Çoğumuz futbolla ve spor medyasıyla yatıp kalkıyoruz ama 21 Ağustos’un Türkiye’de spor gazeteciliğinin kurucusu kabul edilen Namık Sevik’in ölüm yıl dönümü olduğunu, hadi sporseverler neyse de, genç muhabirlerin belki de hiçbiri bilmiyordur.
Ama bilmemeleri belki de daha hayırlı çünkü Sevik’in gazeteciliği ile kendi gazetesi Milliyet dahil bugünkü Türk spor medyasının en küçük bir ortak yönü yok.
1986 yılının Nisan ayında girdiğim Milliyet’in Cağaloğlu’ndaki binasında çok görsem de Sevik’le tanışmadım. Müthiş bir koşturmacının yaşandığı Spor Servisi’ne uğradığımda masasında ciddi ve biraz da asık yüzle oturduğunu hayal meyal hatırlıyorum. Bir de çalışanların ondan çekindiği aklımda kalmış.
Evet, belki kendisiyle tanışmamıştım ama çocukluktan beri Milliyet okuduğum için o yıllardaki pek çok kişi gibi iddialı spor sayfasını yakından takip ediyordum. Zaten o zamanlar Milliyet’in bir adı da “arkadan okunmaya başlayan gazete”ydi çünkü spor sayfası en arkadaydı. Siyaset haberlerinde ağırlığı ve prestiji tirajının çok ötesinde olan Milliyet, efsane kadrosuyla spor haberlerinde de bir numaraydı. O nedenle spor haberleri için alanlar gazeteyi hemen arka sayfasından okumaya başlardı.
Bu gelenek hatırladığım kadarıyla 2000’li yıllarda, arka sayfaya reklam alınması kararıyla, yani para için terk edildi.
Ama daha da önemlisi, ölümünden tam 40 yıl sonra gelinen noktada hem Milliyet hem de diğerleri için “Namık Sevik gazeteciliği”nin yerini “okut da nasıl okutursan okut” gazeteciliği aldı. Bir avuç deneyimli, ciddi ve ilkeli gazeteci dışında artık etik değerler umursanmıyor, doğru dürüst haber yazmasını bile bilmeyen muhabirler takip etmekle sorumlu oldukları futbol takımlarını sosyal medyada ölümüne savunmaya utanmıyor.
Türkiye’de spor gazeteciliğinin nereden nereye geldiğini anlatan çok taze çarpıcı bir örnek var.
Fenerbahçe-Lyon karşılaşmasının ardından X’te yapılan bir paylaşım çok konuşuldu.
Paylaşımda eleştiri konusu olan ve dalga geçilen kişi genç kuşaktan bir Fenerbahçe muhabiri.
Bu satırların onu savunmak için yazıldığını düşünecekler için baştan söyleyeyim, kendisini tanımıyorum, sadece sosyal medyada önüme düşen haberlerini biliyorum ve tarzından kesinlikle hoşlanmıyorum. Benim gözümde, birbirlerine tek yumurta ikizi gibi benzeyen “amigo” muhabirlerden biri.
Bu konuyu netleştirdik, peki yukarıdaki paylaşım neden çarpıcı?
Çünkü ortalama bir taraftarın gözünde muhabir izlemekle görevli olduğu takımın taraftarı olmak zorunda, gol atınca havalara uçmalı, gol yiyince karalar bağlamalı.
Ama bu beklenti için taraftarları suçlayamayız. Bu durumun tek sorumlusu “yeni nesil” spor muhabirliği.
Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray ya da Trabzonspor fark etmiyor, son 10-15 yılda izlemekle görevli olduğu kulübün cengaverliğini yapma modası inanılmaz popüler oldu. Özellikle sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla genç muhabirler ağzından köpükler saçan fanatik taraftarlara döndü. Gazeteciliğin bütün kurallarını ayaklar altına alan bu tarz, kulüplerinin haklarının medyada yeterince savulmadığını düşünen taraftarların hoşuna gitti. Onların hoşuna gittikçe, o muhabirlerin sosyal medyadaki takipçi sayısı arttı, arttıkça iyice azgınlaştılar. Tabii bir de, aralarında sosyal medyadaki gücünü ve etkisini kullanarak “akçalı işler” peşinde koşanlar var.
Bu ucube tarza istediğiniz adı verebilirsiniz ama gazetecilik diyemezsiniz.
Biraz hamasi olacak ama işte o nedenle, Namık Sevik yaşasaydı, bu tarz sözde muhabirler bırakın o günkü Milliyet ya da benzeri ciddi bir gazetenin spor servisinde çalışmak, kapısından bile geçemezdi. Çünkü rahmetli herhalde onları sopayla kovalardı.
***
Geçen hafta bu konuyla bağlantılı bir olay daha yaşandı: Ankara’daki Gençlerbirliği maçında dört yaşındaki Göktuğ Alımcı Fenerbahçe forması nedeniyle tribün magandaları tarafından neredeyse saldırıya uğruyordu ki Komiser Yardımcısı Uğur Yurduseven yardımına koştu.

Ekran görüntüsü Bein Sports’dan alınmıştır
Göktuğ’un Lyon maçı öncesi kulübe davet edilmesiyle ilgili görüntüleri izlerken iki an dikkatimi çekti. Birincisi, ağzında hâlâ emzik olması. İkincisi, maç öncesi stadyumu Komiser Yardımcısı Yurduseven’in kucağında gezerken onu sevgiyle yanaklarından öpmesi.
Bu olayla yukarında anlatılanların ne ilgisi var diye soracak olursanız…
Bazılarının emzikli bir çocuğun formasını çıkartacak kadar gözünün dönmesinin asıl sorumlusu, tirajdan başka bir şey düşünmediği için yıllardır kasıtlı olarak benzine ateş döken ve tribünlerde düşmanlık körükleyen spor medyasıdır da ondan.
Kimdir?
1926 yılında İstanbul’da doğan Namık Sevik, gazeteciliğe 1950 yılında Son Saat gazetesinde başladı. Spor gazeteciliğinin gelişmesi konusunda çalışmalarda bulundu. İstanbul Ekspres ve Akis dergisinde, Milliyet gazetesinde spor yazarı ve yönetici olarak görev yaptı. Türkiye Spor Yazarları Derneği’nin (TSYD) kurucuları arasında yer aldı, dernekte 1965-1970 yılları arasında genel başkanlık görevinde bulundu. Milliyet’te yayınlanan “Türk Spor Raporu” yazısıyla sporun sorunlarına ışık tuttu. Uzun süre Milliyet’te spor sorumlu müdürü olarak görev aldı. Gazetelere spor sayfasını kavramını getiren kişi olarak biliniyor. 21 Ağustos 1986’da hayatını kaybetti.
İlgili yazı:
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
