Yugoslavya’nın 1990’larda dağılmasıyla Balkanlar’da ortaya çıkan ardıl devletlerin hepsinin siyasal istikrara aynı düzeyde kavuştuğunu söylemek mümkün değil.
Bosna-Hersek, Kosova ve Makedonya siyasal istikrar ve demokratik reformlar sürecinde uluslararası müdahale ve baskılara en fazla maruz kalan ülkelerdir. Bunlardan Kosova ve Makedonya bazı kritik eşikleri nispeten aşmış olsa da Bosna Hersek kırılganlığının daha çok yapısal olduğu görülür.
Bosna-Hersek
Balkanlar’da 1992–1995 yılları arasında yaşanan büyük siyasi dönüşüm sırasında, etnik temizlik ve ağır savaş suçlarıyla damgalanan Bosna Savaşı ancak uluslararası müdahaleler sonunda Dayton Anlaşması ile durdurulabilmişti.
Dayton düzeni, iç savaş halindeki Bosna için kalıcı barış ve istikrarı hedeflemiş olsa da önerdiği siyasi ve idari yapılanma uygulamada beklenen başarıyı sağlayamadı. Bu nedenledir ki Dayton, birçok denemeden sonra savaşı durdurmayı başarabilen “ucu açık bir ateşkes” olarak da nitelenmekte.
Anlaşma, Bosna-Hersek için siyasi tarihte örneğine az rastlanan, son derece karmaşık bir devlet ve yönetim yapısı öngörmüştü. Buna göre Bosna, Bosna-Hersek Federasyonu ile Sırp Cumhuriyeti (Republika Srpska) olmak üzere iki entite ve özel statülü Brcko Bölgesi’nden oluştu.
Buna göre, Boşnak, Sırp ve Hırvat temsilcilerden oluşan üçlü Devlet Başkanlığı Konseyi, sekiz aylık sürelerle dönüşümlü olarak görev almaktadır. Ülke genelinde aynı zamanda 5 cumhurbaşkanı, 13 başbakan ve 180’den fazla bakan ile 700’ün üzerinde milletvekili ve parlamento üyesi kademeli olarak yönetimdedir.

Barışı koruma
Bu son derece kırılgan yapılanmanın işleyişini gözetecek olan uluslararası denetim, yönetim mekanizmasının çok başlılık içinde neredeyse görevini yapamaz durumda olması ise başka bir talihsizlik.
Dayton düzeninin “bel kemiği” sayılan Uluslararası Barış Uygulama Konseyi, eski yüksek temsilcinin haziran ayında görevinden ayrılmasının üzerinden dört ay geçmesine rağmen yeni yüksek temsilciyi atayamamıştır.
Yeni temsilci için önerilen adaylar üzerinde henüz uzlaşma sağlanamadığı söylense de tıkanmanın kimin seçileceğinden çok, yüksek temsilcilik mekanizmasının devam edip etmemesi boyutunda yattığı anlaşıldı.
Görüleceği üzere, temsilci seçimi ve sistemin bekasına ilişkin süren tartışma, Bosna-Hersek içi taraflardan çok, uluslararası aktörler arasındaki görüş ayrılıklarından kaynaklanmaktadır.
Genel olarak ABD ve Avrupa Birliği, Bosna’nın nasıl yönetileceği ve uluslararası gözetim ve denetimin nasıl devam edeceği konusunda aynı çizgide değil.
Bazı yorumlarda ABD’nin başını çektiği, İtalya, Japonya ve Türkiye’nin de sıcak baktığı adayın, sınırlı yetkili, fazla öne çıkmayan bir yüksek temsilcilikten yana olduğu dile getirilmekte.
AB eğilimi olarak beliren, İngiltere, Fransa, Almanya ve Kanada’nın başını çektiği görüş ise Dayton istikrarını zafiyete uğratabilecek girişimleri dışlayan, Bonn yetkili güçlü bir yüksek temsilci adayından yana kümelenmekte.
ABD’nin uluslararası gözetimi daraltmaya yönelik yaklaşımı, amaç bu olmasa dahi, uzun vadede Rusya’nın yüksek temsilcilik mekanizmasını zayıflatma hedefiyle örtüşen sonuçlar doğurabilir. Moskova’nın yüksek temsilcilik makamının meşruiyetini sorgulaması ve Bonn yetkilerine karşı çıktığı bilinmektedir.
Söz konusu, kutuplaşan iki eğilimin dışında başka bir yaklaşımın kabul görmemesi halinde Bosna- Hersek’in geleceğine dair son söz ABD veya AB’ye ait olacaktır.
Mevcut tartışma Bosna-Hersek’in geleceğine ilişkin kararların ülke toplumlarının kendi siyasi iradesi dışında daha çok uluslararası güç dengelerinin etkisinde alındığını da yansıtmaktadır.
Türkiye
Açık kaynaklardaki resmi beyanlara bakıldığında, Türkiye’nin görüşü Dayton mekanizmasının ve ülkenin toprak bütünlüğünün korunması, reformların hızlandırılarak merkezi kurum ve siyasi kuruluşların etkinleştirilmesi, yüksek temsilciliğin gerektiğinde caydırıcı gücünü kullanabilmesi yönündedir.
Amaç, Dayton’ı daraltıp, küçültmek değil, özünde barışı sağlayan temelini korurken, işleyen bir sistemi olgunlaştırma yönünde reformları destekleyip, giderek yüksek temsilciliğe bağımlılığını azaltmak olmalı.
Bu bağlamda iki ayrı kutupta savunulan zıt görüşlerin uzlaştırıcı bileşimi olmamamız için bir neden bulunmamaktadır.
Türkiye Dayton sisteminin sivil uygulamasını yönlendiren mekanizmanın içinde, önemli bir aktördür. 55 ülkeden oluşan Barış Uygulama Konseyi’ndedir ve Yönlendirme Kurulu’nda İslam İşbirliği Teşkilatını temsilen yer almaktadır. Yüksek temsilcinin belirlenmesi dahil karar alıcı siyasi süreçlerin merkezindedir.
Ancak, etkimizin, sahip olduğumuz tarihî ve siyasi bağlarla kıyaslandığında, farklı neden ve engellemeler nedeniyle henüz potansiyelinin tamamına da ulaşmış görünmemektedir.
Oysa sorunun başlıca taraflarıyla diyalog kurabilen ülkelerden biri olarak, gücünü diplomasi maharetiyle öne çıkararak, ABD ile AB arasındaki farklılaşmayı Bosna yararına yumuşatması mümkün olabilir.
Unutulmamalı ki sorun sadece Boşnaklar ile Sırplar arasındaki gerilimin giderilmesi değil, Sırbistan, Bosna-Hersek ve Hırvatistan arasındaki ilişkilere de bağlıdır. Ankara her zaman Saraybosna, Belgrad ve Zagreb’le görüşebilmektedir.
Sonuç olarak, Bosna-Hersek’te atılacak yanlış bir adımın Balkan coğrafyasında tetikleyebileceği zincirleme etkilerinin incelikli bir diplomasi diliyle, bölge hassasiyetlerini yeterince gözetemeyen küresel aktörlerin dikkatine getirilmesi tüm tarafların yararına olacaktır.
Fotoğraf: NATO
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
