ABD’deki ara seçimlerin sonuçları üzerine çok şey söylenebilir hatta Amerikan siyasi tarihinde iktidardaki partinin ara seçimlerde kan kaybetmesinin sıradan bir durum olduğu da. Ancak Trump’ın Kongre’nin her iki kanadını da kaybetmesi basit bir aşınma değil, ağır bir siyasi hezimettir.
Bu sonuç ABD devlet aygıtında ciddi bir tıkanıklığın ve kurumlar arası çatışmanın fitilini ateşlemiştir. Ancak bu durum yine de Trump’ın iktidarını kaybettiği anlamına gelmiyor. Trump kalan iki yılında, yasama gündemini yürütmekte zorlanacak ve daha yoğun bir şekilde Kongre denetimiyle karşılaşacaktır.
İç siyasette bizi nelerin beklediği sorusunun yanıtı biraz abartıyla ama iki kelimeyle “kurumsal felç” durumudur. Demokratların kontrolüne geçen bir Temsilciler Meclisi ve Senato sadece yasa çıkarmayı zorlaştırmakla kalmayacak aynı zamanda Beyaz Saray’ı eşi görülmemiş bir soruşturma kıskacına da alacaktır. Temsilciler Meclisi komisyonları belge talep etme ve ifadeye çağırma yetkilerini sonuna kadar kullanarak yönetimin her adımını takip edip siyasi bir yıpratma savaşı başlatabilecektir.
Bu çekişmenin en somut yansımasını “bütçe savaşları”nda göreceğiz. Federal hükümetin finansmanı için Kongre’nin harcama yasalarını kabul etmesi ve başkanın bunları imzalaması şart. Demokratlar kendi siyasi önceliklerini bütçe tasarılarına ekleyerek yönetime dayatırken Trump veto silahına sarılacak. Bu inatlaşma uzlaşmazlıkla sonuçlandığında federal hükümetin kepenk kapatması riski her mali yıl dönümünde “Demokles’in kılıcı” gibi sallanacak. Yargı cephesinde de durum farklı değil.
Yeni bir Yüksek Mahkeme boşluğu doğması halinde Trump’ın kendi adayını Senato’dan geçirmesi neredeyse imkansız hale gelecek ve bu da Amerikan yargısındaki dengeleri donduracak. Hatta Temsilciler Meclisi’nin elindeki azil kozu Trump’ı sürekli bir siyasi tehdit altında yaşamaya mecbur bırakacak. Azil sürecinin başlatılması siyasi olarak kolaylaşabilir, fakat görevden alınma eşiği değişmez. Senato’da azil için oylamaya katılan senatörlerin üçte ikisi gerekiyor.
İçeride eli kolu bağlanan her ABD başkanı gibi Trump’ın da hareket alanının nispeten geniş olduğu dış politikaya daha agresif bir şekilde yöneleceğini düşünüyorum. ABD’de dış politikanın direksiyonu başkandadır. Trump silah satışı veya gümrük tarifeleri gibi konularda yetkilerini kullanmaya devam edecek. Ne var ki yabancı ülkelerle yapılacak pazarlıklarda Kongre’nin ağır fren sistemi devreye girecek. Yabancı liderler artık Trump’ın verdiği sözlerin Washington’da uygulanabilirliğini sorgulayacaktır.
Avrupa
Avrupa başkentlerinde bu seçim sonuçlarının büyük bir memnuniyet yarattığı görülüyor. Özellikle Berlin ve Paris hattı Trump’ın NATO’yu zayıflatma ve Avrupa’yı ticaret savaşlarıyla yorma ihtimaline karşı Demokrat Kongre’yi bir güvenlik sübabı olarak görecek. Artık Trump’ın sabah uyanıp Avrupa’dan asker çekme veya gümrük duvarlarını aniden yükseltme gibi tek taraflı hamleleri Kongre direnişiyle karşılaşacak. Ancak, Avrupa’nın kendi savunma harcamalarını artırma zorunluluğu ortadan kalkmıyor. Sadece Washington kaynaklı belirsizlik bulutları biraz dağılıyor ve Avrupa kurumları ABD ile ilişkilerinde Beyaz Saray’dan ziyade Kongre ile olan bağlarına ağırlık vermeye hazırlanıyor.
Rusya
Moskova gelişmeleri tamamen pragmatik bir soğukkanlılıkla okuyor. Kremlin Trump ile masaya oturma ihtimalinin bitmediğini biliyor ama o masadan çıkacak bir anlaşmanın Washington’da onaylanmasının ne kadar zorlaştığının farkındadır. Ukrayna’ya yardımların kesilmesi veya yaptırımların esnetilmesi yönündeki Rus beklentileri Demokrat çoğunluğun duvarına çarpacak, bu kesin. Hatta Kongre Ukrayna yardımlarını hızlandırmak ve güvenceye almak için baskıyı artıracak. Putin açısından en büyük risk, Trump’ın zayıflayan iç pozisyonunu telafi etmek adına dışarıda beklenmedik hamleler yapması. Rusya askeri sahada baskıyı artırırken diplomatik alanda artık çok daha katı bir Washington bürokrasisi ile mücadele etmek zorunda kalacak. Ancak, bu durumun Rusya açısından bir fırsat yaratması da mümkün olabilir. İçeride zayıflayan Trump, dış politikada kendi mirasına yazılacak büyük bir anlaşmaya çok daha fazla önem verebilir. Moskova’nın, Trump’ın böyle bir anlaşma arayışından yararlanmayı destekleyebileceği düşünülebilir. Bunu, Trump’ın mutlaka taviz vereceği şeklinde yorumlamaktan ziyade, Rusya’nın bunu denemek isteyebileceğini belirtmek istiyorum.
Rusya Sanayiciler ve Girişimciler Birliği Başkanı Aleksandr Şohin, Trump’ın Kongre kontrolünü kaybetmesinin yaptırımlar konusunda karar almasını zorlaştırabileceğini açıkça söyledi. Şohin Kremlin adına konuşmuyor, ancak açıklaması, Rus iş çevrelerinin yaptırım gevşemesinin önüne yeni siyasi engeller çıkmasından kaygı duyduğunu gösteriyor.
Türkiye
Ankara için yeni dönem oldukça net bir mesaj taşıyor. Sadece Erdoğan ile Trump arasındaki kişisel dostluğa dayanan bir Türk-Amerikan ilişkisi modeli artık eskisi gibi mükemmel bir şekilde işlemeyebilir. Kongre’nin ağırlığını koymasıyla birlikte Türkiye’nin F-35 programı, S-400 krizi ve yaptırımlar gibi kronik sorunları çok daha çetin pazarlıklara sahne olacak. Suriye’nin kuzeyindeki Kürt varlığına yönelik ABD desteğinin Demokrat Kongre tarafından daha yüksek sesle savunulması da kuvvetle muhtemeldir. Ankara için masadaki bedeller artık daha ağır ve süreçler daha yavaş işleyecektir. Bu durum 2028 seçimleri öncesi Erdoğan açısından hayırlı bir sonuç değildir.
Orta Doğu
Orta Doğu denkleminde Trump’ın kişisel ilişkilere dayalı diplomasi tarzı büyük yara alacaktır. İsrail’e sağlanan askeri desteğin kökten değişmesi beklenemez ama Gazze meselelerinde Demokratların Kongre üzerinden yönetime yapacağı baskı ciddi boyutlara ulaşacaktır. Silah satışlarında Kongre’nin denetimi İsrail’i de yeni bir strateji kurmaya zorlayacaktır. İran cephesinde ise Demokratların frenleyici rolü genel olarak Trump’ın işini zorlaştırabilir. Ancak, Trump’ın önünde 3 Ocak 2027’ye kadar bir geçiş süreci olduğunu hatırlayalım. Bence tehlikeli bir süreç olacak bu dönem. Körfez ülkeleri de artık yalnızca Trump’ın yakın çevresiyle değil, Kongre komitelerinin güçlü senatörleriyle de lobi yapmak zorunda olduklarını çok net anladılar.
Netice itibarıyla, Amerikan devlet mekanizması önümüzdeki süreçte sert türbülanslardan geçecek. Kendi ülkesinde yasama organı tarafından kuşatılan bir başkanın uluslararası arenada ne kadar sözünün geçeceğini hep birlikte göreceğiz. Küresel aktörler artık sadece Trump’ın sözlerine değil, o sözlerin arkasındaki kurumların onay mekanizmalarına bakarak hareket edecek.
Fotoğraf: whitehouse.gov
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
