Bir insanlık dramı olan açlık yeniden uç vermeye başladı.
İnsanlığın bilimde, teknolojide, üretim kapasitesi ve kalitesi bağlamında tarihinin en ileri dönemlerini yaşadığı günümüzde, birçok coğrafyada milyonlarca çağdaşımızın hâlâ bir öğün yemeğe ulaşma ve hayatta kalabilme mücadelesi vermesi acı bir gerçek.
Norveçli yazar Knut Hamsun, 20. yüzyılın unutulmaz romanı “Açlık”ta bireyin açlık ve sefalet karşısındaki travmatik çaresizliğini anlatmıştı. Yazarın bireysel dramı, bugün milyonları etkileyen bir insanlık trajedisine dönüşmüş durumda.
Açlığın yalnızca ekonomik veya gıda üretimine ilişkin bir sorun olmadığı, aynı zamanda insanlığın vicdanını ve adalet anlayışını sınayan küresel bir sorumluluk olduğu ortada.
Gıda krizi
Birleşmiş Milletler verilerine göre dünya nüfusunun yaklaşık onda biri açlıkla karşı karşıya. İki milyardan fazla insan ise yeterli ve güvenli gıdaya düzenli biçimde erişemiyor.
Nitekim Birleşmiş Milletler projeksiyonları, dünyada giderek daha fazla insanın açlık ve ciddi gıda güvensizliğiyle karşı karşıya kaldığına işaret ediyor.
Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı (WFP), dünyanın birçok bölgesinde milyonlarca insanın ciddi gıda güvensizliği ve açlık riskiyle karşı karşıya bulunduğuna dikkat çekiyor. Özellikle çatışmaların yaşandığı bölgelerde insani yardım ihtiyacı giderek büyüyor.
Sudan, Güney Sudan ve Somali’nin yanı sıra Yemen ve Gazze’de de açlık ve ciddi gıda güvensizliği, geniş kitlelerin yaşamını tehdit eden boyutlara ulaşmış durumda.
Açlık eğrisi
Uluslararası toplumun hassasiyeti ve insani yardım kuruluşlarının olağanüstü gayretiyle küresel açlık eğrisi bir dönem gerileme eğilimi göstermişti.
Ancak açlık istatistikleri son on yılda yeniden tırmanışa geçti. Savaşlar, iç çatışmalar, ekonomik kriz ve zayıf yönetişimin yanı sıra doğal afetler ve kitlesel göçler küresel üretim ve tedarik zincirlerini zayıflatırken, COVID-19 pandemisi de bu gidişatı daha da ağırlaştırarak gıda krizini derinleştirdi.
Pandeminin küresel açlık ve gıda güvensizliği üzerindeki etkisinin uzun yıllar devam edeceği değerlendiriliyor.
Yüz milyonlarca insan kronik açlıkla karşı karşıya bulunuyor. Çok daha geniş bir kesim ise yeterli ve sağlıklı beslenme imkânından yoksun.
Yaklaşık üç milyar insanın sağlıklı beslenme maliyetini karşılayamadığı tahmin ediliyor.
En büyük korku, gıda krizi, açlık ve kıtlığın salgın hastalıklar ve çatışmalarla birleşerek kitlesel ölümlere yol açması.
Özellikle Afrika Boynuzu gibi kırılgan coğrafyalarda milyonlarca çocuk yetersiz beslenmenin tehdidi altında.
Açlığın bedeli yalnızca bugünün kayıpları ve çocuk ölümleriyle sınırlı değil. Yetersiz beslenme; çocukların bağışıklık sistemini, fiziksel gelişimini, eğitim hayatını ve gelecekteki üretkenliğini de etkiliyor. Bunun uzun vadede yaratacağı gizli maliyetin, bugünkü tahminlerin çok ötesine geçmesi bekleniyor.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO), akut yetersiz beslenmenin özellikle çocuklarda ölüm riskini ciddi biçimde artırdığına ve yetersiz beslenmenin etkilerinin uzun yıllar, hatta nesiller boyunca sürebileceğine dikkat çekiyor.
Gıda israfı
Her şeye rağmen dünyada açlığı kaçınılmaz bir kader yapan mutlak bir gıda kıtlığından söz edemeyiz. Sorunun önemli bölümünü savaşlar, yoksulluk, zayıf yönetişim, iklim kaynaklı afetler ve gıdaya erişimdeki adaletsizlik oluştururken, gıda kaybı ve israfı da önemli bir sorun olarak karşımıza çıkıyor.
Tüketim toplumlarında her gün büyük miktarlarda gıda israf ediliyor.
Birleşmiş Milletler verilerine göre her yıl üretilen gıdanın yaklaşık üçte biri kayboluyor veya israf ediliyor. Bu durum yalnızca ekonomik bir kayıp yaratmakla kalmıyor; aynı zamanda milyonlarca insanın yeterli gıdaya erişemediği bir dünyada ciddi bir adaletsizlik oluşturuyor.
Çare
Uzun vadede çözüm belki de yalnızca daha fazla gıda üretmek değil aynı zamanda savaşları önlemek, barışı ve istikrarı güçlendirmek, çiftçiyi ve sürdürülebilir tarımı desteklemek, gıda kayıplarını ve israfını azaltmak, kaynakları daha adil paylaşmak ve insani yardımı siyasi hesapların dışında tutmak olmalı.
Birleşmiş Milletler’in 2030 “Sıfır Açlık” hedefi, hâlâ ulaşılması gereken büyük bir insanlık projesi olarak önümüzde duruyor. Fakat bu insani hedefe yalnızca hükümetlerin ve uluslararası kuruluşların çabasıyla ulaşmak güç görünüyor. Devletlerin, şirketlerin, toplumların ve bireylerin aynı vicdani sorumluluğu paylaşması kaçınılmaz.
Gelir düzeyi ne olursa olsun tüm ülkelerin, insanlığın bekasını ilgilendiren bu küresel tehlike karşısında dayanışma içinde sorumluluk üstlenmesi beklenir.
Unutmamalı ki açlık ve kıtlık, yalnızca bir gıda sorunu değil; aynı zamanda insan hakları, adalet ve dayanışma sorunudur.
Belki de medeniyetin gerçek ölçüsü, insanlığın ne kadar ürettiği değil, ürettiğinin ne kadarını adil biçimde paylaşabildiğidir.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
