Cuma, 23 Eki 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
GünlükManşet

Köşe yazılarında bugün

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 23 Ekim 2026 07:25
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

Osmanlı Türk’e ne derdi?-Özdemir İnce (Cumhuriyet)

Vikipedi’den aktarıyorum: [Osmanlı’da yönetici ve okumuş sınıf, “Türk” sözcüğünü genellikle kırsalda yaşayan, eğitimsiz ve konargöçer halkı tanımlamak için aşağılayıcı bir anlamda “Etrak” (Türkler) veya “Türk-i bi-idrak” (anlayışsız, akılsız Türk) şeklinde kullanmıştır.

Osmanlı’da Türk kimliği ve kullanılan ifadeler

-Etrak-i bi-idrak: Divan edebiyatı şairleri ve saray çevrelerinde “akılsız veya idraksiz Türkler” anlamında sıkça geçmiştir.

-Kaba ve nadan: Şehirli/medeni saray bürokrasisi, Anadolu’daki Türkmen köylülerini cahil, kaba ve şehir hayatından uzak gördüğü için “nadan Türk” veya “çarıklı Türkmen” deyişlerini kullanmıştır.

–Millet-i hâkime/EI-hac: Resmi devlet belgelerinde veya idari sistemde bir ırk adı olarak “Türk” yerine, Müslüman tebaayı belirtmek için genellikle “Müslim” veya Osmanlı coğrafyasındaki unsurlar kastedilmiştir. Devletin kurucusu ve askeri gücü Türk olmasına rağmen, saray ve bürokrasi Türk kimliğini şehir dışındaki halka atfetmiştir.

“Türk ne bilir bayramı, lık lık içer ayranı”, halk arasında veya bazı edebi eserlerde geçmiş dönemdeki aşağılayıcı veya küçümseyici (pejoratif) zihniyeti ve halka yönelik yabancılaşmış bakış açısını eleştirmek ya da örneklemek için anılan bir ifade veya yakıştırmadır. 

Eleştirel kullanım: Bu tür söylemler genellikle eski dönemdeki seçkinci ya da halktan kopuk anlayışları gözler önüne sermek amacıyla bir alıntı veya eleştiri konusu olarak aktarılır.

Edebiyatta karşılığı: Peyami Safa’nın Gün Doğuyor gibi eserlerinde veya döneme ait hatırat/yazılarda, halkı küçümseyen zihniyeti eleştiren diyaloglar içinde bu tip kalıp ifadelere rastlanmaktadır. 

“Yumurtadan çıkmış kabuğunu beğenmez” veya “Ceviz kabuğundan çıkmış kabuğunu beğenmemiş” deyimleri, özünü, kökenini, ailesini veya geçmişini inkâr eden, beğenmeyen ve küçümseyen kişiler için kullanılır.

Ortalık yanarken Merkez saçını tarıyor!-Murat Muratoğlu (Nefes)

Penceremin perdesini havalandıran rüzgâr…

Sadece bana çalışma… Merkez Bankası’nın da penceresi var. Perdesi hep kapalı… Tam yanındaki duvarda da takvim asılı… Takvimde 22 Ekim’in üstü çizili: “İndirim günü.” Dün takvime baktılar, faizi bir puan indirdiler. Yüzde 36… Perdeyi yine açan olmadı.

Açsalardı ne görürlerdi?

Körfez’de savaş… Petrol 111 dolar, beş ayın zirvesinde… Suudilerin Aramco petrol tesisleri vuruluyor. Hürmüz’den geçecek her tanker için papatya falı bakılıyor. Yanacak, yanmayacak, yanacak, yanmayacak…

Petrol fiyatının nerede duracağını kimse bilmiyor. Merkez Bankası da bilmiyor. Nitekim kendi karar metnine yazmış: “Enerji fiyatlarının enflasyon üzerindeki yukarı yönlü riskleri sürüyor.”

Tamam bak, perde kapalı olsa da dışarıda olanı yazmış… Sonra ne yapmış? Faiz indirmiş! Niye?

Biraz uzağa baksalardı komşuları görürlerdi. Amerikan Merkez Bankası eylülde faizi artırdı; 2023’ten beri ilk kez… Aralıkta bir tane daha bekleniyor.

Avrupa Merkez Bankası bu yıl iki kez artırdı. İngiliz elini tetikte tutuyor, Japon’dan bile artırım bekleniyor. Dünya “Enflasyon geri geldi” diye evhamlanıyor… Biz? Biz enflasyonu hallettik havasındayız.

Neyle? Enflasyon daha yeni yüzde 30’un altına indi ya… Beş yıl sonra ilk kez… Oysa yılbaşındaki hedefleri 16’ydı… Hedefin neredeyse iki katı…

O “30’un altı” enflasyon ayrı mesele… Esas hikâye TÜİK marifeti…

Dışarısı böyle de içerisi iyi mi?

İçeride yangın var. Finans dünyası resmen birbirine girmiş durumda! Fon soygunu fena vurdu. Eylülden beri borsadan 156 milyar dolar buharlaştı.

Tera, karşılayamadığı iadelerin 300 milyar lirayı aştığını açıkladı. SPK Başkanı pazartesi akşamı “Sağlık sorunları” diye istifa etti, gece yarısı Resmî Gazete’yle görevden alındı. Daha beş ay önce atanmıştı. Öncekine soruşturma izni çıktı. Denetleyen kurumun başı beş ayda iki kez değişiyor… Buna istikrar demiyorlar, “Sirk” diyorlar.

Teslim alamayacaksınız-Zafer Arapkirli (BirGün)

Tarih boyunca diktatörlüklerin tüm ülkelerde ortak bir davranış biçimi ve ortak bir kaderi vardır.

Her icraat, her buyruk, her baskı ve her azgınca saldırıyla kendi kendilerini adım adım bir köşeye sıkıştırmak ve kendi sonlarını hazırlamak.

Zaten ezdikleri, sömürdükleri, memleketi berbat ettikleri yetmiyormuş gibi, kalan tüm enerjilerini de baş kaldıranları ezmek için çaresizce kullanıp, giderek saldırganlaşmak.

Ama şöyle bir sıkıntı da, kaçınılmaz olarak karşılarına çıkar.

Milyonlarca insana yetecek kadar zindan, milyonlarca bileğe takacak kadar kelepçe, milyonlarca insana yaylım ateşi açacak kadar mermi, milyonların üzerine sıkacak kadar çok miktarda tazyikli su bulamazlar.

Arada bir başka ülkelerdeki “meslektaş – mevkidaşlarına” ödünç ya da hibe olarak TOMA yollayarak komik duruma bile düşebilirler bu uğurda.

Halkına içecek suyu, yakacak odunu – kömürü – gazı sunamayan ama meydanlarda coplatarak, bombalayarak, gazlayarak, su sıkarak “hizmet” verme durumuna düşerler zavallıca.

Bir yandan da olup bitenden halkı haberdar etmeye çabalayan, yani “mesleki misyonunu” yerine getirmeye çalışan gazetecileri ve basın kuruluşlarını hedef alırlar.

Duyulmasın diye. Görülmesin diye. Okunmasın diye. Konuşulmasın diye. Tartışılmasın diye.

Bu uğurda yapamayacakları şey, alamayacakları mesafe, durabilecekleri bir sınır da yoktur diktatörlüklerin.

Kimi zaman sinsice yöntemlerle tehdit ve baskı altına almaya çalışırlar gazeteciyi.

Sağdan soldan trolleri, kiralık besleme unsurları gazetecilerin üzerine salarak mütemadiyen “havlama” sesiyle tedirgin etmeyi denerler.

O şekilde başaramayınca, kendi komuta ettikleri yargı mekanizmasını devreye sokarlar.

Yazılan çizilen her bir metnin noktasına – virgülüne kadar, radyo veya televizyonda yapılan konuşmanın her bir cümlesini didik didik edip, hatta kaş – göz işaretinden bile bir anlam çıkarmaya çalışıp şikayette bulunur, dava açarlar.

Öyle gözü dönmüştür ki diktatörlük mekanizmalarının, kimi zaman “yazılmayanı, anlatılmayanı, yayınlanmayanı, konuşulmayanı” bile dava konusu, gözaltı konusu hattâ tutuklama ve cezalandırma konusu yapabilirler. Bunu nasıl yaparlar diye sormayın. Yapılmışı var. Vallahi, böyle takdire (!) şayan özel bir yetenekleri var.

Yargıyı ellerine geçirmiş olmaları, onlara “doğru dürüst dellillendirmeden, savunma almadan, zanlıyı ve avukatını bile dinlemeden” hapse atma ve hattâ hüküm giydirme hakkını görmelerini sağlar…

Bunları yapamadıkları yerde doğrudan kaba şiddete, hattâ cinayetlere imza atmaktan da çekinmezler.

Adı üzerinde, “diktatörlük” dedik ya…

Gazetecileri bir köşe başında kıstırıp dövdürdükleri, faili meçhul cinayetlerde “kim vurduya” götürdükleri, arabalarının içinde havaya uçurdukları bile görülmüştür.

Erdoğan’ın zor kararları-Barış Avşar (Evrensel)

“Vatandaşlarımdan gönüllerini ferah tutmalarını rica ediyorum. Puslu havada mevzi kazanmaya çalışan fırsatçılara prim vermesinler. Medya ve sosyal medya üzerinden algı oluşturan operasyon hesaplarına karşı dikkatli olsunlar. Bilhassa boğazlarına kadar pisliğe bulaşmış olanların dedikodudan, onlardan daha öte geçmeyen hezeyanlarına kulak asmasınlar. Biz bu meseleye bir cerrah titizliğiyle vaziyet ediyor, milletimizin çıkarını her türlü hesabın üzerinde tutuyoruz.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, aradan geçen bir aya rağmen ülkenin ve siyasetin ilk gündemi olmaya devam eden ‘fon vurgunu’ konusunda şimdiye kadar iktidar tarafından yapılan açıklamaların kamuoyuna -özellikle de iktidar ittifakı tabanına- yeterli güvenceyi verememiş olduğunu düşünüyor. Böyle düşünüyor olmalı ki, 21 Ekim Çarşamba günü düzenlenen partisinin grup toplantısında bir kez daha ‘cerrah titizliği ile vaziyet ettiklerini’ vurguladığı ve girişte alıntıladığımız bu cümleleri kurdu. Erdoğan’ın bunları söylediği gün Altınbaş Holding gözaltıları yaşandı. Hemen ertesi gün yani dün, geçmişte Erdoğan’ın danışmanlığını yapmış Ertan Aydın’ın da aralarında bulunduğu 5 kişi daha “altıncı dalga”da gözaltına alındı. Böylece geçmişten bugüne iktidar kartelasında yer almış isimler etrafında konuşulan fon vurgunu operasyonları; 2025 yılının ilk altı ayı boyunca Tera Yatırım Menkul Değerler’in yönetim kurulu üyeliğini yapan, 2023 seçiminde kullanılan “Türkiye Yüzyılı” sloganının da mucidi, aynı zamanda 2023 ve 2024 seçim kampanyalarını yönetmiş Aydın’a uzanmış oldu.

İktidar sözcüleri fon skandalı ilk ortaya çıktığında en çok “ucu nereye uzanırsa uzansın” demeyi seviyorlardı. Ancak meselenin nereye, ne kadar uzandığını çok kolay anlaşılır hale getirecek, böylece kendi tabanına karşı iktidarın ikna gücünü yükseltecek, “vurgundan kazananlar listesi” bir türlü açıklanmadığı ve açıklanma niyeti de görülmediği için olacak şimdi daha çok ‘cerrah titizliği’ vurgusu yapılıyor. Böyle bir tarifin devamında gündeme gelmesi kaçınılmaz soruları şöyle soralım: Niye “ucu nereye uzanırsa uzansın” denilen tümör tümden sökülüp alınmıyor da “cerrah titizliği” ile bir temizlikten söz ediliyor? Günden güne yayılarak sürdürülen operasyonlarda kimin neyle suçlandığı, ne zaman ne yaptığı ve neden o gün değil de bugün gözaltına alındığı/ifade verdiği nasıl açıklanabilecek? Gözaltı ve ifade süreçlerine dair tek kare görüntünün verilmediği ‘cerrahi operasyon’ bu haliyle epeyce zorlandığı görülen iktidar için ne kadar hayırlı sonuçlar üretebilir?

Tüketici güveninde ani kırılma-Naki Bakır (Dünya)

Gelecek dönemde maddi du­rumda iyileşme beklenti­si ve artan harcama işta­hının etkisiyle eylülde tarihi zir­vweye ulaşan tüketici güveni, ekim ayında ise maddi durum ve gelecek beklentilerinde kötüleşme etkisiy­le sert bir düşüş kaydetti.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Merkez Bankası iş bir­liği ile her ayın 1-15’i arasında yü­rütülen Tüketici Eğilim Anketi sonuçlarından hesaplanan Tüke­tici Güven Endeksi, ekimde yüz­de 7,7 oranında keskin bir düşüş­le 84,8’e geriledi. Bunun Ağustos 2023’teki yüzde 15,1’lik düşüşten bu yana son 38 ayın en sert düşü­şü olduğu belirlendi.

Şubatta 85,7 olan Endeks, ABD/İsrail ittifa­kı ile İran arasında sıcak savaşın yaşandığı martta ise yüzde 0,8 dü­şüşle 85’e inmiş, ateşkes ayı nisan­da 85,5’e, mayısta yüzde 0,3 artışla 85,8’e, haziranda da yüzde 2,5 ar­tışla 87,9’a, temmuzda yüzde 2,2 artışla yüzde 89,8’e, ağustosta yüz­de 1 artışla yüzde 90,8’e yükseldik­ten sonra eylülde yüzde 1,3 artarak 91,9’e kadar çıkmıştı. Tüketici Gü­ven Endeksi’nin, hane halklarının ekonomide genel gidişat ve kendi mali durumlarına ilişkin beklen­ti ve değerlendirmeleri ve gelece­ğe yönelik beklentileri ile harcama ve tasarruf eğilimlerini yansıtıyor. Ekonomiye ilişkin temel bir öncü gösterge olan bu endeksin 100’ün üzerinde olması tüketicilerde eko­nomiye ilişkin “iyimser”; altın­da olması ise “kötümser” durumu gösteriyor. Endeks, ekimdeki sert düşüşle 100 puanlık nötr seviyenin oldukça altına inmiş bulunuyor.

Uzmanlara göre eylülde endek­si 8 yılın zirvesine taşıyan faktör halkın yaşamının rahatlamasın­dan çok, “yakında her şey daha iyi olacak” beklentisiydi. Yaz ayların­da enflasyonun baz etkisiyle düşe­ceği, Merkez Bankası’nın faiz in­dirimlerine başlayacağı ve son­baharda piyasanın rahatlayacağı algısı ile oluşan psikolojik iyimser­lik dalgası, endeksi yapay şekilde yukarı itmişti. Yaz aylarından bu yana enflasyonda yaşanan baz et­kisi düşüşü ve yaklaşan faiz indi­rimi beklentileriyle beslenen psi­kolojik iyimserlik dalgası, güveni eylülde zirveye taşımıştı.

Ancak makro dengelerdeki düzelme al­gısının hane halkı cüzdanına yan­sımaması ve sıkı para politikası­nın yarattığı yüksek faiz kıskacının sürmesi, ekim ayında çok sert bir “gerçeklik şoku” üretti. Yıllık enf­lasyon yüzde 30’un altına inse de hayat pahalılığının yapısal olarak kemikleşmesi, ekimde manşet en­dekste sert kırılmaya yol açtı. Tü­keticilerin mevcut dönemde ha­nenin maddi durumu algısı hızla kötüleşirken, geleceğe yönelik ta­sarruf yeteneğinin kaybolması ve genel ekonomiye güvensizlik; baş­ta otomobil ve konut olmak üzere uzun vadeli tüm yatırım ve harca­ma iştahını bıçak gibi kesti.

Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram 

EtiketlendiMedyaPolitika
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale Müslüman Kardeşler ve AK Parti
Sonraki Makale İngiliz ve İskoç medyası ne yazdı?

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

GünlükManşet

Gazeteciler meydanlara çıkıyor

Medya Günlüğü
23 Ekim 2026
*Günlük

Faiz indirimi kararının anlamı…

Medya Günlüğü
23 Ekim 2026
GünlükManşet

İngiliz ve İskoç medyası ne yazdı?

Medya Günlüğü
23 Ekim 2026
ManşetSerbest Kürsü

Brezilya’da “sol” alarmı

Özer Arslanpay
23 Ekim 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

imunify-bot-check
Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?