Bugün Anadolu’daki bir Roma kentinde dolaşırken aynı yapı içinde farklı mimari izleri bir arada görebiliriz.
Bir tiyatronun yamaca yaslanan oturma sıraları Helenistik geleneği sürdürürken, hemen karşımızda yükselen sahne cephesi Roma’nın anıtsal mimari anlayışını hatırlatır. Bu iki dünyanın yan yana gelişi rastlantı değildir. Beş milyon kilometrekareye yayılan devasa bir imparatorluğun ulaştığı her coğrafyada mimarisini aynı tutması zaten beklenemezdi.
Roma, Anadolu’ya adım atarken kendine özgü yapı türleri, mühendislik yöntemleri ve yeni bir kent anlayışıyla gelmişti. Ancak bu mimari repertuvar burada olduğu gibi uygulanmadı. Anadolu, Romalılar gelmeden çok önce de kentler kuran, taş işleyen ve kamusal alanlar oluşturmayı iyi bilen bir coğrafyaydı. Roma mimarisi bu birikimi dışlamak yerine onunla ustaca kaynaştı ve etkisi altında yeni biçimler kazandı.
Romalı mimarlar bu topraklara geldiklerinde bomboş bir tuval bulmadı. Önlerinde Helenistik kent planları, eski kutsal alanlar, kusursuz taş işçiliği geleneği ve yüzyıllar içinde biçimlenmiş topografyayla uyumlu yerleşimler vardı. İşte bu yüzden, Anadolu’daki Roma kentlerini başkent Roma’da geliştirilen modellerin kopyalarına indirgemek haksızlık olur.
Efes’teki Celsus Kütüphanesi, Sagalassos’taki Antoninler Çeşmesi ve Aspendos Tiyatrosu’nu bu dönüşümün farklı yüzleri olarak okuyabiliriz. Avusturya Arkeoloji Enstitüsü, Efes’in prestij yapılarından olan Celsus Kütüphanesi’nde yaklaşık 10.000 yazma rulosu bulunduğundan söz eder.
Hitit belgelerinde Milattan Önce (M.Ö.) 14. yüzyılda adı Salawassa olarak geçen Sagalassos kentindeki Antoninler Çeşmesi, suyun akışını adeta görsel bir şölene dönüştürür. Aspendos Tiyatrosu ise Anadolu’nun doğal yamaç yapısıyla Roma sahne mimarisinin nasıl uzlaştırılabildiğini gösteren sembol yapılardandır.
Anadolu’daki Roma mimarlığını yalnızca birkaç tanınmış anıt üzerinden değerlendirmek, daha geniş bir tarihsel çerçevenin gözden kaçmasına neden olabilir. Bu yapılar, kent düzeni, yollar, limanlar, su sistemleri ve Anadolu’nun Roma öncesine uzanan mimari birikimiyle birlikte ele alındığında asıl anlamına kavuşur.
Yollar ve limanlar imparatorluk için vergi toplamaktan askeri ve ticari lojistiğe kadar her alanda kritikti. Bu altyapı sayesinde yönetim ve hukuk da imparatorluğun en uç köşelerine ulaşabiliyordu. Roma’nın yönetim yapısı her bölgede bire bir aynı olmasa da, bu ağ farklı toplulukları aynı siyasi çatı altında birleştirmeyi başarıyordu.
Bu yönetsel bütünlük, kendisini en görünür biçimde kent alanlarında gösteriyordu. Kentlerde agoralar, hamamlar, tiyatrolar, tapınaklar ve sütunlu caddeler günlük yaşamı düzenlerken Roma’nın sarsılmaz iktidarını da gözler önüne seriyordu. Öyle ki agoraya giren bir kentli, imparatorluğun düzenini çevresini kuşatan anıtsal yapılar üzerinden de hissediyordu.
Ne var ki her bölgenin iklimi, taşı ve arazi yapısı farklıydı, bu yüzden de imparatorluk, standart mimari yaklaşımını yerel koşullarla uyumlu hâle getirmek zorundaydı. Nitekim Anadolu’da Helenistik dönemden kalan ızgara kent planları varlığını korurken Roma’nın kemerleri, tonozları ve anıtsal cephe anlayışı bu eski dokuya taze ve zengin bir katman olarak eklendi.
Anadolu’da ortaya çıkan mimari kaynaşmanın en çarpıcı örnekleri tiyatrolarda karşımıza çıkar. Bir Anadolu tiyatrosuna yukarıdan baktığınızda yapının araziye ne kadar uyumlu şekilde tutunduğu fark edilir. Roma öncesi tiyatrolarda oturma sıraları genellikle doğal yamacın eğimine yerleştirilirdi. Oysa İtalya’daki çoğu Roma tiyatrosu, tonozlardan oluşan taşıyıcı sistemler üzerinde, daha bağımsız ve kütlesel bir yapı olarak yükselirdi.
Roma döneminde Anadolu’daki tiyatroların çoğu dönüştürüldü. Oturma sıraları yamaca yaslanmayı sürdürürken sahne binası büyütüldü, kemerli geçitler eklendi ve seyir alanı dış çevreden daha belirgin biçimde ayrılan kapalı bir bütüne dönüştürüldü.
Böylece Helenistik tiyatro geleneği ile Roma’nın anıtsal sahne anlayışı aynı yapıda buluştu. Perge, Side, Termessos ve özellikle Aspendos tiyatroları, bu Greko-Romen sentezin Anadolu’daki en şık örneklerindendir.
Burada Aspendos’u diğerlerinden ayıran başlıca özellik, sahne binasının büyük ölçüde korunmuş olması. Seyir alanının karşısında yükselen sahne duvarı, tiyatroyu görsel açıdan çevreleyerek ilgiyi oyun alanına odaklar. Aynı duvar, iç alanı dış dünyadan ayırırken sesin dağılmasını önleyerek akustiği güçlendirir. Bu yönüyle Aspendos’ta mimari düzen, estetik görünüm ve akustik işlev birbirini tamamlar.
Tiyatrolarda belirgin biçimde görülen bu uyum, aslında Anadolu’daki Roma mimarisinin genel ruhunu da özetler. Bu miras, Roma’nın yerel topluluklara dayattığı bir model olmadı. Tersine, imparatorluğun mühendislik aklıyla Anadolu’nun köklü yapı geleneklerinin birbirini beslediği canlı bir etkileşimin ürünüdür.
Üstelik bu etkileşimin izleri Efes, Aspendos veya Sagalassos gibi büyük kentlerle sınırlı kalmaz. Likya’daki mezar yapılarında yerel gömü gelenekleri Roma dönemine ait cephe ve süsleme anlayışlarıyla yan yana durur.
Başka kentlerde Helenistik kentsel yerleşim düzeni yeni hamamlar, çeşmeler, tapınaklar, anıtsal kapılar ve yönetim yapılarıyla genişletildi. Bölgeden bölgeye değişen bu uygulamaların ortak yönü, Roma mimarlığının yerel koşullara uyum sağlamasıdır.
İmparatorluğun mühendislik bilgisi ve anıtsal temsil anlayışı Anadolu’nun toplumsal belleğiyle ve eski kent gelenekleriyle karşılaştı. Bu karşılaşmadan doğan yapılar, ne bütünüyle Roma’ya ne de yalnızca yerel geçmişe aitti. Yeni mimari düzen, bu iki dünyanın birbirini değiştirmesiyle biçimlendi denebilir.
Anadolu’daki Roma mimarlığını kalıcı kılan, tek tek anıtların görkeminden çok aralarındaki ilişkidir: Yollar limana, liman meydana, su kaynağı çeşmeye, tiyatro ise doğal yamaca bağlanıyordu. Kent, birbirinden kopuk yapıların toplamı değil, ulaşımın, suyun, ticaretin, yönetimin ve kamusal yaşamın birbirini tamamladığı yaşayan bir sistemdi.
Bu nedenle Aspendos’u bütünüyle “Roma”, Efes’i ise bütünüyle “Anadolu” olarak sınıflandırmak tutarlı değildir. Bugün gördüğümüz mimari miras, yüzyıllar süren etkileşimin ve uyarlamaların ürünüdür. Roma Anadolu’ya yerleşmiş ama Anadolu da Roma mimarisinin bu topraklarda nasıl biçimleneceğinde son sözü söylemiştir.
Fotoğraf: Türkiye Kültür Portalı
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
