Brezilya’da 4 Ekim’de yapılan başkanlık seçimin ilk turun sonucu sol açısından ağır bir uyarı oldu.
80 yaşındaki Luiz Inácio Lula da Silva ikinci tura kaldı. Fakat 45 yaşındaki Flávio Bolsonaro karşısında ilk kez geriden gelmek zorunda. Flávio yaklaşık yüzde 47, Lula ise yüzde 45 düzeyinde kaldı. Aradaki fark yaklaşık 2,4 milyon oy. 25 Ekim’de Brezilya yeniden sandık başına gidecek.
Burada önce şu soruyu sormak gerekiyor. Lula neyi başaramadı?
Çünkü Lula’nın siyasi mirası, sandıkta söylenen birkaç cümleye sığmayacak kadar büyük. Brezilya işçi sınıfının hayatında somut karşılığı olan uzun bir dönemin adı Lula. İlk iki iktidar döneminde Bolsa Família (Aile Yardımı) genişledi. Dünya Bankası’nın değerlendirmesine göre program, 2003-2009 arasında yaklaşık 20 milyon insanın yoksulluktan çıkmasına katkı sağladı ve gelir eşitsizliğini belirgin biçimde azalttı.
Asgari ücret de Lula döneminin temel araçlarından biri oldu. Çalışma Bakanlığı bünyesinde yayımlanan araştırmaya göre 2002’den 2010’a kadar reel asgari ücret artışı yaklaşık yüzde 54 düzeyine ulaştı. Bu, milyonlarca emekçinin sofrasına doğrudan yansıyan bir sosyal politika oldu.
Lula yalnızca nakit destek vermedi. Fome Zero (Sıfır Açlık) ve Bolsa Família ile açlıkla mücadeleyi devlet politikasının merkezine taşıdı. Üniversitelerde yeni kontenjanlar açıldı. ProUni (Herkes İçin Üniversite Programı) ve federal üniversite genişlemesiyle yoksul gençlerin yükseköğretime erişimi büyüdü. 2003-2010 arasında federal yükseköğretimde öğrenci sayısı yüzde 148 arttı. 14 yeni federal üniversite kuruldu. Federal teknik eğitim ağı ülkenin iç bölgelerine kadar genişletildi.
Barınma da bu hikâyenin önemli parçalarından biri. Lula’nın ikinci döneminde 2009’da başlatılan Minha Casa, Minha Vida milyonlarca ailenin konut sahibi olmasının önünü açtı. Caixa verilerine göre program, 2024 itibarıyla 7,7 milyonun üzerinde konut sözleşmesine ulaştı. Program Lula’nın üçüncü döneminde yeniden güçlendirildi. Üstelik bugün bazı belediyelerde sokakta yaşayan insanlar ve geçmişinde sokakta yaşamış bulunan aileler için de konut kontenjanı ayrılıyor.
Bugünkü sosyal tablo da Lula yönetiminin eline güçlü bir koz veriyor. Brezilya Coğrafya ve İstatistik Enstitüsü’ne (IBGE) göre 2024’te Brezilya’da yoksulluk oranı yüzde 23,1’e geriledi. Aynı yıl 8,6 milyon kişi yoksulluk sınırının üzerine çıktı. Aşırı yoksulluk yüzde 3,5’e indi. Bu sayılar en düşük seviyeler olarak kayda geçti.
İşsizlikte de tablo Lula lehine. IBGE’ye göre 2025 yılında yıllık işsizlik oranı yüzde 5,6 oldu. Bu oran, 2012’de başlayan serinin en düşük yıllık seviyesine işaret etti. Çalışan nüfus 103 milyona ulaşarak rekor kırdı.
Brezilya 2025’te yeniden Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün “Açlık Haritası”ndan çıktı. 2026 raporu da ülkenin haritanın dışında kalmayı sürdürdüğünü doğruladı. Lula’nın “Brezilyalıların üç öğün yemek yiyebilmesi” üzerine kurduğu siyaset bu nedenle bugün hâlâ somut bir zemine sahip.
Hayatın zorluğunu sırtlanan kadınlar konusunda da tablo yalnızca söylemden oluşmuyor. Lula 2023’te eşit işe eşit ücret için yeni bir yasa çıkardı. Yasa, ücret şeffaflığı ve denetim mekanizmaları getirdi. 2026’da da kadın cinayetleri ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddetle mücadele için üç kuvveti bir araya getiren ulusal bir yapı kuruldu. Elektronik izleme, Ligue 180 yardım hattının güçlendirilmesi ve kadın cinayetlerinin önlenmesine yönelik yeni mekanizmalar devreye sokuldu.
Bütün bunlara rağmen Lula ilk turda neden geriye düştü?
Çünkü seçimler yalnızca geçmişin bilançosuyla kazanılmıyor. Bugünün korkuları, öfkeleri ve beklentileri sandıkta çok güçlü çalışıyor.
İdeolojik kimlik
Flávio Bolsonaro sağ seçmenin önemli bölümünü tek bir aday etrafında topladı. Quaest direktörü Felipe Nunes’in değerlendirmesine göre sağdaki “yararlı oy” hareketi son aşamada Flávio’ya büyük bir geçiş sağladı. Alternatif sağ adaylardan seçmenler Bolsonaro’nun oğluna yöneldi. Flávio yaklaşık sekiz puanlık bir sıçrama yaptı. Brezilya’da ideolojik kimliğin de önceki seçimlere kıyasla daha belirleyici hale geldiği belirtiliyor.
Bu noktada Flávio’nun kendi siyasi kapasitesi ile Bolsonaro soyadının yarattığı siyasal mirası birbirinden ayırmak gerekiyor. Zira bu seçimde Flávio’nun aldığı oyun tamamını kendi siyasal ağırlığıyla açıklamak mümkün görünmüyor. Bolsonaro soyadı hâlâ başlı başına bir seçim makinesi gibi çalışıyor.
Karşımızda Lula’nın yarım asra yaklaşan siyasal deneyimine sahip bir lider bulunmuyor. Buna rağmen Flávio, babasının kurduğu sağ popülist ağın üzerine oturdu. Güvenlik kaygısını, vergi ve kamu harcamalarına dönük tepkiyi, “PT (İşçi Partisi) döneminden kurtulma” söylemini ve Bolsonaro ailesinin sadık seçmen kitlesini aynı hatta toplamayı başardı.
Sağ popülizmin temel gücü de burada ortaya çıktı. İnsanlara uzun ekonomik tablolar sunmak yerine öfkelerini tercüme etti. “Daha az bakanlık”, “daha az harcama”, “suça karşı sertlik”, “daha güçlü piyasa” gibi basit mesajlarla kendisini değişimin temsilcisi olarak konumlandırdı.
İlk turun ardından Brezilya borsasının yüzde 7,7 yükselmesi ve realin dolar karşısında yüzde 4,1 değer kazanması, piyasalarda Flávio Bolsonaro’nun ekonomik söylemine yönelik güçlü bir olumlu beklenti oluştuğunu gösterdi.
Peki Lula yaşının kurbanı mı oldu?
Bunu söylemek için elimizde yeterli veri yok. Aksine son seçim araştırmalarında Lula’nın 60 yaş üzerindeki seçmenler arasında Flávio’ya karşı önde olduğu görülüyordu. Datafolha’nın seçim öncesi araştırmasında Lula bu grupta yüzde 47’ye yüzde 38 öndeydi. 16-24 yaş grubunda da yüzde 46’ya yüzde 32 üstünlüğü bulunuyordu. Flávio ise 25-44 yaş arasındaki seçmenlerde daha güçlüydü.
Yaş tartışmasının asıl boyutu başka. Seçmenin zihninde “Dört yıl daha bu tempoyu kaldırabilir mi?” sorusu var. Lula için yaş meselesi bu nedenle ciddi bir handikap oluşturuyor.
Temmuz ayında yapılan PoderData araştırmasında seçmenlerin yüzde 50’si Lula’nın 80 yaşında olmasının yeniden seçilmesi açısından sorun yaratmadığını söyledi. Yüzde 43 ise yaşın bir engel olduğunu belirtti. Yani toplumun önemli bir bölümü bu soruyu gerçekten soruyor. Fakat ilk turdaki farkı doğrudan Lula’nın yaşına bağlamak mümkün görünmüyor.
Asıl mesele başka yerde. Lula’nın geçmişte milyonlarca insanın hayatını değiştirmiş olması, bugünün seçmeninin yarından emin olduğu anlamına gelmiyor. Hayat pahalılığı, suç, kentlerde güvenlik ve devletin gündelik hayata ne kadar dokunabildiği seçmenin zihninde çok güçlü yer tutuyor. Lula’nın üçüncü dönemindeki ekonomik kazanımların önemli bölümü henüz toplumun bütün kesimlerinde aynı yoğunlukta bir refah duygusuna dönüşmüş görünmüyor.
Trump faktörü de bu seçimde küçümsenemez.
Donald Trump’ın Brezilya seçiminde açık biçimde Flávio Bolsonaro’yu desteklememesi ilk bakışta Lula açısından avantaj gibi göründü. Fakat Trump’ın gölgesi kampanyanın tamamında vardı. Washington’ın Brezilya’ya uyguladığı yüksek tarifeler ve Lula hükümetiyle yaşanan gerilim, ABD’yi Brezilya siyasetinin içine taşıdı. Flávio ise Trump çizgisine çok daha yakın bir dış politika ve ekonomi görüntüsü verdi.
Burada ilginç bir paradoks oluştu. Trump’ın doğrudan müdahalesi Lula’ya egemenlik ve ulusal bağımsızlık söylemi için güçlü bir alan açabilirdi. Trump’ın sessiz kalması ise Lula’nın “dış müdahaleye karşı direniyorum” mesajını kampanyanın merkezine taşımasını zorlaştırdı. Böylece Flávio, Trump markasının sağdaki uluslararası sembolik değerinden faydalanırken, Lula bunun karşısında aynı ölçüde güçlü bir mobilizasyon yaratamadı.
Bir de Kongre gerçeği var. Liberal Parti Temsilciler Meclisi’nde 121 sandalye ile birinci parti oldu. Senato’da da sandalye sayısını 15’ten 28’e çıkardı. Sağ blok birlikte düşünüldüğünde Lula’nın yeniden iktidara gelmesi halinde bile çok daha sert bir Meclis ve Senato ile karşılaşması bekleniyor.
Lula geriden gelip kazanabilir mi?
Evet. Fakat bunun yolu eski kampanyayı tekrar etmekten geçmiyor.
Öncelikle Lula’nın yeniden geniş bir halk cephesi kurması gerekiyor. İlk turda diğer adaylara giden oylar ikinci turun kaderini belirleyebilir. Quaest araştırma şirketinin direktörü, Brezilya’nın önde gelen seçim araştırmacılarından Felipe Nunes, Lula’nın merkez seçmenden, hükümetten hayal kırıklığı yaşayanlardan ve başka adaylara oy veren kesimlerden yeniden destek toplaması gerektiğini vurguluyor.
İkinci olarak Lula sandığa gitmeyenlere ulaşmalı. İlk turda yaklaşık 33 milyon seçmenin sandığa gitmemesi, Brezilya siyasetinde devasa bir boşluk oluşturdu. Bu seçmenlerin tamamının sol seçmen olduğunu düşünmek yanlış olur. Fakat Lula’nın sosyal politikalarından yararlanan milyonlarca insanın sandıkta yeniden harekete geçirilmesi başlı başına seçim stratejisinin merkezine oturabilir.
Geçmiş değil gelecek
Üçüncü adım ise Lula’nın kendi hikâyesini geleceğe bağlaması.
Lula yalnızca “geçmişte neler yaptım” dememeli. Önümüzdeki dört yılın emekçi açısından ne getireceğini anlatmalı. “Önümüzdeki dört yılda emekçinin ücretini nasıl artıracağım?” diye sormalı. “Gençleri nasıl işe sokacağım?”, “Kadınların eşit ücret hakkını nasıl daha güçlü uygulayacağım?”, “Bir aileyi nasıl ev sahibi yapacağım?”, “Sokakta yaşayan insanı nasıl evine döndüreceğim?”, “Çocuğun sofrasına nasıl daha fazla gıda, okuluna nasıl daha fazla imkân koyacağım?” demeli.
Solun ikinci tur stratejisi burada kurulabilir.
Kanımca Brezilya’nın önündeki tercih aslında yalnızca Lula ile Flávio arasında bir kişilik yarışı olarak okunamaz. Bir tarafta sosyal devlet, kamu hizmetleri, emek, konut, gıda güvenliği, kadınların hakları ve ekonomik eşitlik üzerinden kurulmuş bir devlet anlayışı var. Diğer tarafta küçülen devlet, sert güvenlik politikası, vergi indirimi, kamu harcamalarında kesinti ve sağ popülizmin yükselen dalgası var.
Lula’nın yapması gereken korku üzerinden değil, umut üzerinden konuşmak.
Ama bu umut romantik bir slogan da olmamalı. Market fiyatından maaşa, kiradan konuta, hastaneden okula kadar vatandaşın hayatına dokunan bir ekonomik programla konuşmalı. Sermayeye güven vermek uğruna emekçiyi kaybetmemeli. Merkeze ulaşmak uğruna sol tabanı sandıktan uzaklaştırmamalı.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
