Müslüman Kardeşler, İslam dünyasının en yaygın ve etkili siyasal-dinî hareketlerinden biri. Pek çok ülkedeki siyasi yapılanma üzerinde etkisi bulunuyor. Bazıları İslam ülkesi olmak üzere çeşitli devletlerin ise sert tepkisiyle karşılaşıyor.
Bu çerçevede hareketin Türkiye’deki konumu ve gücü de zaman zaman tartışma konusu oluyor. Yurt dışındaki kimi çevreler, AK Parti ile Müslüman Kardeşler arasındaki yakınlığı Türkiye üzerinde baskı kurmak amacıyla kullanıyor. Türkiye’nin “Sünni ekseninin liderliğine soyunduğu”, “İhvan’ın hamiliğini üstlendiği” veya “harekete üs sağladığı” yönünde iddialar dile getiriliyor.
Yurt içinde de farklı tepkiler var. AK Parti’nin Müslüman Kardeşler’in Türkiye şubesi olduğunu ileri sürenler bulunuyor. Cumhuriyet’in laiklik ilkesi ve reformlarıyla hesaplaşmak isteyen bazı çevrelerin İhvan’ın düşüncelerinden beslendiği de öne sürülüyor.
Cumhuriyetimizin kuruluşunun 103. yıl dönümüne yaklaşırken bu harekete daha yakından bakmanın, Türkiye’deki etkisini ve AK Parti ile ilişkisini değerlendirmekte yarar olduğunu düşünüyorum.
1928 yılında Mısır’da Hasan el-Benna tarafından kurulan Müslüman Kardeşler (İhvan), İslam’ı yalnızca bireysel inanç alanında değil, toplumsal ve siyasal yaşamın merkezinde gören bir hareket. Zamanla Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da geniş bir etki alanı oluşturmuş; Mısır, Ürdün, Tunus, Fas, Cezayir ve Yemen gibi ülkelerde farklı siyasi hareketlere ilham vermiş. Özellikle 2011’de başlayan “Arap Baharı”, İhvan çizgisindeki aktörlerin uluslararası siyasette öne çıkmasına yol açtı.
Mısır’da hareketin desteklediği Muhammed Mursi’nin 2012’de cumhurbaşkanı seçilmesi tarihî bir dönüm noktasıydı. Ancak Mursi’nin 2013’te askerî müdahaleyle devrilmesi, hem Mısır’da hem uluslararası alanda derin görüş ayrılıklarına neden oldu.
Müslüman Kardeşler’e karşı ülkelerin yaklaşımları aynı değil. Mısır, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri hareketi terör örgütü olarak tanımlayan ülkeler arasında yer alıyor. Rusya da 2003 yılında hareketi terör örgütü olarak yasakladı. Ürdün’de ise hareketin faaliyetlerine yönelik yasaklama ve kapatma kararları alındı. Suriye, Bahreyn ve Libya’da da (Tobruk Hükümeti) hareket yasa dışı.
Avusturya’da hareketle ilişkilendirilen sembollere yönelik yasal sınırlamalar bulunurken, Fransa’da siyasal İslamcı ağların etkisi ve finansmanı tartışılıyor. Avrupa Parlamentosu, örgütle bağlantılı sivil toplum ve yardım kuruluşlarının finansman ile faaliyetlerinin denetlenmesi ve terör listesine alınması yönündeki girişimleri destekliyor.
ABD hareketin özellikle Mısır,Ürdün ve Lübnan kollarını Hamas ile olan bağları ve bölgesel istikrarsızlık yaratma gerekçeleriyle “Yabancı Terör Örgütü” listesine ekledi.
Kazakistan, Tacikistan Türkmenistan ve Özbekistan radikal dini akımların laik devlet yapısını tehdit etmesini önlemek amacıyla hareketi radikal/terör örgütü statüsünde değerlendirmekte ve yasaklamakta.
Türkiye’de durum ne?
Türkiye’de Müslüman Kardeşler ile düşünsel yakınlık taşıyan siyasi geleneklerin başında Millî Görüş gelir. İslam dünyasının dayanışması, muhafazakâr toplumsal değerlerin korunması ve Batı merkezli uluslararası düzene yöneltilen eleştiriler, iki hareket arasında ortak noktalar oluşturur. Millî Görüş geleneğinden çıkan AK Parti ise kuruluşunda kendisini “muhafazakâr demokrat” olarak tanımladı, farklı bir siyasi kimlik benimsedi.
AK Parti ile Müslüman Kardeşler arasında doğrudan organik veya kurumsal bir bağ bulunmuyor. Bununla birlikte iki hareket arasında siyasi anlayış, toplumsal örgütlenme ve bölgesel vizyon bakımından dikkat çekici benzerlikler var.
Bu benzerliklerin başında, dindar ve muhafazakâr kesimlerin siyasette daha güçlü temsil edilmesi hedefi gelir. Müslüman Kardeşler’in Mısır’da eğitim, sağlık ve sosyal yardım faaliyetleri ile geliştirdiği toplumsal ağlar ile AK Parti’nin Türkiye’de sosyal belediyeciliğe, yardım politikalarına ve yerel örgütlenmeye verdiği önem arasında yöntem bakımından paralellikler görülmekte.
İkinci ortak nokta, seçim sandığı ve millî irade söylemi. Her iki siyasi hareket de askerî ve bürokratik vesayete karşı seçim yoluyla ortaya çıkan halk iradesini siyasal meşruiyetin temel dayanaklarından biri olarak öne çıkarıyor.
Dış politika, yakınlığın en görünür olduğu alan. AK Parti iktidarı, “Arap Baharı” sırasında Mısır’daki Mursi yönetimine ve Tunus’taki Nahda Hareketi’ne destek verdi. Bölgedeki İslamcı kökenli siyasi aktörlerle ilişkilere sahip. Filistin meselesi, Müslüman toplumlarla dayanışma ve uluslararası sistemin adaletsizliklerine yönelik eleştiriler de ortak söylem unsurları .
Bu yakınlığın en belirgin sembollerinden biri Rabia işareti. Mısır’da 2013 darbesine karşı protestoların simgesi hâline gelen dört parmak işareti, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından da benimsendi; zamanla Türkiye’de “Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet” ifadesiyle farklı bir siyasi anlam kazandı.
Ancak Türkiye’nin son yıllarda Mısır, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ile ilişkilerini normalleştirmesi, ideolojik yakınlıkların devletler arası ilişkilerde her zaman belirleyici olmadığını gösteriyor. Bölgesel çıkarlar ve diplomatik zorunluluklar, AK Parti’nin İhvan’a yaklaşımında daha pragmatik bir çizgiyi öne çıkardı.
Sonuç olarak AK Parti’yi Müslüman Kardeşler’in Türkiye’deki uzantısı olarak tanımlamak isabetli değil. Buna karşılık toplumsal tabanları, dinî kimliğe yaklaşımları, siyasal meşruiyet söylemleri ve özellikle “Arap Baharı” dönemindeki tercihleri dikkate alındığında, aralarında bir siyasi ve ideolojik akrabalık bulunduğu söylenebilir. Bu ilişki, kurumsal bağlılıktan çok düşünsel yakınlık ve benzer siyasi yöntemler üzerinden değerlendirilmeli.
29 Ekim vesilesiyle yapılacak konuşmalar ve kaleme alınacak yazılar, Cumhuriyet’in temel ilkelerine yaklaşım bakımından önemli ipuçları verecek. Bu değerlendirmelerde asıl ölçüt, herhangi bir harekete duyulan yakınlıktan çok laik, demokratik hukuk devleti ve Cumhuriyet’in kazanımları karşısında alınan tutum olmalı.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
