Cuma, 21 Ağu 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Köşe YazılarıManşet

Musk’ın “dünya artık şirketlerin” itirafı

Metin Duyar
Son güncelleme: 21 Ağustos 2026 07:54
Metin Duyar
Paylaş
Paylaş

Elon Musk, geçen hafta The Economist’e verdiği röportajda dikkat çekici bir öngörüde bulundu: Teknolojik altyapı kontrolü, ekonomik güçten jeopolitik güce dönüşebilir.

Bu cümle ilk bakışta sıradan bir gelecek tahmini gibi duruyor. Ama aslında bir itiraf niteliği taşıyor, çünkü söz konusu dönüşüm gelecekte olacak bir şey olmaktan çok, şimdiden gerçekleşmiş bir durum. SpaceX, küresel uydu fırlatma pazarının yaklaşık yüzde 90’ını elinde tutuyor. Starlink, savaş bölgelerinden Afrika’nın uzak köylerine kadar pek çok devletin haberleşme altyapısının ayrılmaz bir parçası. xAI’nin veri merkezi kapasitesini 2027’ye kadar yedi kat artırıp 10 gigavata çıkarma planı, tek bir şirketin enerji tüketiminin küçük bir ülkeninkiyle yarışacağı anlamına geliyor. Bu, ekonomik büyüklükten öte, devletlerin temel işlevlerini özel bir şirketten satın almaya başladığı bir tablo.

Bunu en iyi tarif eden kavram “kiralık egemenlik”. Uzay taşımacılığı, uydu iletişimi, yapay zekâ altyapısı; tarihsel olarak devletin ya doğrudan yürüttüğü ya da sıkı denetlediği alanlar, bugün tek bir şirketin abonelik modeliyle sunduğu bir ürüne dönüşmüş durumda. Bir ülke Starlink’e bağımlı hale geldiğinde, o ülkenin haberleşme egemenliğine fiilen Teksas’taki bir şirketin sunucu odasında karar veriliyor.

Diplomasi çevrelerinde bu dönüşümün farkında olanlar var. Türkiye’nin eski NATO büyükelçilerinden Tacan İldem’in geçen aylarda yaptığı bir değerlendirme, meseleyi net biçimde özetliyor: Ekonomik araçların yaptırım, ihracat kısıtlaması ve teknoloji ambargosu biçiminde birer silaha dönüşmesiyle, şirketler artık jeopolitik rekabetin doğrudan içine çekiliyor. Yapay zekâ, kuantum teknolojileri, uzay altyapıları artık ticari üründen çok, stratejik varlık kategorisinde değerlendiriliyor.

Burada Marksist analiz için asıl ilginç olan nokta, bu gücün nereden geldiği. Musk’ın imparatorluğu, geleneksel anlamda bir üretim tekelinden çok, kritik altyapının mülkiyetinin merkezileşmesi üzerine kurulu bir güç biçimi. Fabrikayı elinde tutan kapitalist, işçinin emek gücünü satın alır; altyapıyı elinde tutan bugünün teknoloji sermayedarı ise devletin egemenlik alanını kiralık bir hizmete çeviriyor. Bu, klasik sömürü ilişkisinin ölçeğini devlet düzeyine taşıyan yeni bir birikim biçimi.

Bunun tarihte hiç örneği yok değil. On yedinci ve on sekizinci yüzyılda İngiliz Doğu Hindistan Şirketi de benzer bir yol izlemişti: Kendi ordusunu kuran, para basan, savaş ilan eden, koca bir kıtayı fiilen yöneten bir ticaret şirketiydi. Şirket devletin yerine geçmemişti; devletin işlevlerini kendi bünyesinde topluyor, kâr amacıyla yönetiyordu. Bugünkü teknoloji imparatorlukları, ordu kurmuyor ama uydu ağı kuruyor; vergi toplamıyor ama abonelik ücreti alıyor. Araç farklı, mantık aynı: Kamusal işlevin özel sermaye tarafından ele geçirilmesi.

Gazeteci Ben Tarnoff ile tarihçi Quinn Slobodian’ın bu yılki ortak çalışması, bu olguya “Muskismus” adını veriyor: Dijital altyapıya bağımlılık ve jeopolitik güç ilişkileri etrafında şekillenen yeni bir düzen. Yazarlara göre Musk’ın vaat ettiği “bağımsızlık” aslında yeni bağımlılıklar üretiyor; bireyler ve devletler teknolojik özgürleşme söylemiyle ikna edilirken, gerçekte tek bir şirketin altyapısına daha sıkı bağlanıyor. İdeoloji burada tam da Marksist anlamda işliyor: Gerçek bağımlılık ilişkisi, özgürlük söyleminin arkasına gizleniyor.

Bu tablonun kimin sırtından yükseldiğini görmek için Memphis’e bakmak yeterli. Musk, burada yapay zekâ veri merkezine elektrik yetiştirmek için ruhsatsız bir enerji santrali kurdurdu; bölge sakinleri artan hava kirliliği ve elektrik faturalarıyla baş başa kaldı. ABD’de 2020’den bu yana hane elektrik faturaları altı kattan fazla arttı; enerji şirketleri 2025’te 31 milyar dolarlık rekor bir tarife artışı talep etti. Goldman Sachs analistleri, veri merkezi yoğunluklu bölgelerde tüketici elektrik enflasyonunun 2027’ye kadar yeniden yüzde 6 artacağını öngörüyor. Yapay zekâ altyapısının kârı teknoloji şirketlerinde toplanırken, artan enerji maliyetinin faturası doğrudan emekçi hanelere kesiliyor. Bu, klasik artı değer sömürüsünün ötesinde, üretim sürecinin dışsallıklarının toplumsallaştırılması; kâr özelleşirken, çevresel ve toplumsal maliyet kamuya, yani en çok da düşük gelirli hanelere yıkılıyor.

Musk’ın kendisi de bu gücün tehlikesinin farkında görünüyor, en azından söylem düzeyinde: Büyük gücün kendi başına kötü olmadığını, nasıl kullanıldığının belirleyici olduğunu söylüyor. Ama bu, gücün kendisinin yapısal sonucunu görmezden gelen bir savunma. Bir şirketin dünyanın haberleşme, uzay ve yapay zekâ altyapısının kritik bir kısmını elinde tutması, “iyi niyetli kullanım” ile çözülebilecek bir mesele olmaktan öte; asıl mesele, denetimsiz ve hesap verilebilirlikten uzak bir güç yoğunlaşmasının kendisi.

Sonuçta ortaya çıkan tablo şu: 20. yüzyılda egemenlik, toprak ve ordu üzerinden tanımlanıyordu. 21. yüzyılda ise bir ülkenin gerçek egemenliği, kendi verisinin, uydusunun ve yapay zekâ altyapısının kaç şirkete, hangi koşullarla bağımlı olduğuyla ölçülüyor.

Musk’ın öngörüsü doğru; sadece söylediğinden çok daha önce ve çoğu insanın fark ettiğinden çok daha derinde gerçekleşmiş bir öngörü.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiEkonomi
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
YazanMetin Duyar
Takip et:
Orta Doğu siyaseti, insan hakları ve ekonomi-politik alanlarında çalışan akademik bir yazar olarak, toplumsal eşitsizliklerin yapısal nedenlerini irdeleyen metinler kaleme almaktadır. Yazılarında yalnızca güncel gelişmeleri değil, bu gelişmelerin tarihsel ve kuramsal arka planını da analiz eder. Devlet, yurttaşlık ve adalet kavramlarını ele alırken; baskı rejimlerinin ideolojik işleyişini ve insan haklarının nasıl ihlal edildiğini sorgulayan eleştirel bir bakış açısı sunar. Medya Günlüğü’ndeki yazılarında, okuyucuyu gündemin ötesine taşıyan bir düşünsel derinlik ve tutarlı bir perspektif hedeflenmektedir.
Önceki Makale Zaharova: “Açıklama bekliyoruz”
Sonraki Makale Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

GünlükManşet

Prof. Dr. Gülten Kazgan hayatını kaybetti

Medya Günlüğü
21 Ağustos 2026
GünlükManşet

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
21 Ağustos 2026
Köşe YazılarıManşet

Namık Sevik o “muhabirleri” sopayla kovalardı!

Cenk Başlamış
21 Ağustos 2026
GünlükManşet

AfD Berlin’i zorluyor

Medya Günlüğü
21 Ağustos 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?