunda TÜFE bazında enflas­yonu 2 puan yükseltecek.”

Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiMedya
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale “Savaş Türkiye’yi de etkileyebilir…”
Sonraki Makale İran eşiğinde aynı cephe farklı takvim

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

*Günlük

“Sudan ucuz” İran kamikazeleri

Medya Günlüğü
10 Mart 2026
GünlükManşet

Türkçe âşığı İsveçli ordinaryüs

Medya Günlüğü
10 Mart 2026
GünlükManşet

Tarihi değiştiren adam

Medya Günlüğü
10 Mart 2026
GünlükManşet

9 soruda Tahran

Medya Günlüğü
10 Mart 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?