Apaçık Radyo’da pazartesi günleri yayınlanan “Babil’den Sonra” programını hazırlayan Ercüment Gürçay, John Baez- Maggie Rogers, Carly Simon, Sade, Donovan, Laura Branigan, The Cranberries ve Max Richter’in parçaları eşliğinde Türk medyasında yapılan hataları gazeteci Cenk Başlamış’la konuştu. Programın bant kaydını da dinleyebilirsiniz.
***
-Herkese merhaba, Apaçık Radyo’da “Babil’den Sonra” programını Joan Baez’le Maggie Rogers’ın birlikte söylediği zamanın içinden geçen bir Bob Dylan şarkısıyla açtık. The Times They Are A-Changin. Birleşik Devletler’de geçen günlerde başlayan Krallara Hayır kampanyasında Minnesota Capitol’de kaydedilen şarkıda Baez ve Rogers “Zaman değişiyor mu yoksa biz mi geç kalıyoruz?” sorusunu soruyorlardı…
Yaklaşık üç aylık aranın ardından yine bir canlı yayında internet gazetesi Medya Günlüğü’nün Yöneticisi Cenk Başlamış’la birlikteyiz… Bugün stüdyomuza ilginç konular ve güzel müziklerle geldi. Merhaba Cenk Bey.
-Merhaba Ercüment Bey, teşekkürler. Yine bir canlı yayında sizinle ve “Babil’den Sonra” dinleyicileriyle buluşmak çok güzel.
-Cenk Bey… 16 program oldu… artık bu küçük bir Apaçık Radyo geleneği oldu diyebilir miyiz?
-Evet Ercüment Bey, bugün 16. programımızı yapıyoruz. Birlikte yaptığımız programlar bana hem büyük keyif veriyor hem de heyecanlandırıyor. Programımızı iple çekiyorum. Bana bu olanağı verdiğiniz için size ve Apaçık Radyo’ya çok teşekkür ederim.
-Rica ederim. Birlikte program yapmak benim için de keyifli ve heyecan verici… Bugün müzik çantanızda neler var ve açılış şarkısının hikayesi nedir?
-Malum, gündemde savaş var. ABD ile İsrail’in İran’a saldırısı 28 Şubat’ta başladı. Haftalardır burnumuzun dibinde bir savaş sürüyor. Hatta bize de birkaç kez füze düştü. Gerçi ateşkes ilan edildi ama ne olacağını tahmin etmek zor. Yine de bence bu dünya halklarının kabul etmediği, karşı çıktığı ve ideolojik bakanlar dışında lanetlediği bir savaş bu. Çaldığımız parça da aslında tam bu konuyla ilgili. 29 Mart’ta ABD’nin 50 eyaletinde üç binden fazla nokta dokuz milyon kişinin katıldığı büyük protestolar düzenlendi. İlginç bir sloganı var: “No Kings” yani “krallara hayır.” Hem Başkan Donald Trump’ın politikalarını hem de İran’a saldırıyı protesto etmek için yapıldı gösteriler. Ünlü isimler de katıldı. Mesela Robert De Niro, Jane Fonda ve Bruce Springsteen gibi. Açılışta çaldığımız parça Minnesota’da düzenlenen gösteride Joan Baez ve Maggie Rogers tarafından birlikte seslendirildi. Onlara sonradan Tom Morello da katıldı. üçü birlikte 100 bin kişinin önünde Bob Dylan’ın ikonik protesto şarkısı “The Times They Are A-Changin’”i seslendirdi. Bu arada, John Baez’in 85 yaşında olduğunu hatırlatırım…
-… Ama bugün sadece savaşı konuşmayacağız. Program konumuza geçmeden önce bir ara verelim mi? Hangi şarkıyı dinliyoruz?
-Tabii verelim. Bugünkü şarkılarımız ağırlıklı olarak kadın şarkıcılardan oluşuyor. Mümkün olduğu kadar daha önce hiç dinlemediğimiz şarkıcıları seçmeye çalıştım. Bir de sık sık progressive rock, senfonik rock parçalar çalıyoruz. Bugün daha sakin, dinlemesi daha kolay şarkılar olsun istedim. İşte o şarkıcılardan biri Carly Simon. Onun “Have You Seen Me Lately” şarkısını dinliyoruz.
-Carly Simon’dan dinledik “Have You Seen Me Lately”. Bazen kendimizi tanımıyoruz… dil de öyle. Cenk Bey, artık program konumuza gelelim mi? Medya dilin aynası mı, yoksa onu bozan bir güç mü?
-Tabii. Savaşla ilgili çok konuşulduğu ve söylenmesi gereken neredeyse her şey söylendiği için ben bugün çok farklı bir konuda olsun istedim programımız. Bu benim bir gazeteci olarak çok önemsediğim bir konu. Yani medyada yapılan Türkçe hataları. Bu konuyu önemseyen bir kitle var ama genel olarak duyarlı olduğumuzu söyleyemem. Medyadaki Türkçe hataları dedim ama aslında bu genel olarak Türkçenin yanlış kullanımıyla ilgili bir sorun. Toplum üzerinde büyük etkisi bulunan medyanın Türkçenin doğru kullanımı konusunda önder ve örnek olması gerekiyor. Yani medyanın aslında bir misyonu var.
-Peki günümüzde Türk medyası böyle bir misyonu olduğunun farkında mı sizce?
– Elbette değil ama farkında olmaması misyonu olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Çünkü ister çocuk olsun, isterse yetişkin, hemen hemen herkes televizyonda duyduğu, gazete ve internet sitelerinde okuduğu sözleri, cümleleri, kalıpları doğru kabul ediyor, doğru olsa da olmasa da yaygın şekilde kullanmaya başlıyor. Bu konu bence çok önemi. Bir internet sitesinde satır arasında yapılmış bir hata diye küçümsememek lazım. O hata kartopu gibi büyüyor, büyüyor ve yerleşiyor.
-Bir örnek verir misiniz? En sık yapılan hata hangisi?
-Tabii bir değil, sayısız örnek verebilirim. Mesela hem medyada hem gündelik hayatta en çok yapılan hata ne biliyor musunuz? Söyleyince sanırım “Babil’den Sonra” dinleyicileri çok şaşıracak. En çok yanlış kullanılan “geçtiğimiz” kelimesi. Yani hem medyada sık gördüğümüz hem de gündelik konuşmalarda neredeyse her seferinde yanlış kullandığımız bir kelime. Ne diyoruz? Geçtiğimiz gün, geçtiğimiz hafta, geçtiğimiz ay ya da geçtiğimiz yıl. Oysa bu kullanımların hepsi yanlış.
-Doğrusu ne?
-Doğrusu “geçen” olmalı. Yani geçen gün, geçen hafta, geçen ay, geçen yıl.
-Peki mesela “geçtiğimiz hafta” demek neden yanlış?
-Çünkü zamanı biz geçmeyiz, kendisi geçer. Dolayısıyla yanlış kullanım.
-Peki bir soluklanalım mı? Sırada hangi şarkı var?
-Sırada yine daha önce hiç çalmadığımız bir kadın şarkıcı var. Sade söylüyor: “Smooth Operator.”
–… Sade’den dinledik “Smooth Operator.” Dil de bazen böyle… sinsice kayıyor elimizden… Apaçık Radyo’da “Babil’den Sonra” programında internet gazetesi Medya Günlüğü’nün yöneticisi Cenk Başlamış’la medyada sık yapılan hataları konuşuyoruz. Aradan önce yanlış kullanımlara örnek veriyordunuz. Başka hangi hatalar var?
-Valla Ercüment Bey inanın say say bitmez. Gözlemlediğim kadarıyla hem konuşurken hem de yazarken en çok yapılan ikinci hata itibarıyla kelimesi. Doğrusu itibarıyla ama hemen hemen herkes, “itibariyle” diyor. Başka bir hata “ileri bir tarihe ertelemek” kalıbı. Mahkemelerle ya da toplantılarla ilgili haberlerde sıkça duyuyoruz, “Falanca davada duruşma ileri bir tarihe ertelendi” diye. Oysa Türk Dil Kurumu sözlüğünde ertelemenin karşılığı zaten sonraya bırakmak. Dolayısıyla “falanca toplantı ertelendi” demek yeterli. Başka bir hata bugün kelimesi yazılırken yapılıyor. Bu kelime sık sık bu gün yani iki ayrı kelime gibi yazılıyor. Bitişik olmalı. Başka bir sorunlu kelime “gerçekleşmek.” Hem haberlerde hem de haber kanallarında yaygın kullanılıyor ama yanlış kullanılıyor.
-Bir örnek verir misiniz?
-Basın toplantısı, sergi, seçim, görüşme ya da kaza için hep gerçekleşti deniliyor. Basın toplantısı gerçekleşmez. Düzenlenir ya da yapılır. Seçim de öyle. Kaza gerçekleşmez, meydana gelir. Başka bir örnek, detay kelimesinin yanlış kullanımı. “Küçük bir detay” “ufak bir detay” ya da “önemli bir detay” diyoruz. Yanlış. Yanlış çünkü detay zaten ayrıntı demek. “Önemli bir detay” da olmaz çünkü o zaman detay olmaktan çıkar.
-Yine bir soluklansak mı? Sırada hangi şarkı var?
-Bugünkü programımızın ağırlıklı olarak kadın şarkıcılardan oluştuğunu söylemiştim. Sırada programımızın tek erkek şarkıcısı var: Donovan. Folk şarkıları çalan bir İskoç şarkıcı. Joan Baez ve Bob Dylan’la aynı dönemden. Hatta Baez’le tanışıyorlar. Bu arada John Lennon’a gitar çalmasını, daha doğrusu, umuyorum yanlış söylemiyorumdur, parmak stili gitar çalmasını o öğretmiş. Sanıyorum dev isimlerle aynı dönemde olduğu için biraz gölgede kalmış. Onun “Universal Soldier” şarkısını dinliyoruz.
-Donavan’dan dinledik. Evet Cenk Bey, medyadaki Türkçe hatalarını anlatıyordunuz. Başka hangi örnekler verebilirsiniz?
-Konuşma dilinde değil ama haber dilinde çok sık yapılan bir hata var. Mutlaka duymuşsunuzdur ya da okumuşsunuzdur, “şeklinde konuştu” diye bir kalıp var. Örnek, “Filanca futbolcu bu yıl mutlaka şampiyon olacağız” şeklinde konuştu deniyor. Doğrusu “dedi” ya da “diye konuştu” olmalı. Başka bir örnek “müjdeli haber.” Yanlış kullanım çünkü müjde zaten sevindirici haber demek. Bir başka yanlış, “ucuz atlatılan facia” kalıbı. Facia çok üzüntü veren, acıklı olay demek. Yani bir facia yaşanmışsa ucuz atlatılması söz konusu olamaz. Devam ediyorum örneklere… Yine haberlerde çok sık kullanılan bir ifade var: Toplu katliam. Bu da yanlış. Çünkü katliam Arapçadaki cinayet kelimesinin yani “katl”in çoğulu. Onun için toplu katliam demek yanlış. Türk Dil Kurumunun önerisi ise kırım kelimesi. Yazım dilinde çok sık yapılan bir başka hata para birimlerinin ilk harfini büyük yazmak. Yani euro, dolar, lira, ruble yazarken büyük harfle başlamak. Oysa kurala göre bütün para birimleri küçük harfle başlar. Benim takıldığım bir diğer hata hem konuşma hem de yazı dilindeki “kısa özet” kalıbı. Bakın, TEDEKE yani Türk Dil Kurumu özetin tanımı için ne diyor: “Bir yazı veya sözün anlamını daha kısa ve özlü biçimde veren yazı veya söz.” Yani özet zaten kısa demek. Kısanın kısası olmaz. Bu arada, Türk Dil Kurumunun kısaltmasını TEDEKE diye söylemem bazı dinleyicilerin dikkatini çekmiş olabilir. Bu da haberlerde çok sık karşılaştığımız bir hata. Ne diyor spikerler? TEDEKA. TESEKA. MEHEKA. Yanlış kullanım. Çünkü Türkçede “Ka” diye bir harf yok. “Ke” harfi var. Dolayısıyla TDK’den sonra kesme işareti konulunca da TDK’nin dememiz gerekiyor. Ama kuralın bir istisnası var. Büyük harfle yazıldığı ve bir kelime gibi okunduğu zaman sondaki harf değil, bütün okunuş esas alınıyor. Yani mesela ASELSAN. Mesela BOTAŞ.
-İlginç gerçekten. Bir ara daha verelim mi?
-Tabii, sırada benim çok sevdiğim bir şarkı var. Daha önce çaldık mı çok emin olamadım gerçi. Genç diyebileceğimiz bir yaşta, 52 yaşında hastalık sonucu hayatını kaybeden Laura Branigan’ın sanıyorum en ünlü şarkısı: Self Control.
-Laura Branigan’dan dinledik, “Self Control.” Gazeteci Cenk Başlamış’la esas olarak medyada yapılan ama toplumu da etkileyen yanlışları konuşuyoruz. Başka hangi örnekler var?
-Zaten çokluk içerdiği halde çokluk eki getirdiğimiz kelimeler var. Mesela Esnaflar. Mesela personeller. Mesela güvenlikler. Doğruları esnaf, personel ve güvenlik olmalı. Mürettabat kelimesini aynı şekilde çokluk içerir. Bir de şu var, ne diyor haberlerde: “3 mürettabat kayboldu.” Yanlış. Doğrusu mürettabattan üç kişi kayboldu” olmalı. İş birlikleri kalıbı son zamanlarda çok kullanılıyor. İş birliği denilmeli. Yine çok popüler bir kalıp var: Çok teşekkürler. Çokluk içeren kelimenin başına bir de çok getiriyoruz. Teşekkürler ya da basitçe teşekkür ederim demek yeterli. İlgi ve alaka diyoruz. Oysa ikisi de aynı anlama geliyor. Bir de beni son zamanlarda çok rahatsız eden bir konu var. Dinleyenlerin ilgisini çeker mi çok emin değilim ama beni sinirlendiren bir moda var.
-Nedir sizi bu kadar kızdıran şey?
-Her mesleğin kuralları ve incelikleri vardır. Tabii gazetecilikte de var. Haber yazmanın kuralları var. Haber yazarken çoğunlukla iki tarz kullanılıyor Birincisi dolaylı anlatım. Yani falanca politikacı şunu şunu söyledi. Diğeri doğrudan anlatım. Falanca politikacı şunları söyledi dersiniz ve tırnak açarsınız. Bu cümlenin sonunda illa söyledi olmak zorunda değil. Çok seçenek var: Mesela açıkladı, bildirdi, belirtti, kaydetti, vurguladı, hatırlattı, değindi, ifade etti, dikkat çekti, iddia etti, ileri sürdü ya da anlattı diyebilirsiniz. Fakat son bir bir buçuk yıldır ortalığı bir “ifade” kelimesi kapladı. Haberlerde çok kullanılıyor. Dikkat ettim politikacılar da çok söylüyor. Demin dolaylı anlatıma örnek verilen falanca politikacı şunları söyledi demiştim. Yeni moda her cümlenin sonuna ifade kelimesini getirmek. Yani ifade etti, ifadelerini kullandı, ifadelerinde bulundu ve ifadenin diğer türevleri. Dinleyenler belki dikkat etmemiş olabilir ama bundan sonra haberleri bu gözle izlesinler, politikacıları dinlesinler ve ifade kelimesinin ne kadar yaygın kullanıldığını görecekler. Ama iyi tarafı bu kullanımın gündelik konuşmalarda karşılığı yok. Yani sokakta kimsenin ifade ettim, ifadelerini kullandım dediğini duymazsınız. Fakat korkarım bu şekilde yaygın kullanım devam ederse konuşma diline de girecek ve ben bir süre sonra size “Babil’den Sonra “stüdyosunda bulunduğum için çok mutlu olduğumu ifade etmek istiyorum Ercüment Bey” diyeceğim!
-Yavaş yavaş programımızın sonuna geliyoruz. Sırada ne var Cenk Bey?
-Sırada İrlandalı alternatif rock grubu The Cranberries’in Zombie şarkısı var. Aslında yeni değil ama son zamanlarda, özellikle Rusya-Ukrayna savaşından sonra yeniden popüler oldu. İrlanda’da çatışmaların yaşandığı dönemi anlatan şiddette ilişkin bir protest şarkı. Maalesef şarkıya ilham veren trajik bir olay var. IRA 1993 yılında İngiltere’deki bir şehirde eylem yapıyor. Hedefin onlar olmamasına rağmen 3 yaşındaki Jonathan Ball’la 12 yaşındaki Tim Parry hayatlarını kaybediyor. Grubun solist Dolores O’Riordan çocukların öldürülmesini ve şiddeti protesto etmek amacıyla bu şarkıyı yazıyor. Anlatılmak istenen, savaş sadece sokaklarda, cephelerde değil, insanların beyinlerinde de var. Cranberries söylüyor: Zombie.
-Programımızın sonuna geldik. Cenk Bey son olarak şu sorayım. Program boyunca medyadaki hataları anlattınız, Türkiye’de gazetecilik nereye gidiyor sizce?
-Valla bence hiçbir yere gitmiyor. Bu mesleğin bir geleceği yok. Argo kaçmayacaksa bunu “geyik” olsun diye söylemiyorum. Yani “gazetecilik bitti kardeşim” türü “kahvehane muhabbeti” bir şey değil kastettiğim.
-Ne kastediyorsunuz?
-Türkiye’de gazetecilik yıllarca usta-çırak ilişkisi içinde ilerledi. Yani, ben gazeteciliğe ilk başladığımda deneyimli usta gazeteciler bana doğrusunu gösterdi. Ben deneyim kazanınca yeni gelen arkadaşlara öğrettim fakat bu zincir artık koptu. Elimde somut bir veri yok ama eski kuşak diyebileceğim gazeteciler şu anda medyada herhalde en fazla yüzde 10-15’tir. Bunların çoğu da 50-60 hatta 70 yaş kuşağında. Yani bu kuşak çekilince yeni gelenlere doğrusunu öğretecek kimse kalmayacak artık. Elbette medya kuruluşları olacak ama yapılanın adı gazetecilik olmayacak. Bu iş bitti. Bu duygusal bir yorum ya da içi boş bir söz değil, maalesef gerçeğin ta kendisi.
–Cenk Bey çok teşekkür ediyorum. Güzel bir söyleşi oldu benim için, güzel müziklerle geldiniz yine. Umarım dinleyicilerimiz de programdan keyif almışlardır. Haftaya Pazartesi Nesin Vakfı Yönetmeni Süleyman Cihangiroğlu ile Nesin Vakfı çocuğu olmanın ne anlama geldiğini ve vakfın her yıl 23 Nisan’da “Bayram Gibi Bayram” mottosuyla düzenlediği Nesin Vakfı Çocuk Bayramı etkinliğini konuşacağız. Bu yıl da çocukları çok zengin bir bayram programı bekliyor. Odeon Orkestrası ve Solistleri, İstek Okulları Orkestra ve Korosu, Ronroco sanatçısı arkadaşımız Özgür Demir ve Okay Temiz Perküsyon Atölyesi’nin sahne alacağı bayram etkinliklerinde Ayhan Tomak ile ağaç objeler yapım atölyesi; Berlin’de yaşayan arkadaşım Çağrı Yılmaz’ın ipli kukla yapım atölyesi, Sevim Pamuk’ın Sevgini Taşa Akıt taş boyama atölyesi, Ali Özdemir’le grafiti atölyesi ve benzeri 50 civarında atölyede binlerce çocuk bayram gibi bir bayram yaşayacaklar. AKUT ekibinin vakıf arazisinden geçen Karasu Irmağı’nı iple güvenli geçiş etkinliğini de atlamamak lazım. Adım Adım ekibinin çocuk koşucularının katılacağı bir de koşu yapılacak o gün. Her yaştan binlerce çocuğun katıldığı etkinliğe sizleri de bugünden davet ediyoruz. Ajandanıza yazınız lütfen. Bu yayını sizlere ulaştıran Sevgili Arkadaşım Andrei Gritsku’ya çok teşekkür ediyorum. Babil’den Sonra’yı Bluesky, İnstagram ve FB hesaplarından takip edebilirsiniz. Programın eski kayıtlarına Babil’den Sonra’nın FB sayfasından ve Babil’denSonra.mixcloud.com arşiv sayfasından ulaşabilirsiniz… Son olarak hangi parçayı dinliyoruz Cenk Bey?
–Bu programımız biraz sakin şarkılardan oluştu. Son parçamız da öyle. Ama söyleyeyim, bir sonraki programımıza kurtlarımı dökerim! Burada genellikle bizim gençlik dönemimize ait şarkılar çalıyoruz. Bize dinozor demesinler diye son parçamızı yenilerden seçtim! Jessie Buckley’e 2026 En İyi Kadın Oyuncu Oscar’ını kazandıran Hamnet filminden bir parça. Max Richter’in bestesi: Of Earth and Heaven.
–Ben Ercüment Gürçay ve bu programı birlikte hazırlayıp sunduğumuz İnternet Gazetesi Medya Günlüğü Yöneticisi Gazeteci- Yazar Cenk Başlamış hepinize güzel bir hafta diliyoruz. Bu hafta ve her zaman her şey gönlünüzce olsun. Esen kalın.
-Hoşça kalın.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
