Konu Antik dünyada kent planlaması olunca, Hippodamos (Milattan Önce 498-408) adı her zaman öne çıkar.
Didim yakınlarındaki antik Milet’te doğup yaşayan Hippodamos, modern şehircilik literatüründe “şehir plancılığının babası” olarak anılır. Bu ünvanı almasının temel nedeni, kenti tek tek yapılar ve rastgele açılmış sokaklar olarak değil; okunabilir, pratik ve yönetilebilir bir bütün olarak gören kentsel tasarım yaklaşımıdır.
Milet, M. Ö. 5. yüzyılda Pers saldırıları sonucunda büyük ölçüde yıkılmıştı. Kenti yeniden ayağa kaldırmak için başlatılan imar hamlesi, hem hasarlı yapıların onarmayı öngörüyor hem de kentsel işleyişi yeniden tasarlama fırsatı sunuyordu.
Hippodamos’un Milet ve sonraki kentlerin planlamasına yaptığı en önemli katkı bu bağlamda ortaya çıktı: Kamusal alanları, ulaşım altyapısını ve kentsel yaşamın günlük işleyişini entegre eden bütüncül bir düzen önerdi. Bu yaklaşım, Batı dünyasında sistemli kent planlamasının en erken prototiplerinden biri sayılır.
Hippodamik plan
Hippodamos’un kendi adıyla anılan planlama anlayışının omurgası, birbirini dik açıyla kesen caddelerden oluşan ızgara sistemidir. Bu şema, kenti dağınık biçimde büyüyen sokak kümeleri olmaktan çıkarıp çok daha anlaşılır bir yapıya dönüştürmeyi sağlar. Izgara planın sağladığı başlıca avantajları ise şunlardır:
Kolay navigasyon: Dik kesişen sokaklar, yön bulmayı kolaylaştırır; kentsel algıyı güçlendirir.
Yönetilebilirlik: Geometrik ve standart parsel yapısı, altyapı, güvenlik ve kamu hizmetlerinin verimliliğini artırır.
Fonksiyonel düzen: Konut, ticaret ve kamu alanlarının stratejik dağılımı, kentsel erişilebilirliği ve uyumu sağlar.
Stratejik hareketlilik: Ana akslar; acil durumda ulaşımı hızlandırır ve kentsel denetimi kolaylaştırır.
Esnek büyüme: Mevcut dokuyu bozmadan kente düşük maliyetli genişleme olanağı sunar.
Hippodamik düzen, yalnızca “pratik bir sokak şeması” olmaktan çok öte, kenti ölçülebilir bir sistem olarak kurgulama girişimidir. Düz caddeler, düzenli yapı adaları ve bütüncül mahalle örgüsüyle ızgara plan, işlevselliği belirli bir estetik düzen duygusuyla birleştirir.
Hippodamos’un katkılarının önemi yalnızca geometriyi formüle etmesinde değil, aynı zamanda kenti bir sosyal düzen olarak düşünmesinde de yatar. Antik kaynaklara göre Hippodamos, ideal kent tasarımını halkın ustalar, askerler ve çiftçiler gibi belirli sosyal sınıflara ayrılması temeline oturtmuştur. Bu kuramsal çerçevede arazi planı kullanım amacına göre kutsal, kamusal ve özel alanlar olarak keskin sınırlarla bölünmüştür.
Böylece kentsel çevre yalnızca binaların yerleşimi açısından değil, iş bölümü, sosyal sınıflar, mülkiyet ve kamusal alan ilişkisi üzerinden de ele alınır. Bu rasyonel bakış, kentin “kural temelli” bir şekilde okunabilmesini sağlar.
Sahada sınama
Izgara kent modelinin en iyi izlenebildiği yerlerden biri Söke yakınlarındaki Priene kentidir. Priene’nin topoğrafyası engebelidir ve bu da ızgara planının uygulanmasını zorlaştırır. Ancak buna karşın teraslama yöntemiyle doğal engeller aşılmış, plan bütünlüğü korunabilmiştir. Priene örneği, Hippodamik yaklaşımın yalnızca teorik olmadığını, arazinin gerçeklerine uyarlanarak sürdürülebilir olduğunu gösterir.
Milet ve Priene dışında ızgara kent planı izleri şu antik kentlerde de rahatlıkla görülebilir: Magnesia ad Maeandrum, Heraclea ad Latmos, Stratonikeia, Knidos, Pergamon, Alinda, Klazomenai, Eski İzmir (Smyrna), Aphrodisias ve Laodicea.
Bu model, özellikle Roma döneminde giderek daha “standart” bir kentleşme diline dönüştü. Kuzey-güney ve doğu-batı akslarının kesiştiği noktalar, kamu yapılarının belirgin bir mantığa göre yerleşimi ve tekrarlanan yapı adaları, bu mirasın belirgin izleridir.
Agoralar, kent yaşamının kalbi sayılır ve genellikle ana aksların kesiştiği noktalara yakın konumlanırdı. Bu geniş meydanlar; duyuruların yapıldığı, ticaretin döndüğü, insanların sosyalleştiği ve kültürel etkileşimin odağı olarak işlev görür; kentin görünür yüzünü temsil ederdi.
Ayrıca, agorayı çevreleyen sütunlu yollar (kolonadlar), mağazaların önünde gölgede yürüme konforu sağlardı. Agoralar, günümüzde perakende satış mağazalarıyla dolu alışveriş merkezlerinin atası sayılabilir.
ABD’de ızgara plan, ülkenin batıya doğru genişlediği dönemde, özellikle 1785 Arazi Kararnamesi’yle birlikte standart bir yerleşim modeli olarak yaygınlaştı. Bu planlamanın en çarpıcı örneklerini Philadelphia, Chicago, Phoenix, Salt Lake City, Los Angeles, San Francisco, Washington D.C. ve tabii ki New York/Manhattan gibi şehirlerde görebiliriz.
Adeta bir “koordinat dili” gibi işlev gören bu sistem aslında Hippodamos’un antik konseptinin modern bir yansıması olarak değerlendirilir. Kökeni Anadolu’ya dayanan bu düzen, hızlı büyüyen Batı’da kentsel gelişimi ölçeklenebilir kılmak için ideal bir çözüm sunmuştur.
Özellikle Manhattan sokakları, filmlerden de tanıdık geldiği üzere doğu-batı (East-West) yönlerine göre adlandırılır. İyi bilinen merkezi bir cadde, bulvar ya da nehir gibi referans noktalarına dayandırılan bu sistem, adres bulmayı son derece kolaylaştırır.
ABD dışında Kanada, Avustralya ve genel kolonyal bir kalıp olarak Latin Amerika’daki birçok kent, benzer aksiyal ızgara düzeniyle tasarlanmıştır. Bir “kent omurgası” işlevi gören bu plana uyum sağlamak kolaydır, hatta varış noktanızı hiç kimseye adres sormadan bulabilirsiniz.
Avrupa’nın genelinde ızgara plan tamamen yok değildir, örneğin İspanya’da Barcelona, İtalya’da Torino, İskoçya’da Edinburgh, Polonya’da Zamość ya da Almanya’da Mannheim gibi kentlerde de görülür.
Avrupa’da ızgara planın yaygınlaşmamasının ana nedeni basit: Kentlerin çoğu çok eski ve eklemlenerek büyümüş yapılardır. Bu yüzden bugünkü dokunun üstüne dümdüz bir ızgara oturtmak, çoğu zaman çok sayıda binayı yıkmayı ve altyapıyı baştan kurmayı gerektirir. Kısacası yüksek maliyetler göze alınamamış görünüyor.
Hippodamos’un ortaya attığı kentlerin tasarlanabilir olduğu fikri Roma’da standart hale geldikten sonra günümüze uzanarak modern metropollerde yaşamaya devam ediyor.
Benzer yazı:
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
