Kırsaldan kente göç, yalnızca nüfusun yer değiştirmesi değildir. İnsanların gelirlerinin, tüketim alışkanlıklarının, yaşam biçimlerinin ve beklentilerinin de değişmesidir.
Kırsalda ekonomik faaliyetler ve yaşam koşulları birbirine benzer. Kentte ise farklı gelir grupları, meslekler ve yaşam standartları vardır.
Kırsalda insanın toplumdaki konumu büyük ölçüde aileye, toprağa ve yerel ilişkilere bağlıyken kent insanı için eğitim, meslek ve çalışma durumu onun toplumdaki yerini belirler.
Kentleşmenin önemli toplumsal sonuçlarından biri, orta sınıfın doğmuş olmasıdır.
Orta sınıf; eğitim, meslek, düzenli çalışma ve geleceğe yönelik beklentiler ile şekillenir ve toplumun farklı kesimleri arasında denge unsuru olup bir köprü işlevi görür.
Orta sınıfı tanımlayan temel özelliklerden biri, elde edilen gelirin bir bölümü ile bugünkü ihtiyaçlarını karşılayabilen, bir kısmı ile de tasarruf yaparak geleceğe yönelik yatırım planları yapabilen bir sınıf oluşudur.
Tasarruf, yalnızca kullanılmayan bir gelir fazlası değil; ekonomik güvenliğin, toplumsal hareketliliğin ve gelecek beklentisinin de temelidir.
Başka bir ifadeyle orta sınıf, yalnızca bugününü sürdürebilen değil, bugünkü gelirinin bir bölümünü yarını için ayırabilen bir sınıftır.
Bu tanımı Türkiye’nin ekonomik koşullarıyla birlikte düşündüğümüzde karşımıza dikkat çekici bir tablo çıkıyor.
İstanbul Planlama Ajansı’nın Mayıs 2025 tarihinde 750 kişi ile yaptığı görüşme sonuçlarına göre, orta sınıfın;
-Yüzde 43,2’si temel ihtiyaçlarını karşılayabildiğini ancak hiç birikim yapamadığını,
-Yüzde 23.5’’i bazı harcamalarını kısarak ancak ay sonunu getirebildiğini,
-Yüzde 9,9’u ise temel ihtiyaçlarını karşılamakta dahi zorlandığını belirtiyor.
Bu tablo bize, Türkiye’de düzenli bir işi ve maaşı olsa bile birikim yapamayan, konut edinme hayali yok olan ve çocuklarına daha iyi bir gelecek sunmakta zorlanan bir kesimin olduğunu söylüyor.
Gelirinin büyük bölümü kira, gıda, ulaşım, eğitim ve sağlık harcamalarına giden insan, kâğıt üzerinde orta gelir grubunda yer alsa bile tasarruf kapasitesini kaybetmekte ve beklenmedik bir harcama karşısında daha kırılgan hâle gelmektedir.
Yıllarca iyi eğitim almış, mesleğinde ilerlemiş birçok akademisyen, doktor, mühendis veya diğer beyaz yakalı insanlarımız yıllar geçmesine rağmen bir ev sahibi olamıyor, çocuklarının eğitim masraflarını karşılamakta zorlanıyor ve gelecek için birikim yapamıyorsa bu insanlar yalnızca satın alma güçlerini değil, geleceğe ait beklentilerini de kaybetmektedir.
Türkiye’de sorun artık sadece alt gelir grubunun yoksulluğu değildir orta sınıfın da o gruba düşme ihtimalinin endişesi vardır.
Burada karşımıza önemli bir soru çıkıyor:
Ekonomik olarak aşağıya doğru hareket eden beyaz yakalı orta sınıf, zamanla kendisini alt gelir gruplarıyla aynı sınıfsal konumda mı görecek, yoksa gelir kaybına rağmen eski statüsünü korumaya mı çalışacak?
Bu iki ihtimalin toplumsal sonuçları birbirinden farklıdır. Çünkü gelir kaybı ile sınıfsal kimlik kaybı her zaman aynı anda gerçekleşmez.
İnsanlar ekonomik koşulları değişse bile eğitimlerine, mesleklerine ve geçmişte kazandıkları statüye bağlılıklarını sürdürebilirler.
Ancak bu beklentiler ile yaşam koşulları arasındaki fark büyüdükçe toplumdaki hayal kırıklıkları da artar.
Sosyoloji der ki:
“Eğitim ve dürüst çalışmayla iyi bir gelecek kurulabileceğine inanan insanların bu inançlarını kaybetmesi toplumu kaosa sürükler.”
Nitekim son günlerde Fransa, Belçika, İtalya, İspanya, Çekya, İsviçre ve Almanya’nın birçok kentinde yükselen toplumsal olaylar bu tezin artık yalnızca teoride kalmadığını gösteriyor.
Unutulmasın ki istikrar yalnızca ülkedeki ekonomik büyümeye değil, büyümenin getirdiği refahın o toplumdaki gelir grupları arasında nasıl pay edildiğine de bağlıdır. İnsanlar arasındaki gelir uçurumu büyürken fırsat eşitliği ortadan kalkıyorsa o toplumda huzur sağlanamaz.
Bir toplumda çalışmanın değil ayrıcalığın, liyakatin değil sadakatin, dürüstlüğün değil fırsatçılığın kazandırdığı düşüncesi yaygınlaşırsa, o toplumun geleceğe karanlıktır.
Zira bir toplumun en büyük kaybı yoksulluk değil, emeğin ve dürüstlüğün geleceği değiştirebileceğine olan inancının kaybolmasıdır.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
