Bahçeli ve Fidan’ın taktiği-Mehmet Ali Güller (Cumhuriyet)
“MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin TBMM grup toplantısındaki şu sözleri yine gündem oldu: “Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmet’ler makama ve Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir!”
Peki Bahçeli, Öcalan’ın “umut hakkından” yararlanarak serbest kalmasını, Ahmet Türk’ün görevden alındığı Mardin Belediye Başkanlığı’na geri dönmesini ve Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılmasını neden istedi?
1) Bahçeli bu açıklamasıyla koçbaşılığını yaptığı açılım sürecini ayakta tutmaya çalışıyor öncelikle. Şam’ın Ankara destekli operasyonlarla SDG’ye geri adım attırması sonrasında ortaya çıkan yeni siyasal iklim, Kürtlerin açılıma desteğini zayıflatmıştı. Haliyle açılım masasının ayakları da sallanmaya başlamıştı. Bahçeli bu çıkışıyla masanın ayaklarını sağlamlaştırmak üzere çivi çaktı.
2) Bahçeli başından beri “Kürt siyasal hareketinin” farklı merkezlerine yönelik özel taktikler izliyor. Örneğin, yıllarca kapatılmasını savunduğu DEM’i, müzakere edilecek meşru kuvvet ilan ederek, Kandil’in karşısına konumlandırmaya çalışıyor. Sırrı Süreyya Önder ve Ahmet Türk’le özel ilişkisi üzerinden DEM’e “alan açmaya” çalışıyor.
Öte yandan Bahçeli, Öcalan’ı “kurucu önder” ilan ederek onun PKK içindeki güç merkezlerine karşı otoritesini güçlendirmeye çalışıyor. Öcalan’la ortaklaşılan konuların Kandil’e kabul ettirilmesinde, onun “kurucu önder” vasfından yararlanmak istiyor.
3) Bahçeli ve Fidan’ın, yeni süreçte Kürtler ile Türk solunu ayrıştırma hamlesi yaptığı anlaşılıyor. YPG ile SDG çatısı altında hareket eden Türk sol örgütleri ve DEM ile birlikte hareket eden Türk sol örgütleri ayrıştırmaya çalışılıyor.
Fidan’ın şu sözleri bu yeni aşamaya işaret ediyor: “Dünya kamuoyunun pek bilmediği bir şey var, o da sadece diğer ülkelerden gelen Kürt PKK unsurlarına değil, Suriye’de SDG’nin kontrolündeki bölgelerdeki Türk solcu unsurlarına da Türkiye’ye karşı faaliyet gösterebilecekleri bir sığınak ve yer verildiği. 300 kadar silahlı insan var orada. Bunlar Türk sol örgütlerinin üyeleri.”
Bu açıklamanın ardından DEM’le hareket eden sol örgütlere operasyon yapıldı.
4) Devlet Bahçeli’nin Abdullah Öcalan, Ahmet Türk ve Selahattin Demirtaş ile ilgili sözleri aynı zamanda olası bir erken seçimde AKP-MHP-DEM ittifakı oluşturulmasını amaçlıyor.”
“Epstein Türkiye”nin peşini bırakmayan avukat-Aytunç Erkin (Nefes)
“Önceki gün DW Türkçe’den Alican Uludağ’dan öğrendik. Haberi okuyalım:
“ABD Adalet Bakanlığı’nın Jeffrey Epstein davasına ilişkin açıkladığı milyonlarca belgede yer alan ayrıntılar Türkiye’de de gündem olurken, gözler yargıya çevrildi. DW Türkçe’nin ulaştığı bilgilere göre, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, İYİ Parti Grup Başkan Vekili Turhan Çömez’in 22 Aralık 2025’te paylaştığı bir tweet üzerine iddiaları araştırmak için 23 Aralık 2025’te soruşturma başlattı. Öte yandan Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği, Epstein dosyasının Türkiye bağlantıları bulunduğuna ve Türkiye’den de çocukların bu suç çetesinin ağına düşürüldüğüne ilişkin iddiaların araştırılması için 16 Ocak 2024 tarihinde suç duyurusunda bulunmuştu. DW Türkçe’nin ulaştığı bilgilere göre, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 16 Haziran 2025 tarihinde, kovuşturmaya yer olmadığına karar verdiği öğrenildi. Takipsizlik kararında, atılı suçların Türkiye’de işlendiğine ilişkin bir delilin dosyada bulunmadığı belirtildi. Soruşturma kapsamında yalnızca ABD’de yaşayan ve şikâyet edilen Banu K. adlı bir kadının ifadesi, talimatla İstanbul Adalar’da alındı. Epstein davasıyla bir ilgisinin bulunmadığını savunan Banu K., şikâyet edilen kişiyle yalnızca isimli benzerliği bulunduğunu, kendisinin iddiaların aksine Florida’da değil, bu kente uzak mesafedeki Kaliforniya’da yaşadığını kaydetti. Şüpheli, bu konuda New York Güney Bölgesi Mahkeme kararını da sundu. Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği avukatı Hediye Gökçe Baykal, ABD Adalet Bakanlığının paylaştığı Epstein belgeleri üzerinden yeni delillerin ortaya çıktığını belirterek, takipsizlik kararına itiraz edeceklerini ve yeniden soruşturma açılmasını isteyeceklerini söyledi.”
Dün… Epstein Türkiye dosyasıyla ilgili bir gelişme yaşandı.
Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği avukatı Hediye Gökçe Baykal, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na yeni bir suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusunda şöyle denildi:
“… Bahse konu belgelerde şüphelilere sorulan sorular arasında ‘Jeffrey Epstein’ın Türkiye, Çek Cumhuriyeti, Asya ve diğer ülkelerden başkaca reşit olmayan kızları da taşıdığı iddia ediliyor. Bundan haberiniz var mı?’ şeklinde bir sorunun bulunması dava ile bağlantılı olarak paylaşılan dosya ve belgelerde sistem içinde olduğu belirlenen Türk bir ismin yer alması sebepleriyle, ülkemizden çocukların da bu dehşet verici suç ağına tespit edilecek şüpheliler tarafından dahil edildiğine dair iddiaların ivedilikle araştırılması gerekmektedir.
“Yine kamuoyuna yansıyan belgelerde yer alan ifadelere göre; Epstein mağdurlarının bir kısmı Antalya’da bir otele getirildiği, ‘Kızların bizimle alıştırma yapmasının başarılı olmasına sevindik’ şeklinde beyanların olduğu, Epstein’in ise bu e-postadan bir saat sonra ‘Sebla, sana ve Fettah’a teşekkür ederim. Bu, benim ve onların hayatını değiştirdi’ yanıtını verdiği görülmektedir. Öte yandan ülkemizde yaşanan 1999 ve 2023 depremlerinin ardından kayıp çocuk vakalarının görülmesi ve bu çocukların ilgili kişi öncülüğündeki oluşumun aracılığıyla yurt dışına kaçırıldığına dair iddialar kamuoyunda yer bulmuştur.”
Evet… Epstein dosyasının çok su kaldıracağı anlaşılıyor. Konuya sadece “pedofili” üzerinden bakmak da yanlış. Bir “örgüt” olduğu ve bu “örgütün” kollarının dünyayı sardığı anlaşılıyor. Mesele Trump değil mesele “sistem”.
Dur bakalım ne olacak?-Mehmet Y. Yılmaz (T24)
“Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile görüşecek.”
İlk haber, hemen her yelpazeden yayın organında bu başlıkla çıkıyor.
Bir iki gün içinde haber sitelerinde bu kez şu başlığı görüyoruz; o da hemen hemen her yerde birbirine benziyor: “Cumhurbaşkanı Erdoğan ile MHP lideri Bahçeli görüşmesi başladı.”
Aradan kısa bir süre geçiyor, bazen 40 dakika, bazen bir saat sonra, başlıklar değişiyor: “Cumhurbaşkanı Erdoğan ile MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin görüşmeleri sona erdi!”
Ve olay örgüsü burada bitiyor.
Bu görüşmelerden sonra hiçbir açıklama yapılmıyor.
Görüşmeyi kim istedi, hangi başlıklar konuşuldu gibi görüşmenin içeriğini tam olarak açıklamayan bilgiler bile verilmiyor.
“Eski Türkiye” ile “AKP Türkiye’si” arasındaki önemli farklardan biri bu.
Eskiden de parti liderleri arasında böyle ikili görüşmeler olurdu ama bir açıklama yapılmasa bile gazeteciler kısa bir süre içinde nelerin konuşulduğunu öğrenir, gazetelerine yazarlardı.
Şimdi içerik öğrenilemiyor çünkü gazeteci görünümlü parti militanlarının böyle bir dertleri yok.
Gazetecilik yapmaya çalışanların da bu tür özel görüşmelerin içeriğine ulaşabilecek kaynaklara erişimi hayli kısıtlı, sıkıntılı.
Onun için içeride neler olup bittiğini sadece tahmin edebiliyoruz.
Benim tahminime göre içeride hiçbir şey konuşulmuyor.
Çay filan içiyorlardır elbette ama daha çok sessizce birbirlerini süzüp, bakışıyorlar gibi hayal ediyorum.
Bu kanıya nereden vardın derseniz, Bahçeli’nin bazen muhalefet lideri gibi konuşmasından çıkarıyorum.
Türkiye’yi yöneten bir koalisyonun büyük ortağı ile küçük ortağı bir araya geldiklerinde normal olarak temel meseleleri konuşup, bir orta yol bulduklarını varsaymamız gerekir.
Belli ki böyle olmuyor.”
Avrupa Birliği yeşil pasaporta vize mi getirecek?-Uğur Ergan (halktv.com.tr)
“Son dönemde Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasındaki ilişkilerde önemli konulardan birisi de yeşil pasaport.
AB’nin, Türkiye Cumhuriyeti pasaportuna yıllardan beri uyguladığı vize rejimini son yıllarda daha da sertleştirdiği bir gerçek. Her ne kadar Schengen vizesinde resmiyette geçen Temmuz’dan beri “Cascade” (kademeli) sistem uygulansa da, bunun pratiğe istenilen ölçüde yansıdığı pek söylenemez.
Hal böyle olunca AB’nin vize engelini aşmak amacıyla Türkiye’de neredeyse her meslek grubu temsilcileri yeşil pasaporta sahip olmak için girişimde bulunuyor.
Bu kervana geçen ay da mimar ve mühendisler katıldı. TBMM’ye sunulan kanun teklifinde, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’ne (TMMOB) bağlı odalara üye olan, mesleğini fiilen icra eden ve en az 15 yıl kıdeme sahip mimar ve mühendislere yeşil pasaport verilmesi öngörülüyor.
Plan Bütçe Komisyonu’nda bekleyen bu teklif üzerine gazeteciler de yeniden kafa gösterip, “Biz de isteriz” demeye başladılar.
Açıkcası, yeşil pasaport işinin suyu çıkmaya başladı. Bu şekilde devam ederse, yeşil pasaportu gerçekten hak edenlerin de vizesiz seyahati tehlikeye girecek. Bu tehlike sadece yeşil pasaport için değil, hizmet damgalı gri pasaport için de geçerli.
Türk vatandaşlarına vize muafiyeti ve yeşil pasaport konusu bugün akşam Türkiye’ye gelecek ve yarın temaslarda bulunacak olan AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Marta Kos’un Ankara ziyaretinde önemli konu başlıklarından birisi olacak.
Türkiye-AB ilişkilerinde vatandaşın en merak ettiği şey vize meselesi olduğu için, Kos’un ziyareti öncesi vize ve yeşil pasaport konularında Brüksel’deki atmosferi yansıtmak amacıyla birkaç telefon görüşmesi yaptım.
Söyleyeyim, hava hiç olumlu değil, özellikle yeşil pasaport meselesi AB’nin radarına iyice takılmış durumda.
Bazı çevrelerce ortaya atılan, “Türkiye ile AB arasında sessiz mutabakat var. AB, Türkiye’nin yeşil pasaport kapsamını genişletmesine ses çıkarmayacak. Böylece AB ülkelerine, Türkiye’ye geri dönüş garantisi olan çevrelerden insanlar gelecek” iddiasını doğrulayan yok.
Mimar ve mühendislerle ilgili yeşil pasaport kanun teklifi AB’de şaşkınlıkla karşılanmış. AB’nin özellikle gri (hizmet) ve yeşil (hususi) pasaport sayısıyla ilgili Türkiye’den sayı talep etmeyi düşündüğü bile konuşuluyor. Türkiye’nin sayı verme zorunluluğu yok ancak AB’nin bu düşünceye gelmesi dikkat çekici.
Mimar ve mühendislerin yeşil pasaport kapsamına alınması halinde, AB’nin yeşil pasaportlar için de vizeyi gündemine alacağı Brüksel kulislerinde ciddi şekilde konuşulmaya başlanmış. Bundan dolayı Dışişleri Bakanlığı ilgili birimlerinin iktidarı uyardığını da duydum.”
Erdoğan’ın sırrı ne?-Yaşar Aydın (BirGün)
“Türkiye, 23 yılı aşkın süredir devam eden AKP iktidarı boyunca dünyada gelişmişlik kriteri kabul edilen tüm başlıklarda geriledi. Bazı başlıklarda ilk 10 yıl içinde yaşanan kısmi iyileşme de sonraki yıllarda yok olup gitti. Özellikle son on yılda ülke insanı için tablo her geçen gün daha kötüye gidiyor. Ama bu durum iktidar değişimi için yeterli olmadı/olmuyor. Gazetemizin politika editörü Mehmet Emin Kurnaz dün erken seçimi de dikkate alarak önümüzdeki 15 ay içinde Erdoğan’ın olası hamleleri ile ayrıntılı bir analiz yaptı. Mehmet Emin’in analizinde de belirttiği gibi Erdoğan ve Bahçeli neredeyse eli açık, kağıtları ortada masada oturup kurdukları oyuna devam ediyor. Ama şunu da belirtelim ki bu durum Cumhur İttifakı için bir tercihten çok zorunluluk. Yapacağı bir şey kalmayan iktidar bloku mecburen en iyi bildiği şeyi tekrarlamak durumunda. Yine başaracağına inanıyor.
Erdoğan en çok 10 yıldır kötü giden bir ekonomiye rağmen iktidarda kalma becerisine güveniyor. Bunu iki yerel seçim yenilgisine, yüzde 35’lere kadar gerileyen halk desteğine rağmen yapma yeteneği özgüvenini daha da yukarıya taşıdı. Türkiye’nin içinde bulunduğu tablo Erdoğan’ın iktidarda kalmasını rasyonel verilerle açıklayamaz. Belli oranda demokrasi geleneği olan, dinamik bir ülkede siyasal İslamcı bir iktidar toplumsal rıza üretmeyi önemsemeden koltukta kalmayı başardı ve bunu sürdürüyor.
Kabul edelim ki iktidarda kalmasında ABD, AB hatta Rusya desteğinin azımsanmayacak bir katkısı var. Cemaat, tarikat, mafya gibi organizasyonların ranta dayalı desteğiyle devlet kurumlarının ele geçirilmiş olması da belli oranda toplumsal desteği sağladı. Bu da önemli bir etken. Ama bunların hiçbiri AKP ve Erdoğan’ın yoksulluk, yolsuzluk ve baskıyla süren 23 yıllık iktidarını açıklamaya yetmez. O zaman geriye tek bir şey kalıyor: Sürecin belirleyicisi muhalefetin yaptıkları ve yapmadıkları oldu.”
Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
