Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) 1 Ekim “Bağımsızlık Günü” dolayısıyla düzenlediği askeri geçit töreni, Doğu Akdeniz’de giderek genişleyen savunma ilişkilerini ve silahlanma hamlelerini yeniden gündeme taşıdı.
ABD, İngiltere, Fransa ve Mısır askerlerinin birlikte yürüdüğü törende, İsrail’den tedarik edilen Barak MX hava ve füze savunma sistemi ilk kez kamuoyuna gösterildi. Fransız yapımı zırhlı araçlar, kıyı savunma ve gemisavar füze sistemleri de sergilendi. Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias’ın katıldığı tören, Rum yönetiminin askeri kapasitesini artırma arayışının dikkat çekici bir göstergesi oldu. Törende Rum ve Yunan askerlerin komutanları eşliğinde Türkleri unutmuyorum İntikam alacağım” sloganları attıkları kameralara yansıdı.
Milli Savunma Bakanlığı, GKRY’nin devam eden silahlanma ve provokatif faaliyetlerinin Ada’daki hassas dengeleri ve güven ortamını olumsuz etkilediğini vurguladı. Bu gelişmeler, yalnızca bir askeri gövde gösterisi olarak değil, Rum yönetiminin yıllardır genişlettiği uluslararası güvenlik ilişkilerinin görünen yüzü olarak da değerlendirilmeli.
Fransa ile savunma ve stratejik ortaklık anlaşmaları, ABD’nin silah ambargosunu aşamalı biçimde kaldırması ve savunma iş birliği yol haritası, İngiltere ile yenilenen askeri ilişkiler bu tablonun başlıca unsurlarıdır. Yunanistan ve İsrail ile derinleşen üçlü iş birliğine, Mısır’la ortak tatbikatlar ve bölge ülkeleriyle geliştirilen savunma ilişkileri eklenmektedir. İtalya, Birleşik Arap Emirlikleri, Ürdün ve Suudi Arabistan ile askeri temaslar; Katar’la enerji ortaklıkları ve Hindistan’la gelişen stratejik ilişkiler de Rum yönetiminin hareket alanını genişletmektedir.
Bu ilişkilerin tamamını tek merkezden yönetilen bir kuşatma olarak tanımlamak tartışmaya açıktır. Ancak ortaya çıkan ağın, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) güvenliği ile Doğu Akdeniz’deki çıkarları bakımından dikkatle değerlendirilmesi gerektiği açıktır. Ankara’nın yanıtı, askeri caydırıcılığı etkin diplomasi ve ekonomik işbirliğiyle tamamlayan kalıcı bir strateji olmalıdır.
Türkiye’nin KKTC’deki askeri varlığı, Kıbrıs Türk halkının güvenliği ve bölgesel caydırıcılık açısından temel önem taşımaktadır. Bu kapasitenin gelişen tehditlere göre korunması ve gerektiğinde güçlendirilmesi, Doğu Akdeniz’deki hak ve çıkarların kararlılıkla savunulmasıyla birlikte yürütülmelidir. Bunun yanında, Ada’daki silahlanmanın ve yabancı askeri işbirliklerinin bölgesel istikrara etkileri, 1960 antlaşmaları çerçevesindeki hukuki değerlendirmelerle uluslararası platformlarda gündemde tutulmalıdır.
Diplomatik alanda ise KKTC’nin uluslararası görünürlüğünü artıracak somut adımlara ihtiyaç vardır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın BM Genel Kurulunda yinelediği tanınma çağrısı, Türkiye’nin Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsü konusundaki tutumunu ortaya koymaktadır. Bu yaklaşımın sonuç üretmesi için siyasi temasların doğrudan ticaret, turizm, eğitim, spor ve ulaşım bağlantılarıyla desteklenmesi gerekir.
KKTC’nin Türk Devletleri Teşkilatındaki gözlemci üyeliği bu bakımdan önemli bir imkândır. Üye ülkelerle ekonomik ve kurumsal ilişkilerin geliştirilmesi; İslam İşbirliği Teşkilatı üyeleri ve Afrika’daki dost ülkelerle diplomatik temasların yoğunlaştırılması, KKTC’nin dış dünyayla bağlarını güçlendirebilir.
Doğu Akdeniz’de değişen dengeler karşısında Türkiye’nin ihtiyacı, gelişmelere yalnızca tepki vermek değil, gündemi şekillendirecek uzun vadeli bir politika yürütmektir. Askeri hazırlık, hukuki tutarlılık ve sonuç odaklı diplomasi birlikte işletildiğinde, hem Kıbrıs Türk halkının güvenliği hem de Türkiye’nin bölgesel çıkarları daha sağlam biçimde korunacaktır.
Not: Görsel yapay zekâyla üretilmiştir.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
