Pazartesi, 5 Eki 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
GünlükManşet

Vatandaşlıktan attığımız Nâzım

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 5 Ekim 2026 19:09
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

Büyük şair Nâzım Hikmet’le ilgili dönüm noktası tarihlerden biri de 6 Ekim 2005.

O tarihte Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu o gün, 1951’de Türk vatandaşlığından çıkarılmasına ilişkin işlemin hukuki olarak yeniden ele alınmasının önünü açan bir karar verdi. Dört yıl sonra vatandaşlığı iade edildi.

Peki 1951’de ne olmuştu, Nâzım neden Türkiye’den ayrılmış, Sovyetler Birliği’nde nasıl bir hayat yaşamış ve vatandaşlığı neden 58 yıl sonra geri verilmişti?

Nâzım Hikmet Ran, 15 Ocak 1902’de Selanik’te doğdu. Çocukluk ve gençlik yılları İstanbul’da geçti. Heybeliada Bahriye Mektebi’nde eğitim gördü ve daha 12 yaşındayken şiir yazmaya başladı.

İstanbul’un işgalinden sonra Anadolu’ya geçerek Milli Mücadele’ye katılmak istedi. 1921’de Bolu’da kısa süre öğretmenlik yaptıktan sonra Batum üzerinden Moskova’ya gitti.

1922-1924 yılları arasında Moskova’da ekonomi ve sosyal bilimler eğitimi aldı. Rus Devrimi’nin ve dönemin yeni sanat anlayışının etkisiyle şiirinde büyük bir değişim yaşandı. Serbest nazmı benimseyerek Türk şiirinde daha sonra çok etkili olacak yeni bir yol açtı.

Türkiye’ye döndüğünde ise siyasi faaliyetleri nedeniyle hakkında davalar açılmaya başladı.

1928’den itibaren tutuklamalar, davalar ve hapisler birbirini izledi. 1938’de askeri öğrencileri isyana teşvik ettiği ve örgüt kurduğu gerekçesiyle toplam 28 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı.

İstanbul, Çankırı ve Bursa cezaevlerinde yaklaşık 13 yıl geçirdi.

Hapisten çıkışı

Nâzım Hikmet’in serbest bırakılması için Türkiye’de ve yurt dışında uzun süre kampanyalar yürütüldü.

1950’deki genel aftan yararlanarak 15 Temmuz’da cezaevinden çıktı. Ancak özgürlüğü uzun sürmedi.

İş bulmakta ve kitaplarını yayımlatmakta zorlanıyordu. Üstelik askerlik meselesi yeniden gündeme gelmişti.

Nâzım, 50 yaşına yaklaşmış, yıllarca hapis yatmış ve sağlık sorunları bulunan bir insan olarak yeniden askere alınmasının hayatını tehlikeye atacağını düşünüyordu.

17 Haziran 1951’de İstanbul’dan ayrıldı. Refik Erduran’ın yardımıyla bir motorla Romanya bandıralı bir gemiye geçti ve Romanya üzerinden Moskova’ya gitti.

Vatandaşlıktan çıkarıldı

Nâzım’ın Türkiye’den ayrılmasından yalnızca birkaç hafta sonra Bakanlar Kurulu harekete geçti.

25 Temmuz 1951’de alınan kararla Nâzım Hikmet Türk vatandaşlığından çıkarıldı.

Karar 15 Ağustos 1951’de Resmî Gazete’de yayımlandı.

Kararnamede Nâzım’ın komünist düşünceleri, Türkiye’deki yönetimi eleştiren faaliyetleri, Moskova’ya gitmesi ve Sovyetler Birliği’nin hizmetinde bulunduğu iddiaları gerekçe olarak gösteriliyordu.

Böylece Nâzım Hikmet, doğduğu ülkenin vatandaşlığını kaybetti.

Vatandaşlıktan çıkarılma kararı, Nâzım’ın faaliyetlerinin ceza hukuku bakımından suç olduğuna ilişkin bir mahkûmiyete dayanmıyordu. Kararnamede bu faaliyetler nedeniyle yeni bir ceza soruşturması ya da dava açıldığına ilişkin bir bilgi de bulunmuyordu.

Moskova’da beklediği ülke

Nâzım Hikmet için Moskova yabancı bir şehir değildi.

Gençliğinde burada eğitim görmüş, Sovyet Devrimi’nin yarattığı sanat ve kültür ortamını yakından tanımıştı. Şimdi ise hayatının geri kalanının büyük bölümünü geçireceği ülkeye dönüyordu.

Sovyetler Birliği’nde tanınan bir şairdi. Uluslararası toplantılara katıldı, şiirlerini okudu, seyahat etti ve Sovyet sanat çevrelerinde önemli ilişkiler kurdu.

Ancak Moskova’da geçirdiği yıllar, Sovyet sisteminin bütün yönleriyle idealize ettiği bir hayat olmadığını da gösterdi.

Nâzım, Sovyet bürokrasisinin bazı uygulamalarını eleştiriyordu. Yakın çevresinden ve yetkililerden zaman zaman uyarılar aldığı aktarılıyor. Özellikle Stalin döneminin baskıcı atmosferi onun özgürlük alanını da etkiliyordu.

Stalin sonrası umut

1953’te Stalin öldü.

Üç yıl sonra, 1956’da Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin 20. Kongresi’nde Nikita Kruşçev Stalin döneminin putlaştırılmasını ve bazı uygulamalarını eleştirdi.

Bu dönem Nâzım Hikmet için yeni umutlar doğurdu.

Sovyet sisteminin değişebileceğini, daha özgür bir ortamın ortaya çıkabileceğini düşünüyordu.

Fakat kısa süre sonra yeni bir hayal kırıklığı yaşadı.

Kaldırılan oyun

Nâzım Hikmet’in Sovyet bürokrasisini ve kişilik kültünü eleştiren oyunlarından biri “İvan İvanoviç Var mıydı, Yok muydu?” idi.

Oyun, 11 Mayıs 1957’de Moskova Yergi Tiyatrosu’nda sahnelendi.

Ancak yalnızca bir gösterinin ardından programdan çıkarıldı. Kendisine oyunun neden kaldırıldığı konusunda tatmin edici bir açıklama yapılmadı.

Nâzım açısından bu olay önemliydi. Çünkü Stalin’in ölümünden ve 20. Kongre’den sonra başlayan değişimin gerçek anlamda özgürleşmeye dönüşeceğini umuyordu.

Fakat Sovyet bürokrasisinin hâlâ güçlü olduğunu görüyordu.

Bu nedenle Nâzım’ın Sovyetler Birliği ile ilişkisini yalnızca “hayranlık” üzerinden anlatmak eksik olur. O, Sovyet sisteminin temel fikirlerine bağlılığını korurken, uygulamadaki bürokrasi ve baskı mekanizmalarını da eleştirebilen bir noktaya gelmişti.

İkinci vatandaşlık

Nâzım Hikmet, Türk vatandaşlığından çıkarıldıktan sonra uzun süre hukuken vatansız kaldı.

1955’te anne tarafından Polonya kökenli olması nedeniyle Polonya vatandaşlığına başvurdu.

28 Eylül 1955’te yaptığı başvuru 5 Ekim’de kabul edildi ve Nâzım Hikmet, büyük dedesi Konstanty Borzęcki’nin soyadından hareketle Borzecki soyadıyla Polonya vatandaşlığı aldı. Sovyetler Birliği’nde de bu soyadıyla yaşadı.

Ama Polonya onun gerçek anlamda ülkesi olmadı.

Hayatının merkezi Moskova olmaya devam etti.

Türkiye’ye dönemedi

Hayatının son 12 yılını Türkiye dışında geçirdi.

Bulgaristan, Romanya, Polonya, Fransa, İtalya, Çin ve başka ülkeleri ziyaret etti. Uluslararası toplantılara katıldı, şiirlerini okudu.

1959’da Vera Tulyakova ile evlendi.

Ancak Türkiye’ye dönemedi.

3 Haziran 1963 sabahı Moskova’daki evinde geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti.

Novodeviçi Mezarlığı’na defnedildi.

6 Ekim 2005

Nâzım Hikmet’in vatandaşlık hikâyesi ölümünden sonra da bitmedi.

Kemal İnebolu adlı bir Türk vatandaşı, Nâzım’ın 1951’de vatandaşlıktan çıkarılmasına ilişkin Bakanlar Kurulu kararının iptali ve bu kararın nüfus kaydından çıkarılması için Danıştay’a başvurdu.

İlk aşamada dava açma ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle başvurusu reddedildi.

Dosya temyiz aşamasına taşındı.

6 Ekim 2005’te Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu, bu kararı bozdu.

Kurul, Nâzım Hikmet gibi dünya çapında tanınan bir sanatçının vatandaşlıktan çıkarılmasının, bir Türk vatandaşı açısından kişisel ve meşru bir menfaat doğurabileceği görüşünü benimsedi.

Bu karar, Nâzım’ın vatandaşlık dosyasının yeniden hukuki zeminde tartışılmasının önünü açtı.

İşte 6 Ekim’in Nâzım Hikmet açısından önemi burada. Bu tarih onun doğumu, ölümü ya da vatandaşlıktan çıkarıldığı gün değildi.

Ama 1951’de başlayan vatandaşlık hikâyesinin yeniden açıldığı önemli bir hukuki dönemeçti.

58 yıl sonra

Tartışmalar birkaç yıl daha devam etti.

Sonunda Bakanlar Kurulu 5 Ocak 2009’da Nâzım Hikmet’in Türk vatandaşlığından çıkarılmasına ilişkin 25 Temmuz 1951 tarihli kararı yürürlükten kaldırdı.

Karar 10 Ocak 2009’da Resmî Gazete’de yayımlandı.

Böylece Nâzım Hikmet, vatandaşlıktan çıkarılmasından 58 yıl sonra yeniden Türk vatandaşı oldu.

Nâzım Hikmet artık hayatta değildi.

Türkiye’ye dönme fırsatı da olmamıştı.

Ama doğduğu ülkenin vatandaşlığı, ölümünden yaklaşık 46 yıl sonra kendisine yeniden verildi.

Ve 6 Ekim 2005, bu uzun hikâyenin son bölümünü başlatan tarihlerden biri olarak kayıtlara geçti.

Not: Görsel yapay zekâ ürünüdür.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiPolitikaRusya
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale GKRY tahriklerini sürdürüyor
Sonraki Makale İstanbul nasıl kurtuldu?

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

ManşetSerbest Kürsü

İhracat ve turizmde kayıp yıl

Yıldırım Aktuğan
5 Ekim 2026
ManşetSerbest Kürsü

Suçun kaynağı neresi?

Mustafa Böğürcü
5 Ekim 2026
ManşetSerbest Kürsü

Türkiye’ye “giremeyen” virüs

Alper Eliçin
5 Ekim 2026
GünlükManşet

İstanbul nasıl kurtuldu?

Medya Günlüğü
5 Ekim 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

imunify-bot-check
Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?