Cuma, 16 Eki 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
EditörGünlük

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 14 Ekim 2026 19:24
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

Alın size uyuşturucu!-Barış Pehlivan (Cumhuriyet)

“Tarih: 31 Ağustos 2025.

16 yaşındaki Hiranur Nilgün Aygar, hayatını kaybetmiş bir şekilde Mersin Şehir Hastanesi’ne getirildi. Hiranur ruhsatsız silahla kafasından vurularak öldürülmüştü. Yerel mahkeme, sevgilisi Hüseyin Arda Şark’ı “çocuğu olası kastla öldürme” suçundan müebbet hapisle cezalandırıldı. Diğer sanıklar ise “suç delillerini yok etme ve gizleme” ile suçlandı. Üç erkek sanık da “Şakalaşırken vuruldu, öldü” dedi. Peki, gerçek neydi?

Yüzlerce sayfalık dava dosyasında anne Gülten Tan’ın şu ifadesi dikkatimi çekiyor: “Ben olayın kazara meydana geldiğini düşünmüyorum. Sanıkların karıştığı bir kavga meydana geliyor, kaçarak ayrılıyorlar. Sanırım oradaki sinirinden kurtulamayarak, hıncını kızımdan almıştır. Ayrıca sanık Hüseyin’in, uyuşturucu satması için kızımı zorladığını duydum.”

Gerçekten de dosyada annenin bu şüphesine dair birçok veriyle karşılaşıyorum. Örneğin, gerekçeli kararda “Hüseyin’in telefonunda çok sayıda kişi ile uyuşturucu ticaretine konu olabilecek yazışmalar bilirkişi tarafından tespit edildi” diye yazıyor. 

Sonra, Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği adına davayı üstlenen ve anne Gülten Tan adına savunma yapan avukatlardan Derya Demir’in beyanlarını okuyorum: “73 dakikalık süre zarfında sanıkların sergilediği iletişim trafiği, ‘şok’ savunmasını tamamen çürütmektedir. Şoktaki bir insanın mantıklı kararlar alması, uyuşturucu ticaretini yönetmesi veya suç ortaklarıyla strateji geliştirmesi mümkün değildir. Oysa sanık Hüseyin Arda Şark’ın telefon incelemesinde, maktulün dere yatağında can çekiştiği saat 23:00 ile 23:20 arasında uyuşturucu paralarının hesaba geçip geçmediğini kontrol ettiği, ‘Kuzen 400 vardı onu attım’, ‘hesaba bak gelmiş olması lazım’ şeklinde son derece teknik ve soğukkanlı yazışmalar yaptığı sabittir.

Bu süre zarfında sadece uyuşturucu trafiği değil, sanıklar arasında ve dışarıdaki iştirakçi olma ihtimali yüksek kişilerle de yoğun bir görüşme trafiği yaşandığı değerlendirilmelidir. Azize Say ve İbrahim Demir ile yapılan görüşmeler, olayın sadece araçtaki üç kişiyle sınırlı olmayacağını, dışarıdan bir ‘akıl hocası’ veya ‘yönlendirici’ ile temas kurulup kurulmadığını da düşündürmelidir. Özellikle sanık Hüseyin’in, İbrahim Demir isimli şahısla cinayetten sonra yapılan görüşme ve bu kişinin, cinayetin ertesi günü sanık Hüseyin’in evinin anahtarıyla polis aramasına katılması, bu iştirak ağının ne kadar derin olabileceği konusunda kuvvetli şüphe oluşturmaktadır. İbrahim Demir’in delil gizleyip gizlemediği araştırılmalıdır. Sanıkların olaydan hemen sonra teslim olmak yerine bir saati aşkın bir süreyle başka görüşmeler yaparak beklemeleri, bu sürenin ‘teslim olma hazırlığı’ değil, ‘delil temizleme ve ortak ifade kurgulama’ süreci olduğunu kanıtlamaktadır. Sanıklar, maktulün ölümünü garantilemek ve kendilerini bu işten en az hasarla kurtarmak için kolektif bir akılla hareket etmişlerdir.”

Bahçeli savaş mı istedi?-Can Ataklı (Nefes)

“Günlerdir hem siyaset çevrelerinde hem de medyada Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları konuşuluyor. Muhalif çevreler bu konuda daha temkinli ve “Türk askeri cepheye gönderilmemeli” görüşünü savunuyor. Yandaş kesimler ise yine temkinli biçimde “Türkiye’nin cepheye gitmeden Suudi topraklarında kalarak Husilere karşı destek vermesinin” daha iyi olacağını söylüyor.

Tabii tam bu aşamada kurulan ve bir anlamda İslam NATO’su olarak tanımlanan Mekke İttifakı da önem kazanıyor. Çünkü henüz meclise bile gelmemiş olan bu paketin kuruluş bildirgesinde yer alan “Bir ülkeye dış saldırı olursa diğer ülkeler bunu kendine yapılmış sayar” maddesi bu garip savaşta önem kazanıyor.

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel dün meclis grubunda “Türk askerinin Yemen’e gönderilmesi olmaz” derken MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli kendi grup toplantısında tam tersini söyledi. Bahçeli “Ne ilk kıblemiz Mescid-i Aksa’ya, ne kıblemiz Kâbe’ye ne de Hazreti Resulullah’ın kutlu mabedine yönelik saldırılara tahammül göstermeyiz. Ne gerekiyorsa onu yaparız” dedikten sonra şunu ekledi: “Bu topraklara yönelik saldırılara hiçbir şekilde duyarsız kalamayız, ne gerekiyorsa da onu yaparız. Bu yönde diplomasinin imkânları yetmiyorsa caydırıcı güç kullanılmalıdır.”

Gerçi Bahçeli’nin son dönemlerde gündeme sunduğu hiçbir talebi yerine getirilmedi ama uzakta da olsa bir savaş durumu yaratmak belki de iktidarın işine yarayacak bir unsur olarak görülebilir.”

Türkiye’nin “Fon” öyküleri-Şükrü Aslan (BirGün)

“Türkiye, iktidarı ve muhalefetiyle bir süredir bir tür soygun sistemi olarak nitelenen ‘fon’ öyküleri ile meşgul durumda. Kabaca ‘fon öyküleri’ diyorum, zira sessizce ama radikal biçimde sermayenin belirli kişilere ve kesimlere transferini mümkün kılan bir dizi uygulamayı içeriyor. Dahası etkilediği kesimlerin genişliği ve özellikle iktidar partisi ve devlet içi aktörlerin baskın rolleri nedeniyle sadece sosyolojik değil, siyasi etkileri yönünden de yoğun bir sorgulama ve tartışma konusu olarak duruyor.

Türkiye ‘fon’ olgusuyla esas olarak küresel eğilimlerin tüm dünyayı etkilediği 1980’li yıllarda tanışmıştı. Bu eğilimlere uygun olarak çıkarılan meşhur 24 Ocak kararları ve ardından bu kararların aktörlerinden biri olan Özal’ın Başbakan olmasıyla, doğrudan fon sistemini deneyimleyen bir dizi politik kararlar da alınmıştı. Dönemin iktidarları yasal zeminleri ile birlikte ‘fon’ kurumları inşa etmişti. Bunlardan birisi 1986’da 3294 sayılı yasa ile oluşturulan Sosyal Yardımlaşmayı ve Dayanışmayı Teşvik Fonu’ydu ki gündelik dilde genellikle Fak-Fuk Fon olarak bilinirdi.

İlgili yasada ifade edildiği gibi fonun amacı, fakru zaruret içinde ve muhtaç durumda bulunan vatandaşlara yardım etmek ve sosyal adaleti pekiştirici tedbirler alarak gelir dağılımının adilane bir şekilde tevzi edilmesini sağlamak, sosyal yardımlaşma ve dayanışmayı teşvik etmekti. Turgut Özal, bu fonun kuruluş günlerinde ‘üç yıl sonunda Türkiye’de fakir kimsenin kalmayacağını’ iddia etmişti. Sosyal güvenlik kurumlarına o yıllarda tabi olmayan ve bunlardan maaş almayan geniş bir kesim vardı ve bu ‘fon’ onlara hitap ediyordu. Dahası ‘fon’un güçlü gelir kaynakları da yasada tanımlanmış ve fonun fakirliği kökten çözeceğine dair kuvvetli kanaat oluşturulmuştu.

1988 yılı Mart ayında çıkarılan 3417 sayılı ‘Çalışanların Tasarrufa Teşvik Edilmesi ve Bu Tasarrufların Değerlendirilmesine Dair Kanun’la oluşturulan fon’lardan birisi de Tasarrufu Teşvik Fonu idi. Bu fon da görünüşe göre çalışan kesimlerin geleceğini koruma kaygısıyla oluşturulmuştu. Yasanın gerekçesinde de ifade edildiği gibi sistem, çalışanların sadece o gününü değil, geleceğini de düşünerek tasarrufa teşvik etmiş, belki de daha uygun ifadeyle tasarrufa mecbur etmişti.

Fon oluşturma politikasının bir başka örneği ise 1999’da yine yasayla düzenlenen ‘İşsizlik Sigortası Fonu’ idi. Bu da Sosyal Sigortalar bünyesinde yer alan zorunlu bir fon idi ve genelde çalışanların işsiz kalmaları halinde, gelir kayıplarını en azından bir süre karşılamayı mümkün kılacak şekilde bir bütçe oluşturmayı hedeflemişti. 4447 sayılı kanunla getirilen ve 1 Haziran 2000’de yürürlüğe giren bu fon ile devlet yine ‘çalışanların geleceğine’ ilişkin kaygıları esas almış ve koruyucu bir tedbir almıştı.”

Kürtlerin entegrasyonu ve Erdoğan’ın Nobel’i!-Yusuf Karadaş (Evrensel)

“Irak Kürdistan Bölgesi’nin başkenti Erbil’de 12-13 Ekim tarihlerinde düzenlenen MERI Forumu 2026’nın ana teması “Paylaştığımız Bölge: İstikrar, iş birliği ve refahı ilerletmek” başlığını taşıyordu. Kürdistan coğrafyasının farklı bölgelerinden siyasetçilerin katıldığı forumun en dikkat çekici açıklaması, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani’den geldi. Forumun özel oturumunda konuşan Barzani, Kürt sorununun çözümüyle ilgili olarak “Eğer birisi Nobel Barış Ödülü’nü almayı hak edecekse, o kişi bu sorunu çözen kişi olmalıdır. Bence bu kişi de her şeyden önce Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’dır” dedi.

Bilindiği gibi ABD Başkanı Trump da Nobel Barış Ödülü’nü çok istiyor. ABD emperyalizminin ve Türkiye’deki Erdoğan rejiminin bölgede (Ortadoğu) uyum içinde oynadıkları rollere bakınca herhalde Nobel’i Erdoğan ve Trump’a birlikte vermek gerekiyor!

Şaka bir yana Neçirvan Barzani’nin açıklamaları, MERI Forumunun da ana gündemi olan bölgesel gelişmeler ve bu gelişmeler bağlamında gündeme getirilen Kürtlerin entegrasyonunu (Kürt sorununun çözümünü) yeniden tartışmayı gerekli hale getiriyor. Çünkü ABD emperyalizminin Erdoğan rejimine de roller verdiği bölgedeki yeni güvenlik mimarisi, Kürtlerin 21. yüzyılın ilk çeyreğinde elde ettikleri kazanımların merkezi devletlere entegrasyon süreçleri içinde ciddi biçimde sınırlandığı bir “çözüm”ü dayatıyor.

Birinci olarak; Ortadoğu sahip olduğu enerji kaynakları, enerji ve ticaret koridorlarının önemli bir kavşağı olması ve jeostratejik konumu dolayısıyla başını ABD ve Çin’in çektiği emperyalistler arası egemenlik mücadelesinin en önemli merkezlerinden biri olarak öne çıkıyor.

Rusya’nın 2022 Ukrayna savaşı nedeniyle Ortadoğu’daki ağırlığının zayıflaması ve 7 Ekim 2023 sonrasında İsrail’in saldırılarıyla ortaya çıkan yeni tablo, bölgedeki güç dengelerini önemli ölçüde değiştirmesine yol açtı. Bu gelişmelerin bir sonucu olarak Suriye’deki Esad/Baas rejimi düştü ve o güne kadar savaşı sınırlarının dışında tutmayı başaran İran, ABD ve İsrail’in doğrudan saldırılarına hedef oldu.

Ancak şubat ayı sonunda başlatılan savaşta İran ve müttefiklerinin Hürmüz ve Babülmendep gibi bölgenin en önemli enerji-ticaret geçiş noktalarını kapatarak etkili yanıtlar vermeleri, ABD emperyalizmini enerji ve ticaret koridorlarının kontrolünü elinde tutmak üzere yeni bir güvenlik mimarisini gündeme getirmeye zorladı. ABD emperyalizmi, bu yeni güvenlik mimarisinde doğrudan müdahalenin faturasından da kaçınmak üzere enerji ve ticaret koridorlarının kontrolünde iş birlikçisi bölge rejimlerine daha fazla roller/sorumluluklar vermek istiyor. Bunun için bölgede Türkiye’deki rejime de özel roller verilen Irak ve Suriye başta daha güçlü-merkezi rejimlere ihtiyaç duyuyor.”

Cari dengede fazla ayları geldi-Alaattin Aktaş (ekonomim.com)

“Cari işlemler dengesinin klasik döngüsüdür. Yaz ayları gelir, turizm gelirleri tırmanır ve cari denge açıktan fazlaya döner. En yüksek tutarda fazla verilen ay da genellikle ağustostur. Ancak bu durum her yıl yaşanmaz tabii ki; yaz aylarında, hatta ağustosta bile cari açık verilen yıllar olmuştur.

Bu yılın ağustosunda da cari dengede 4,1 milyar dolar fazla oluştu. Benzer durum geçen yıl da söz konusu olmuş ve cari denge 2025’in ağustosunda 4,6 milyar dolar fazla vermişti.

Cari dengede yılın ilk sekiz ayında 31,5 milyar dolar, ağustos itibarıyla son bir yılda ise 42,1 milyar dolar açık verildi. 2027-2029 Orta Vadeli Programı’na göre bu yılın tümünde beklenen cari açık 47,5 milyar dolar. Bu makul bir tutar.

Yılın tümünde açığın 47,5 milyar dolar olması, haliyle son dört ayda 16 milyar dolar açık verileceği ya da öngörülenin bu olduğu anlamına geliyor. İlk sekiz aydaki açık yaklaşık 32 milyar, son dört ayda öngörülen 16 milyar. Zaten çok büyük dalgalanmaların yaşanmadığı yıllarda genel denge de böyle; yani son dört ayda, ilk sekiz aydaki tutarın yarısı kadar açık veriliyor.

Yılın tümü için 47,5 milyar dolar olarak öngörülen açık, savaşın ve dolayısıyla petrol fiyatlarının seyrine göre bir miktar fazla oluşabilir. Ama öyle görünüyor ki 50 milyar doların üstüne kolay kolay çıkılmaz.

Savaşın patlak vermesiyle birlikte cari işlemler dengesi kapsamındaki iki göstergenin çok kötü gideceği yönünde belirgin bir kaygı oluşmuştu.

Bunlardan biri dış ticaretti. Enerji faturası çok kabaracak, buna bağlı olarak ithalat tırmanıp gidecek, diğer yandan pazar daralması yüzünden ihracat belirgin bir şekilde azalacak ve tüm bunların sonucunda da dış ticaret açığı çok artacak. Bundan kaygı duyuluyordu. Dış ticaret açığı arttı artmaya ama öyle “Eyvah” dedirtecek boyutta değil. Açık, ödemeler dengesindeki tanımla sekiz aylık dönemler itibarıyla 44 milyardan 53 milyara çıktı. Son bir yıldaki açık da 62 milyardan 78 milyara yükseldi.

Savaşın en çok etkileyeceği kaygısı yaşanan alan turizmdi. Hatta turizmdeki olumsuz gidişin dış ticaretten bile daha fazla olabileceği düşünülüyordu. Oysa bu kaygının tümüyle yersiz olduğu anlaşıldı. Turizm ya da ödemeler dengesindeki adıyla seyahat geliri, ilk sekiz ayda net olarak (gelir-gider) yaklaşık 32 milyar dolar oldu ve geçen yılla hemen hemen aynı düzeyde gerçekleşti. Son bir yıldaki net gelir ise azalmak bir yana bir miktar arttı. Geçen yıl ağustosta 49,3 milyar dolar olan net gelir, bu yıl 50,8 milyar dolara çıktı.”

Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram 

EtiketlendiMedyaPolitika
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale Türk-Rus ticaretine İHA engeli
Sonraki Makale İspanyol medyası ne yazdı?

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

GünlükManşet

Gazeteci Ağırel’e gözaltı

Medya Günlüğü
16 Ekim 2026
EditörGünlük

Alman ve Fin medyası ne yazdı?

Medya Günlüğü
16 Ekim 2026
GünlükManşet

Gazetelerdeki köşe yazıları

Medya Günlüğü
16 Ekim 2026
*Günlük

“Kuzey Akım” nasıl patlatıldı?..

Medya Günlüğü
16 Ekim 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

imunify-bot-check
Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?