Gazeteci Varol Ersoy‘un Medyaradar sitesinde yayınlanan “Erol Köse: Kavga ile büyüyen, gürültüyle hatırlanan bir kariyer” başlıklı yazısı:
Türkiye tuhaf bir hayat hikayesinin daha kapandığına tanıklık etti.
Diş doktoru, yapımcı ve organizatör Erol Köse hayata veda etti.
Ölümünün nedeni hâlâ tartışılıyor.
Ama asıl tartışılması gereken şey bence başka:
Bir insanın hayatı boyunca müzikten çok gürültü üretmesi nasıl mümkün olur?
Köse ilk kez 1990’larda Komedi Dans Üçlüsü ile tanındı.
O yıllarda Türkiye’de pop müzik hızla yükseliyordu.
Gerçek besteciler, mükemmel sesler vardı.
Ama sonra müzik piyasasında yeni bir model ortaya çıktı.
Şarkıdan çok skandalın sattığı bir model.
İşte; Köse, bu modelin öncü girişimcilerindendi.
Onun formülü basitti:
“Şarkı ortalama olabilir…
Ses vasat olabilir…
Ama sansasyon mutlaka büyük olmalıdır…”
Yöntemi basitti:
O günlerde en çok izlenen kanalların yöneticileriyle çok iyi ilişkileri vardı.
O yakınlığı kullanarak, magazin programlarının “değişmez aktörü” olmayı başardı.
Bir sanatçıyı önce göklere çıkarırdı.
Sonra onunla kavga ederdi.
Televizyon ekranlarında tartışmalar, hakaretler bitmeyen polemikler gırla giderdi!
İşte; Erol Köse ekolünün en önemli tanıtım stratejisi buydu.
Bir süre sonra bu bile yetmemeye başladı. “Daha çok kazanmak için”, magazin programlarına yorumcu, şarkı yarışmalarına jüri üyesi olarak katılmaya başladı.
Yargıç edasıyla şarkıcıları azarladı.
Yarışmacının kendisine yakınlığına göre puan dağıttı.
Sanatçıları ekran önünde aşağılamanın “reyting” getirdiğini görüp bunu çok sık kullandı.
Onun da aralarında bulunduğu jüri üyeleri yüzünden şarkı yarışmaları bir anda müzik yarışması olmaktan çıktı.
Reality Show’a dönüştü.
Köse’nin hayatındaki tuhaflıklar sadece magazinle de sınırlı değil…
Türkiye’de siyaset zaten yeterince tuhaf bir alan olduğu için, magazin dünyasından gelen bu renkli figür de doğal olarak kendine yer buldu.
Bir dönem siyasete de merak sardı. Genç Parti’den milletvekili adayı oldu.
Ama orada da müzikteki gibi bir yöntem izledi:
Gürültü çıkar ki hep seni konuşsunlar!
Sonra hayatının en tuhaf olaylarından biri yaşandı.
Bir gece ayağından vuruldu.
Türkiye’de bir müzik yapımcısının ayağından vurulması bile başlı başına bir magazin romanıdır.
Olayın ayrıntıları yıllarca tartışıldı. Mafyaya haraç vermeyi reddettiği için vurulduğunu söyledi.
Sonuç değişmedi:
Köse hep en çok konuşulan insanlardan biri olmayı başardı.
Çünkü onun hayatının temel stratejisi buydu:
Konuşulmak.
“Türk pop müziği bugün neden bu kadar yüzeysel?” diye soruyoruz ya…
Cevaplardan biri işte bu hikâyelerde saklı.
Bir dönem müzik piyasasında şu mesaj verildi:
“İyi şarkı yapmana gerek yok…
İyi kavga etmen yeter.”
Ve ne yazık ki bu yöntem çalıştı!
Bugün dönüp baktığımızda bu etkili yapımcıdan geriye çok az şarkının kaldığını görüyoruz…
Ama kavga çok.
Hakaret çok.
Magazin çok.
Hatta uyuşturucu, intihar, kanlı saldırılar çok…
Erol Köse artık yok.
Ama onun temsil ettiği kültür hâlâ televizyon ekranlarında, sosyal medyada ve ne yazık ki müzik piyasasında yaşıyor….
“Ölenin arkasından kötü konuşulmaz” derler.
Haklılar.
Ben de kötü konuşmuyorum.
Sadece şunu söylüyorum:
Bir insanın hayatı boyunca bu kadar gürültü üretip bu kadar az müzik bırakabilmesi de gerçekten büyük bir yetenek gerektirir…
Ve o, bu konuda bir numaraydı.
Fotoğraf: yenicaggazetesi.com
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
