25 Ekim 1917’de Bolşeviklerin Rusya’da iktidarı ele geçirmesiyle başlayan Ekim Devrimi, yalnızca bir imparatorluğun çöküşünü değil, 20. yüzyılın siyasi ve ideolojik haritasının değişmesini de beraberinde getirdi.
Rusya’da 109 yıl önce yaşanan devrim, dünya tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri oldu. Vladimir Lenin’in önderliğindeki Bolşevikler, savaşın, yoksulluğun ve siyasi istikrarsızlığın pençesindeki ülkede Geçici Hükümet’i devirerek iktidarı ele geçirdi. Bu gelişme, ilerleyen yıllarda Sovyetler Birliği’nin kurulmasına uzanan sürecin önünü açtı.
1917 yılına gelindiğinde Rusya büyük bir kriz içindeydi. Birinci Dünya Savaşı’nın ağır kayıpları, ekonomik sıkıntılar, gıda kıtlığı ve toplumsal huzursuzluk, Çarlık yönetimine duyulan güveni aşındırmıştı.
Şubat 1917’de patlak veren devrim sonucunda Çar II. Nikolay tahttan çekildi ve Romanov hanedanının yüzyıllara yayılan yönetimi sona erdi. Ancak kurulan Geçici Hükümet, savaşı bitirme ve halkın temel sorunlarını çözme konusunda beklentileri karşılayamadı.
Lenin’in liderliğindeki Bolşevikler, “Barış, toprak ve ekmek” sloganıyla işçiler, askerler ve köylüler arasında destek kazandı. Savaşın sona ermesini, toprakların köylülere verilmesini ve iktidarın işçi ve asker sovyetlerine devredilmesini savundular.
Kışlık Saray’a uzanan gece
Petrograd’da (bugünkü St. Petersburg) örgütlenen Bolşevikler, 24 Ekim’i 25 Ekim’e bağlayan gece stratejik noktaları ele geçirmeye başladı. Köprüler, tren istasyonları, telgraf merkezleri ve devlet kurumları kontrol altına alındı.
Geçici Hükümet’in merkezi olan Kışlık Saray’a yönelik harekâtın ardından hükümet üyeleri tutuklandı. Başbakan Aleksandr Kerenski ise şehirden ayrılmıştı.
Bolşevikler, iktidarı ele geçirdiklerini ilan ederek yeni bir hükümet kurdu. Lenin hükümetin başına geçerken Lev Troçki, devrimin örgütlenmesinde ve askeri boyutunda önemli rol oynadı. Böylece Rusya’da siyasi iktidar el değiştirdi.
Sovyetler Birliği’ne giden yol
Bolşeviklerin iktidarı ele geçirmesi, ülkedeki siyasi mücadeleyi sona erdirmedi. Yeni yönetimle muhalif güçler arasında iç savaş başladı. Yıllar süren çatışmaların ardından Bolşevikler iktidarlarını pekiştirdi ve 1922’de Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) kuruldu.
Yeni yönetim, özel mülkiyetin ve ekonominin örgütlenmesinden devletin toplumsal hayattaki rolüne kadar geniş bir alanda köklü değişiklikler gerçekleştirdi. Devrim, Avrupa’da ve dünyanın başka bölgelerinde sosyalist hareketlere ilham verirken birçok ülkede de komünizme karşı güçlü bir siyasi tepkinin doğmasına yol açtı.
Sovyetler Birliği, yaklaşık 69 yıl boyunca dünya siyasetinin başlıca aktörlerinden biri oldu. ABD ile yaşadığı rekabet, “Soğuk Savaş” döneminin temel belirleyicilerinden birine dönüştü. 1991’de SSCB’nin dağılmasıyla bu tarihsel dönem sona erdi.
Neden “Ekim Devrimi” deniyor?
Devrimin tarihiyle ilgili önemli bir ayrıntı da takvim farkı. Rusya, 1917’de bugün kullanılan Gregoryen takvim yerine Jülyen takvimini kullanıyordu. İki takvim arasındaki 13 günlük fark nedeniyle Bolşeviklerin iktidarı ele geçirdiği tarih Rusya’da 25 Ekim, Batı Avrupa’da ise 7 Kasım olarak kaydedildi.
Rusya 1918’de Gregoryen takvime geçtiği hâlde devrimin adı değişmedi. Bu nedenle tarih kitaplarında hem 25 Ekim hem de 7 Kasım tarihleriyle karşılaşmak mümkün.
Ekim Devrimi’nin mirası bugün de tartışılıyor. Bir kesim için devrim, eşitsizliklere karşı toplumsal dönüşüm ve yeni bir düzen arayışını temsil ediyor. Diğerleri ise Bolşevik iktidarının tek parti yönetimine dönüşmesini, siyasi özgürlüklerin kısıtlanmasını ve sonraki dönemin baskıcı uygulamalarını öne çıkarıyor.
Tartışmasız olan şu ki, 1917’de Petrograd’da yaşananlar Rusya’nın sınırlarını aşarak dünya siyasetini, ideolojileri ve uluslararası ilişkileri onlarca yıl boyunca etkiledi.
İlgili yazılar:
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
