Dünyanın farklı bölgelerinde peş peşe yaşanan seçimler, siyaset sahnesinde dikkat çekici bir eğilime işaret ediyor.
Macaristan’da Viktor Orban’ın 16 yıllık iktidarı sona erdi. Sırbistan’da Aleksandar Vuçiç’in liderliğindeki iktidar partisi seçim yenilgisine uğradı. Brezilya’da eski Devlet Başkanı Jair Bolsonaro’nun oğlu Flavio Bolsonaro, başkanlık yarışını kaybetti. İsrail’de Benjamin Netanyahu’nun siyasi geleceği belirsizleşti ABD’de Demokratlar, Donald Trump’ın Cumhuriyetçi Partisi’ni Kongre’nin iki kanadında da geride bıraktı.
Birbirinden farklı siyasi ve toplumsal koşullarda gerçekleşen bu gelişmeler, ortak bir soruyu gündeme getiriyor: Güçlü liderler döneminde bir değişim mi yaşanıyor?
Macaristan
Değişim rüzgârının en çarpıcı örneklerinden biri Macaristan oldu. 12 Nisan’da yapılan genel seçimlerde Peter Magyar liderliğindeki Tisza Partisi, parlamentodaki 199 sandalyenin 141’ini kazanarak büyük bir zafer elde etti. Viktor Orban’ın Fidesz-KDNP ittifakı ise 52 sandalyede kaldı.
Böylece 2010’dan bu yana ülkeyi yöneten Orban’ın 16 yıllık iktidarı sona erdi. Avrupa Birliği kurumlarıyla sık sık karşı karşıya gelen, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le yakın ilişkileri ve göçmen karşıtı politikalarıyla tanınan Orban, Avrupa’daki sağ popülist hareketlerin en etkili isimlerinden biriydi.
Sırbistan
Sırbistan’da 25 Ekim’de yapılan erken genel seçimler de benzer bir siyasi kırılmaya sahne oldu. İki yıl boyunca yolsuzluk iddialarına ve hükümet politikalarına karşı protestolar düzenleyen öğrenci hareketinin desteklediği liste, oyların yaklaşık yüzde 53’ünü alarak parlamentoda çoğunluğu kazandı.
Aleksandar Vuçiç’in liderliğindeki Sırp İlerleme Partisi’nin öncülük ettiği ittifak ise yüzde 39 dolayında kaldı. Vuçiç yenilgiyi kabul etti. 2014’ten bu yana Sırbistan siyasetinde belirleyici konumda bulunan liderin iktidar dönemi böylece sona ererken, yeni yönetimin ülkenin Avrupa Birliği, Rusya ve Çin’le ilişkilerinde nasıl bir politika izleyeceği merak konusu oldu.
Brezilya
Brezilya’da 25 Ekim’de yapılan ikinci tur cumhurbaşkanlığı seçiminde sol görüşlü Luiz Inacio Lula da Silva, aşırı sağcı Senatör Flavio Bolsonaro’yu yüzde 51,8’e karşı yüzde 48,2 oyla mağlup etti. Böylece Lula dördüncü kez cumhurbaşkanı seçildi.
Yarışı kaybeden Flavio Bolsonaro, eski Devlet Başkanı Jair Bolsonaro’nun oğlu. Babası 2022 seçimlerini kaybettikten sonra darbe girişimi suçlamasıyla mahkûm edilmiş ve ev hapsine alınmıştı. Flavio Bolsonaro ise seçim yenilgisinin ardından sonucu sorguladı ve 28 Ekim’de ABD’ye gitti. ABD Kongre Araştırma Servisi’nin değerlendirmesine göre bu ayrılış, Brezilya’da hakkında yürütülen soruşturmalarla da bağlantılıydı.
İsrail
İsrail’de 27 Ekim’de yapılan seçimler Benjamin Netanyahu açısından kesin bir yenilgi getirmedi; ancak iktidarını sürdürmesini de garanti altına almadı.
Netanyahu’nun sağ ve dinci partilerden oluşan ittifakı 120 sandalyeli parlamentoda 53 sandalye kazanırken, Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefet bloğu 48 sandalyede kaldı. Arap partilerinin kazandığı 19 sandalye ise hükümetin kurulmasında belirleyici hale geldi.
Hiçbir blok 61 sandalyelik çoğunluğa ulaşamadı. Bu nedenle Netanyahu’nun siyasi geleceği koalisyon görüşmelerine bağlı. İsrail’deki seçim sonucu, iktidarın el değiştirmesinden çok, uzun süredir ülke siyasetini belirleyen Netanyahu’nun hareket alanının daralması anlamına geliyor.
ABD
Değişim dalgasının son durağı ABD oldu. 3 Kasım’da yapılan ara seçimlerde Demokratlar hem Senato’da hem de Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu kazandı. Demokratlar Senato’da en az yedi sandalye kazanırken, Temsilciler Meclisi’nde de Cumhuriyetçilerin elindeki iki düzineden fazla bölgeyi çevirmeyi başardı.
Demokratlar böylece Trump yönetiminin yasama gündemini belirleme gücünü önemli ölçüde sınırladı. Kongre’nin iki kanadında çoğunluğu kaybeden Trump, bundan sonraki iki yıllık görev süresinde muhalefetin denetimi ve engellemeleriyle karşılaşacak. Amerikan siyasetinde bu durum, başkanın siyasi etkisinin zayıfladığı dönemi tanımlayan “topal ördek” kavramıyla ifade ediliyor.
Trump seçim yenilgisinin ardından Demokratların iyi mücadele ettiğini söyledi; ancak sonucu kendisine yönelik bir tepki olarak değerlendirmedi.
Popülizmin sonu mu?
Orban, Vuçiç, Bolsonaro ailesi ve Trump’ın yaşadığı siyasi gerilemeler, ilk bakışta dünya siyasetinde ortak bir değişim eğilimi izlenimi veriyor. Bu liderlerin ve hareketlerin farklı ülkelerde farklı biçimlerde güç kaybetmesi, seçmenlerin uzun süreli iktidarlara, ekonomik sorunlara, yolsuzluk iddialarına ve yönetim anlayışına yönelik tepkilerinin sandığa yansıdığını düşündürüyor.
Ancak bu sonuçlardan hareketle popülizmin sona erdiğini söylemek için erken. Brezilya’da sağ siyaset parlamentoda güçlü konumunu koruyor. Sırbistan’da yeni yönetimin nasıl şekilleneceği henüz belli değil. İsrail’de hükümetin kim tarafından kurulacağı belirsizliğini koruyor. ABD’de ise Trump’ın başkanlık görevi devam ediyor.
Yine de son seçimler önemli bir gerçeği hatırlatıyor: Hiçbir lider, ne kadar güçlü görünürse görünsün, seçmenin değişim talebinden bağımsız hareket edemiyor Dünyada esen değişim rüzgârlarının kalıcı bir siyasi dönüşüme yol açıp açmayacağını ise yakın gelecek gösterecek.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
