Çarşamba, 21 Eki 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
GünlükManşet

“Acı vatan” Almanya

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 21 Ekim 2026 19:08
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

Türkiye ile Almanya arasında iş gücü göçünü düzenleyen anlaşmanın imzalanmasının üzerinden 65 yıl geçti.

Bir zamanlar geçici işçi olarak çağrılan Türkler, bugün Alman toplumunun kalıcı bir parçası. Ancak ev ararken, iş başvurusu yaparken ve eğitim hayatında karşılaşılan ayrımcılık, aradan geçen onlarca yıla rağmen tartışılmaya devam ediyor.

Almanya’nın savaş sonrası ekonomik kalkınmasında önemli rol oynayan Türk işçilerinin hikâyesi, 30 Ekim 1961’de iki ülke arasında imzalanan iş gücü anlaşmasıyla yeni bir döneme girdi. Alman sanayisinin iş gücü ihtiyacını karşılamak amacıyla başlayan göç, zamanla ailelerin birleşmesi, yeni kuşakların doğması ve Türkiye kökenli bir toplumun oluşmasıyla kalıcı bir nitelik kazandı.

İlk kuşak çoğunlukla fabrikalarda ve ağır sanayi işlerinde çalıştı. Birçoğu, bir süre para biriktirdikten sonra Türkiye’ye dönmeyi planlıyordu. Ancak hayat başka türlü gelişti. Aileler Almanya’ya taşındı, çocuklar burada büyüdü, yeni kuşaklar eğitim aldı ve iş dünyasından sanata, akademiden siyasete kadar farklı alanlarda yer edindi.

Almanya Başbakanı Friedrich Merz de 20 Ekim’de iş gücü anlaşmasının 65’inci yılı dolayısıyla düzenlenen törende, Türkiye’den gelen işçilerin ülkenin ekonomik ve kültürel gelişimine katkısını vurguladı. Merz, bir zamanlar “misafir işçi” olarak görülen insanların zamanla göçmenlere, ardından Alman toplumunun bir parçası olan yurttaşlara dönüştüğüne dikkat çekti. Ancak ekonomik ve toplumsal katkının kabul edilmesi, ayrımcılık sorununun ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.

Ayrımcılık sorunu

Alman hükümetinin Göç, Mülteciler ve Uyumdan Sorumlu Devlet Bakanı Natalie Pawlik, göçün 65’inci yılı dolayısıyla yaptığı değerlendirmede, Türkiye kökenli insanların hâlâ ırkçılık ve ayrımcılıkla karşılaştığını söyledi.

Pawlik, bir insanın toplum tarafından tamamen kabul görmek için diğerlerinden daha fazla çaba göstermek zorunda kalmasının uyum sorunu olarak değerlendirilemeyeceğini belirterek, sorunun ayrımcı tutumlarda aranması gerektiğini vurguladı.

Ayrımcılık özellikle konut arama, iş başvuruları, eğitim ve kamu hizmetlerine erişim gibi alanlarda kendisini gösteriyor. Bir kişinin adı, dış görünüşü, etnik kökeni veya dini, karşılaştığı muamele üzerinde etkili olabiliyor.

Almanya Federal Ayrımcılıkla Mücadele Dairesinin 2025 yılı verileri de sorunun boyutuna ilişkin önemli bir gösterge sunuyor. Kuruma yıl boyunca 13 bin 67 ayrımcılık başvurusu yapıldı. Bunların 4 bin 571’i, yani yaklaşık yüzde 35’i değil, kurumun açıkladığı toplam başvuruların yüzde 43’ü ırkçılık ve etnik kökene dayalı ayrımcılıkla ilgiliydi. Başvuru sayısı 2021’deki 7 bin 750 düzeyinden 2025’te rekor seviyeye çıktı.

Bu rakamlar yalnızca Türk kökenli kişileri kapsamıyor; farklı etnik kökenlerden ve toplumsal gruplardan gelen insanların başvurularını içeriyor. Dolayısıyla veriler, Türklerin tek başına ne ölçüde ayrımcılığa uğradığını göstermese de Almanya’daki genel tablonun ciddiyetine işaret ediyor.

Aidiyet mücadelesi

Göçün ilk kuşağından farklı olarak, bugün Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli insanların önemli bir bölümü bu ülkede doğdu ve büyüdü. Almancayı ana dili gibi konuşan, Alman eğitim sisteminden geçen ve kendisini ülkenin parçası olarak gören milyonlarca insan için “uyum” tartışması farklı bir anlam taşıyor.

Şerif Gören’in yönettiği, başrollerini Hülya Koçyiğit ve Rahmi Saltuk’un paylaştığı 1979 yapımı “Almanya Acı Vatan filmi, Almanya’ya işçi olarak giden Türklerin karşılaştığı sosyolojik ve psikolojik zorlukları, kültür çatışmasını ve yabancılaşmayı çok vurucu bir şekilde ele alır.

Buna rağmen kökenin ve aidiyetin sürekli sorgulanması, özellikle yeni kuşakların karşılaştığı sorunlardan biri. Bir kişinin Alman toplumuna ne kadar ait olduğunun adından, ailesinin geçmişinden veya dini kimliğinden hareketle değerlendirilmesi, vatandaşlık ve toplumsal aidiyet kavramlarının tartışmaya açılmasına neden oluyor.

Bu durum, entegrasyonun yalnızca göçmenlerin yerine getirmesi gereken bir sorumluluk olmadığını da gösteriyor. Eğitimde fırsat eşitliği, işe alım süreçlerinde adil davranılması, konut piyasasında ayrımcılığın önlenmesi ve kamu kurumlarının herkese eşit hizmet sunması, toplumsal bütünleşmenin temel koşulları arasında yer alıyor.

Almanya Türk Toplumu temsilcileri de daha önce yaptıkları açıklamalarda, ayrımcılığın yalnızca sokakta karşılaşılan hakaretlerden ibaret olmadığını; okullarda, polis teşkilatında ve kamu kurumlarında da ele alınması gereken bir sorun olduğunu vurguladı.

Ekonomik katkı yeterli değil

Türklerin Almanya’ya katkısı yalnızca fabrikalarda çalışan ilk kuşakla sınırlı kalmadı. Zaman içinde çok sayıda işletme kuruldu; restoranlar, marketler ve farklı sektörlerdeki şirketler ekonomik yaşamın parçası hâline geldi. Türkiye kökenli insanlar bilim, sanat, spor ve siyaset alanlarında da görünürlük kazandı.

Döner ve lahmacun gibi yiyeceklerin Alman gündelik yaşamının parçası olması, bu kültürel dönüşümün en bilinen örneklerinden biri. Ancak kültürel alışkanlıkların benimsenmesi, toplumdaki ön yargıların kendiliğinden ortadan kalktığını göstermiyor.

DW Türkçe’de yer alan habere göre, Almanya’nın bir yandan iş gücü açığını gidermek için göçmenlere ihtiyaç duyması, diğer yandan göç ve kimlik tartışmalarının siyasi gündemde önemli yer tutması da bu çelişkiyi belirginleştiriyor. Nitekim Alman hükümetinin 2026 verilerine göre, Avrupa Birliği dışından gelen çalışma ve nitelikli iş gücü göçü kapsamında oturum iznine sahip kişilerin sayısı 605 bine ulaşmış durumda. Türkiye kökenliler de bu gruplar arasında yer alıyor.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale 9 maddede mikroplastik
Sonraki Makale Rusya’da “dijital kriz”

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

Köşe YazılarıManşet

Balkanlar’ın Bosna çıkmazı

Medya Günlüğü
21 Ekim 2026
GünlükManşet

Rusya’da “dijital kriz”

Medya Günlüğü
21 Ekim 2026
GünlükManşet

9 maddede mikroplastik

Medya Günlüğü
21 Ekim 2026
GünlükManşet

Gazeteci İsmail Arı tutuklandı

Medya Günlüğü
21 Ekim 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

imunify-bot-check
Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?