Dijital ile insan arasındaki ilişki tam bir sahip-köle tarzına döndü.
İç dünyamız terk edilmiş eski zaman şehirleri kadar sessiz ve renksiz.
Tuhaftır, teknolojik olarak birbirimiz ile çok yakınız ve sımsıkı bağlıyız. Ama sosyal izolasyon adeta bir pandemi gibi her tarafı sarıyor.
Evde, işte, sokakta, uykudan hemen önce, hatta kalabalık caddelerde araç kullanırken bile gözlerimiz ekranda. Beğeni, yorum, mesaj ve davet bekliyoruz.
Parmaklarımız, gözlerimiz ve beynimizin haz merkezi aralıksız bir döngüde meşgul; ekranın o yapay ışığı asla kararmıyor.
Ancak yetişmekte zorlandığımız bu ekran trafiği, acı bir gerçeği gizlemeye yetmiyor.
Yalnızız.
Bedenlerimizi ve ruhlarımızı sarsan salgınlardan bile daha derin bir tahribat yaratan bu modern yalnızlık, insanlığı köklerinden koparıyor.
Teknik olarak her an ulaşılabilir durumdayız, fakat duygusal olarak tarihin hiçbir döneminde olmadığımız kadar uzak ve kimsesiziz.
Hepimiz kendi kuru duygu çölümüzde bir vaha arıyoruz.
Kalabalıkta kaybolan sesler
Çözüm, ajandalarımızı kalabalık sosyal etkinliklerle doldurmak değil.
Konuşsak bile bizi duyan yok. Bir arada olduğumuz ve aynı masayı paylaştığımız insanların bile gözleri ekranlarda, beyinleri dijital evrende, kulakları ise kısmen bizde.
Peki, gerçekten dinliyorlar mı?
Pek değil.
Bu dijital kölelik hali, insanı ruhsal bir çöküşe sürüklüyor.
Çözüm?
İnsani bir dengeye ulaşmanın biyolojik ve ruhsal bir formülü var.
Birlikte iyileşmek.
Biyolojik formül
Güvenli bir bağ kurduğumuzda, birine içtenlikle sarıldığımızda veya sadece göz temasıyla derin ve samimi bir sohbet gerçekleştirdiğimizde beynimiz oksitosin salgılar.
Bu güçlü bağ hormonu stresi düşürür, kalbi korur ve korkuyu hafifletir.
Beynimiz milyonlarca yılda evrimleşti. Bu süreçte, yalnızlığı en korkunç tehditlerden birisi olarak kodladı ve buna göre tepkiler geliştirdi.
Yalnızlık kalıcı hale geldiğinde beden stres hormonu salgılamaya başlar.
Geriliriz.
Korkarız.
Buna direnmek için tek çaremiz var; birlikte iyileşmek.
Güven duygusunu paylaştığımız bir insanın ses tonu, yüz ifadesi ve sözleri sinir sistemimize bir kelebek dokunuşu gibi etki yapar.
Kendi başımıza üstesinden gelemediğimiz sıkıntı, bir insanın sevgi ve saygı dolu varlığı sayesinde çok kolayca geçer.
Görülmek ve kabul edilmek
Ruhumuz ne zaman iyileşir?
Dijital maskelerimizi atıp, insan kimliğimizle “ ben buradayım” dediğimiz cesur anlarda toparlanmaya başlarız.
Bir başkasının gözlerinde, acımızı, neşemizi ya da yalnızlığımızı anladığını ifade eden bakışlar gördüğümüzde “ Evet. Ayaktayım. Yalnız değilim” diyebiliriz.
Bu birkaç sözcük ruhumuzu ezen yükü kaldırır.
İyileşme süreci, başkalarının sorunlarına çare bulmaya çabalarken hız kazanır. Zor durumdaki birisine yararlı olmak sosyal izolasyonun duvarlarını yıkar.
Ekranlardaki dijital hapishaneden çıkış, büyük çabalar gerektirmez.
Bu döngüyü kırmak için;
Birlikte iyileşmek için..
Telefonları kısa bir süre de olsa bir tarafa bırak.
Göz teması kur.
Karşında konuşanı içtenlikle dinle.
Ruhunla ve bedeninle ona dön.
Dijital kalabalıklarda kaybolmak yerine, birbirimizin gözlerinde insan kalmayı seçebiliriz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
