Tek kelimeyle: bilgi.
Kaybolan bilgi, kurumsal alzaymırı tetikler.
İşletmelerde, yazılı olmayan bir bilgi birikimi vardır. Bu birikim, deneyimle birleştiğinde, ekipler için mükemmel bir rehber olur.
Bu birikimi ve deneyimi taşıyan insanlar aslında sadece işlerini yapmazlar. İşletmenin geçmişi ile bu günü arasında köprü görevi görürler.
Ama.
Deneyim çoğu zaman hak ettiği değeri görmez.
İşletmeye yıllarını vermiş olan çalışanlar, değişime karşı direnmekle suçlanırlar.
Gençlerin önünü açmak gerekçesi ile deneyim ikinci plana itilir. Yenilenme kavramından hareketle, geçmişin bilgisi gereksiz bir yük olarak damgalanır.
Asla!
Deneyim, değişime karşı değildir.
Doğru değerlendirildiğinde, değişimin en güçlü dayanaklarında birisi olur.
İşletmede eski olmak her zaman haklı olmak anlamına gelmez.
Yıllarca aynı işi yapmak insanı iş körlüğüne sürükleyebilir. Deneyim, doğru değerlendirilmediğinde alışkanlık haline gelebilir.
Deneyim ile yeni bilgiyi birleştirmek
Bu konuda dengeyi tutturmak önemlidir. Kurum, deneyimi bağnazca savunmak tuzağına düşmemelidir. Ya da tamamen göz ardı etmemelidir.
Deneyimi ve yeni bilgileri dengeli biçimde birleştirmek en doğrusudur.
Bir çalışan ayrıldığında sadece bir pozisyon boşalmaz. Yıllar içinde birikmiş ilişkiler, sezgiler, sorun çözme yöntemleri ve dersler de onunla birlikte gider.
Bu durumda şirket aynı bilgiye ulaşabilmek için kaynak ve zaman harcar.
İnsanları yalnızca bugünkü performansları üzerinden değerlendiren, biriktirdikleri bilgiyi görmeyen kurumlar, bir süre sonra bu umursamamanın bedelini öderler.
Sadece iyi haber duymak isteyen yöneticiler
Çoğu işletmede olumsuz haberlere karşı bir otosansür uygulanır. Yöneticiler hep iyi haberleri duymak isterler. Kötü sonuçlar için daima bir sorumlu aranır.
Hatalar, işletmenin itibar kaybı olarak algılanır.
Bu durumda öğrenme de olanaksız hale gelir.
Çalışanlar zamanla çareyi otosansürde bulurlar. Sorunları açıkça anlatmak yerine, yönetimin duymak istediği bilgileri paylaşırlar.
Raporlar iyimserleşir. Riskler yumuşatılır. Olumsuz veriler önemsizleşir.
Üst yönetim, her şeyin kontrol altında olduğunu düşünürken süreçler farklı bir yönde ilerleyebilir. Kurumun elinde veri vardır ama bunlar gerçekleri açıklamaktan çok uzaktır.
Bir işletmede her şeyin raporlanması, işlerin yüzde yüz kontrol altında olduğu anlamına gelmez. Raporların ne kadar objektif olduğu mutlaka sorgulanmalıdır.
Peki, kurumlar bu hafıza kaybını nasıl önleyebilir?
Öncelikle kurumsal hafıza, belirli kişilerin kişisel çabalarına bırakılamaz. Bir yöneticinin veya deneyimli bir çalışanın bildiklerine bağımlı olan kurum, o kişi ayrıldığında önemli bir kayıp yaşama riski taşır.
Bilginin sistematik biçimde kaydedilmesi, paylaşılması ve güncellenmesi gerekir. Ancak bunun için yalnızca dijital arşivler oluşturmak yeterli değildir. Esas olan, geçmiş deneyimlerin bugünkü kararları etkileyebilmesidir.
Bunun için beş temel adım atılabilir.
Birincisi, kurumsal hafıza oluşturulmalıdır.
İkincisi, her yeni yönetim geçmişi inceleyerek işe başlamalıdır.
Üçüncüsü, kurumlar hatalarından öğrenmeyi bir yönetim disiplini haline getirmelidir.
Dördüncüsü, çalışanların deneyimlerinden yararlanılmalıdır.
Beşincisi, kurumsal değerler karar mekanizmalarına yerleştirilmelidir.
Kurumlar geçmişi kutsamamalı, geçmişle hesaplaşabilmelidir. Her eski karar doğru değildir. Her gelenek korunmaya değer değildir. Her deneyim gelecekte işe yaramaz.
Ancak geçmişi incelemeden onu terk etmek de, geçmişte işe yarayanı anlamadan aynı şeyi yeniden keşfetmeye çalışmak da kurumsal kaynakların israfıdır.
Geleceği planlamak için geçmişi hatırlamak gerekir.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
