Sünni ittifak tarihçesi-Mehmet Ali Güller (Cumhuriyet)
“Mekke ittifakı, ABD ve İsrail’in bölgede bir süredir üzerinde çalıştığı, kimi zaman Arap NATO’su, kimi zaman Ortadoğu NATO’su, kimi zaman da Sünni koalisyonu diye adlandırdığı projelerle ne kadar örtüşüyor? Bugün bu sorunun yanıtını arayacağız:
– İsrail İç İstihbarat Örgütü’nün (Şin Bet) eski başkanı Ami Ayalon, 2012 yılında “Sünni ittifak” kurulmasını istedi: “Türkiye önderliğindeki koalisyona İsrail’in varlığını kabullendirirsek Ortadoğu’da büyük çatışma Sünni-Şii çatışması olur, Filistin-İsrail çatışması değil. Kuracağımız Sünni koalisyon ABD ve bizim tarafımızdan destek görecek ve İsrail, İran tehdidine karşı bir güç oluşturmuş olacak. İsrail için önümüzdeki 10 yıl içinde Sünni koalisyonun kurulması çok önemli bir adım olacak. Eğer İsrail İran’a karşı tek başına hareket ederse başarılı olamaz ama Sünni koalisyon çatısı altında İran tehdidini yok edebilir.” (Arslan Bulut, Sünni İttifak İsrail projesiydi, Yeniçağ, 7.10.2026)
– 2015’te, Suudi Arabistan öncülüğünde “Teröre Karşı İslam İttifakı” kuruldu. Ancak işlevsel olmadı. Ardından ABD ve İsrail’in, bir Sünni ittifak için nasıl adım adım, aşama aşama ve koordinasyon içinde çalıştığını gösteren şu gelişmeler yaşandı:
– ABD Savunma Bakanı James Mattis, İran’a karşı İsrail ve Körfez ülkelerinden oluşan “NATO tarzı bir bölgesel ittifak” kurmak istediklerini açıkladı. (Israel Defense, YDH, 28.4.2017)
– ABD yönetimi, Ortadoğu Stratejik İttifakı (MESA) projesini başlattı. Sünni Müslüman müttefiklerin çatı yapısını oluşturacağı projeye, Beyaz Saray ve Ortadoğu’daki kaynaklar Arap NATO’su adını veriyor (TRT Haber, 28.7.2018).
– Beyaz Saray, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin ABD’nin “başlıca güvenlik ortağı” olarak tanındığını duyurdu (Cumhuriyet, 16.1.2021).
– İsrail’in “dörtlü savunma ittifakı” kurmak için Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn ile müzakereler yürüttüğü bildirildi. (I24News, Sputnik, 26.2.2021)
– ABD Başkanı Donald Trump, ABD Avrupa Komutanlığı görev alanında yer alan İsrail’in İran’a karşı işbirliğini teşvik etmek amacıyla artık Ortadoğu ülkeleriyle birlikte ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) çatısı altına alınması talimatı verdi. (WSJ, Sputnik, 15.1.2021)
– Önce İsrail Savunma Bakanı Benny Gantz, İsrail’in, ABD öncülüğünde kurulan “Ortadoğu Hava Savunma İttifakı” adlı bir oluşuma katıldığını açıkladı. Ardından Ürdün Kralı II. Abdullah, ABD yayın organı CNBC’ye yaptığı açıklamada, “Ortadoğu NATO’sunu destekleyecek ilk insanlardan biri ben olurum” dedi. (Deutsche Welle, 3.7.2022)
Ve 7 Ağustos 2026’da Mekke ittifakı kuruldu. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın kurduğu ittifakı ilk kutlayan ABD oldu.”
Esas vurgunu “Önden koşanlar” yaptı!-Murat Muratoğlu (Nefes)
“Borsada en pahalı şey hisse senedi değil, zamanında gelen telefondur!
Amerikalılar buna “Front-running” diyor. Türkçesi, “Önden koşmak”… Yani bir fonun hangi hisseyi alacağını önceden öğrenip ondan önce davranmak.
Bizim anlayacağımız dille, vurgunun önünden koşmak!
Nitekim bu büyük fon rezaletinde asıl serveti kazananlar, fonların içindekiler değil, fonların hangi hisseyi alacağını önceden öğrenenler…
Ben size söyleyeyim; en büyük kazanç fonun kasasında değil, fonun önünden koşanların cebinde çıkacak. Eğer bakarlarsa tabii… Bakarlar mı?
İşin mekanizması gayet basit… Diyelim ki bir fon, 10 liralık bir hissede milyarlarca liralık alım yapacak. Siz de bunu bir telefonla önceden öğrendiniz.
Hisseyi ucuzdan topladınız: 10 liradan 10 bin hisse, 100 bin lira. Fon alıma başlayınca fiyat 50 liraya çıktı. Siz sattınız, 500 bin lirayı aldınız, keyfinize baktınız.
Zira bu olayda 352 kat artan hisse var. Tera Finansal Yatırımlar Holding… 2024 başında 12.80 TL olan hisse fiyatı, 15 Eylül 2026’da 4.500 TL’ye kadar çıktı.
Satınca siz kazandınız, fonun yatırımcısı pahalı malı sırtlandı. Sonunda hisse çöktü, zararı da fona yani ona kaldı.
Elbette erkenden hisse almak suç değil. Ancak herkesin bilmediği bir bilgiyi kullanarak alım yaptıysanız iş değişir.
Eski Bakan Fatma Betül Sayan Kaya ile eşi İlyas Kaya’nın esas kârı fondan değildi ki! Özata Denizcilik hissesi ile vurdular voliyi…
Yönlendirme ya da özel bilgi almadıklarını, suçlamaları kabul etmediklerini söylüyorlar. Ancak ortada araştırılması gereken bir zamanlama var.
Tesadüfe bakın ki… Hemen hemen aynı zamanda Tera fonları da Özata Denizcilik hisselerini milyonlarca adet toplamaya başladı. Satarken de yine Tera hissenin en büyük alıcısıydı…
Üstelik mesele Özata Denizcilik hissesinden ibaret değil!
Gündoğdu Gıda, Destek Finans Faktoring, Katılımevim, Tera Finansal Yatırımlar Holding ve Odine Solutions…”
Erdoğan’ın kadrosuna kim operasyon çekti?-Yaşar Aydın (BirGün)
“Fon skandalı AKP’yi sarsmaya devam ediyor. Cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluklarından birinin merkez üssünün AKP olması ve bunun isim isim ortaya çıkması, skandalı bir iktidar içi krize de dönüştürdü.
Erdoğan bugüne kadar meseleye dair çok az konuştu ve kendisini dışarıda tutarak “gereken yapılacak” türünden açıklamalarla yetindi. Ama iş durulmayınca ve ortaya çıkan isimler Saray ve etrafını işaret edince bir uyarı daha yapmak zorunda hissetti. Erdoğan, Çerkezköy-Halkalı hızlı tren açılışında yaptığı konuşmada “Kadrolarımıza operasyon çekilmesine eyvallah demeyiz” dedi. İlk bakışta hedefe Yeni Parti’yi koymuş gibi görünse de ortalıkta dolaşan isimlere bakılınca işin sadece onlarla sınırlı olmadığı çok belli. Her şeyden önce Yeni Parti, ifşa ettiği her ismi “Bakanlık kaynaklarından alındığı” notuyla duyurdu. Yani kaynak olarak Adalet Bakanlığı’nı gösterdi. Yandaş gazeteciler de çok uzun zamandır Yeni Parti’yi onaylayan bir değerlendirme yaparak isimlerin Erdoğan’ı yıpratmak amacıyla içeriden sızdırıldığını ifade ediyorlar.
Adalet Bakanı Akın Gürlek, fon skandalının yargı boyutunu değerlendirirken tasfiye edilen 3 fonda 100 milyon liranın üzerinde olağandışı kazanç sağlayan toplam 214 kişinin tespit edildiğini duyurdu. Bakan Gürlek’in açıklamalarından bu listenin en azından şimdilik gizli kalacağını da öğreniyoruz. Muhtemelen Yeni Parti lideri Özgür Özel’in “Erdoğan’ın masasında” dediği liste de Gürlek’in bahsettiği isimlerden oluşuyor.
Yeni Parti ve bazı gazeteciler aracılığıyla AKP’ye, özellikle de Saray’a yakın isimler gündeme geldi. Bunların en ünlüsü Fatma Betül Sayan Kaya ve Ömer Çelik’in arkadaşı olduğu iddia edilen Osman Arıkan Nacar. Ama listede başka isimler de var; hepsinin en önemli özelliği Saray’a yakın olması. Böyle olduğu içindir ki Erdoğan, “Arkadaşlarımıza operasyon çekiliyor” diye çıkış yaptı.
Burada esas olan, isimleri kimin televizyonlara çıkıp ifşa ettiği değil, bu isimleri kimin sızdırdığı ve bunu niye yaptığıdır. Bir operasyon çekiliyorsa bunu ismi açıklayan değil, ismi muhalefet partisinin masasına koyan kişiler çekiyordur. Bazı isimlerin doğru, bazı isimlerin yanlış olması burada tali bir konudur. Burada esas olan, açıklanan isimlerin siyaseten konumlandığı yerdir. Hepsinin Saray etrafında bulunması tesadüf olmadığına göre yapılana “Erdoğan’ın etrafına ateş etmek” denmeyecek de ne denecek?
Hem gelişmeler hem partiye yakın gazetecilerin yazdıklarına göre Erdoğan’ı yıpratmaya çalışılan bir faaliyet var. Her şeyden önce ifade etmek gerekir ki Fatma Betül Sayan Kaya dahil bugüne kadar ortaya çıkanlar sızıntı ürünü. Bunu bir gerçek olarak cebe koymakta fayda var. Çünkü bu yalın gerçek bize aynı zamanda olan bitene dair değerlendirme yapma şansı verecektir. O zaman gelelim asıl soruya: Bu sızıntıları yapan kim ve neyi hedefliyor?
Kuşkusuz bir ayağı Erdoğan sonrasına dair iktidar içi çekişmedir; ama tek başına tüm bu yaşananları açıklamaya yetmez. O zaman “Meselenin bugün iktidar siyasetinde yaşanan dizilişle ve yaklaşan seçimle ilgisi olabilir mi?” sorusunu sormak da abes olmayacaktır.”
Yeni nesil siyaset biçimi: O iş bizde-Fatih Polat (Evrensel)
“Türkiye ve dünya tarihinde olağanüstü koşullarla gerekçelendirilen demokratik meşruiyet kriterlerinden sapma eğilimleri, AKP iktidarı döneminde giderek bir rutin haline geldi.
Özgür Özel’in, CHP genel başkanı olduğu dönemde, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in sahip olduğu konut sayısına dair yaptığı açıklamaların ardından Gürlek’in, “Kendisinin Muhittin Böcek’ten aday olmak için para istediği iddiası var. Zaten bunu Muhittin Böcek de açıklayacak. Ama zamanı var” sözleri sıra dışılık sıralamasında özel bir yerde duruyor.
Aynı şekilde, geride bıraktığımız hafta AKP Genel Başkan Yardımcısı Hasan Basri Yalçın’ın bir televizyon programında, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AKP’ye katılmak isteyenlere kapılarının açık olduğuna yönelik sözlerini hatırlatarak, “İsim vermeyeyim ama sırada bir büyükşehir var. En kısa sürede inşallah göreceğiz” şeklindeki ifadeleri, Gürlek’in yukarıdaki açıklamasıyla akraba bir söylem. Bir nevi, “O iş bizde. Üzerinde çalışıyoruz” demiş oldular.
Yasal prosedürlerin devre dışı bırakıldığı iş görme yöntemleri, daha çok mafya teamülleri içinde anlam bulurken, artık iktidar gücünü elinde bulunduranlar, bu tür ifadeleri, “Simitçi şuradan iki simit ver. Gevrek olsun” doğallığında dillendirebiliyorlar.
Eyüpsultan Belediyesinin CHP’li Başkanı Mithat Bülent Özmen’in tutuklanmasının ardından önceki gün yapılan başkan vekilliği seçimini, binaya basının girişine izin verilmediği için, belediye binasını karşıdan gören sokağın girişinden izlerken önümüzde duran motosikletli genç sordu; “Abi bu kalabalık niye toplandı?” Belediye başkanı tutuklandığı için başkan vekilliği seçimi yapıldığını, ilk iki turu CHP ve Yeni Partinin ortak adayının kazandığını, şimdi üçüncü turun yapıldığını söyledik. “Bunlar kazanana kadar seçimi yaptırmaya devam eder abi” dedi ve yoluna devam etti.
70’li yaşlarda gösteren, başörtülü bir kadın da, gazetecilere dönerek, belediye binası önündeki bariyerler ile polis yığınağına işaret edip söylendi: “Şimdi bu adam ne yapmış? Adam mı öldürmüş? Niye tutukluyorsun, niye bunu yapıyorsun?” Ardından yoluna söylenerek devam etti; “Millet seni istemiyor, daha niye zorluyorsun!”
Sokaktaki bu söylenme biçimi, on yılı aşkın süredir iktidarın kitle desteğinin aşındığı tablonun tezahürü.
AKP’nin yıllar boyunca, muhalefet partilerinin yönetimindeki yerel yönetimlere yönelik kayyım atamaları 160’ın üzerine çıkarken, son yerel seçimlerin ardından türlü baskı yöntemleriyle AKP’ye katılan belediye başkanı sayısına her gün yenisi ekleniyor. “
Döviz hesapları eylülde net 5,9 milyar dolar arttı-Alaattin Aktaş (ekonomim.com)
“Şeytan ayrıntıda gizlidir sözünde olduğu gibi gerçekler de bazen ayrıntıya girmeden anlaşılamıyor ve görünen verilerle yetinilerek yapılan analizler yanlış yorumlara yol açabiliyor.
Fon vurgunuyla birlikte tasarruflarda adeta bir yalpalanma oldu. Hani çok sert olmayan geniş bir plastik leğene su koyduğunuzda sağa sola eğilir ve dengede tutmakta zorlanırsınız ya, bu vurgundan hemen sonra vatandaş da tasarrufları konusunda böyle bir dengesizlik yaşadı.
Trilyona yakın bir tutar şimdilik malum fonlarda kaldı ama diğer fonlarda yatırımı bulunan tasarruf sahiplerinin aklından da ister istemez “Benim paramın bulunduğu fona da bir şey olur mu” düşüncesi, kaygısı geçti. İllegal yollara başvurmayan hiçbir fonda benzeri bir durum yaşanmaz ama vatandaşın bu kaygıyı duyması da şaşırtıcı değil. Vatandaş TEFAS fonlarına bir süre mesafeli yaklaşacaktır, bu normaldir.
Türk parası cinsi mevduatın zaman zaman dalgalanmalar olsa da sürekli yükselmesi zaten normal bir durum. Bu enflasyonist ortamda başka ne olabilir ki. Ama daha önemli hareket döviz tevdiat hesaplarında yaşanıyor.
Gerçi toplam döviz tevdiat hesabı açısından bakınca bir artış yok. Ama girişte de belirttiğim gibi toplam tutara bakmakla yetinmek çok yanıltıcı. Merkez Bankası verilerine göre ağustos sonunda 231,4 milyar dolar olan toplam döviz hesabı eylül sonunda 230,1 milyara inmiş ve 1,2 milyardan fazla azalmış. Hatta gerçek kişilerin yani vatandaşın hesabında 4,7 milyar dolar azalma olmuş, tüzel kişilerin hesabında ise 3,4 milyar dolarlık artış kaydedilmiş.
Bu verilere bakan ve bardağın yalnızca dolu tarafını görmek isteyen biri “Fon vurgunu piyasada hiçbir dalgalanma yaratmadı, dövize yönelme gibi bir durum da kesinlikle söz konusu değil, işte veriler ortada, döviz hesapları artmak bir yana azalmış” dese başı ağrımaz.
Döviz hesaplarının bakiyesi çoğu kez yanıltıcı olabiliyor. Bu yüzden de parite etkisini dikkate almak gerekiyor. DTH eylül ayında görünürde 1,2 milyar dolar azaldı ama bu azalma parite etkisinden kaynaklandı.
Bir not; burada parite etkisi diye ifade edilen kavram yalnızca doların diğer paralar karşısındaki değer değişiminden ibaret değil. Kıymetli maden depo hesaplarının dolar karşılığı da fiyat değişiminden dolayı çok farklılık gösterebiliyor.
İşte parite etkisi döviz hesaplarının eylül ayında 7,1 milyar dolar daha düşük görünmesine yol açtı. Ekim ayının ilk haftasındaki parite etkisi de yine toplam hesabın 2,5 milyar dolar daha düşük görünmesi sonucunu doğurdu.”
Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
