Sosyal medyada isimler üzerinden kısır tartışmalar sürerken, gerçek nedenler yine göz ardı ediliyor.
Önce Fenerbahçe’yi tanımlayalım:
Statüko ile barışık bir takımken 3 Temmuz 2011’de bu durum değişti. Haksızlık olduğu devlet tarafından da kabul edilen kumpasın hafızasında büyük yara açtığı taraftar artık kimseye güvenmiyor.
12 yıldır sistemli bir şekilde “şampiyonluklarının” saha dışında kaybettirilmesi bu duyguyu perçinledi.
Fenerbahçe artık bir spor kulübü olmanın ötesine geçti, sporu kaynak alan sivil toplum organizasyonu; birçok konuda ana akım fikirlerin tersine fikirler üretip sahipleniyor.
Bu sadece anlayış değişikliği değil yaşam görüşü üretmek.
Hangi fikirden FB’liye sorsan Fetö’ye ilk başkaldıran olmaktan, çatısındaki Atatürk yazısından, diğer kulüpler gibi siyasete yanlamamaktan, sattığı futbolcuların Fenerbahçe’ye karşı aslanlar gibi top oynamasından mutlu olur. Bunlarda ne bir kupa ne de sportif başarı var; siyasi içerik taşımayan bir yaşam anlayışını ifade ediyor.
Ancak taraftar ortak aklında gerçekleşen değişim maalesef yönetime ulaşamadı, taraftar gazı almak için yapılan birkaç açıklama hariç anlam bulmadı.
Öyle olunca da yönetim ile taraftar arasındaki mesafe giderek açıldı.
Oy devşirmeye, ahbap çavuş ilişkilerine dayalı Fenerbahçe Kongresi çürüdü. Elbette çok iyi insanlar ve Fenerbahçeliler var ama azınlık olmaktan kaynaklanan zaafiyet çeşitli yollarla istismar edildi. Birçok defa irade manipüle edildi.
Yine sportif başarıdan ve isimden bağımsız, Fenerbahçe taraftarı liyakat, gençlik, enerji, mücadele, formaya bağlılık istiyor.
Yönetimin yancısı kontenjanından hoca, hocanın yancısı kontenjanından futbolcu istemiyor.
Ben 3 Temmuz 2011’de Aziz Yıldırım’la yaşadığım amaç birliğini şimdi hissetmiyorum çünkü biz değiştik ama o ve kongre aynı kaldı.
Bu basit bir şey değil, bu ortamın yarattığı “lideri olmayan organizasyon” Fenerbahçe’yi parçalanmaya, kaosa ve manipülasyona açık hale getiriyor çünkü yönetimin -buna Ali Koç dönemi de dahil- politikaları taraftarda karşılık bulmuyor, kongrenin de artık bunu çözme yetkinliği yok. Kendimizi tekrar ediyoruz.
Sonuç olarak; taraftarın dinamizmini ve yenilenmesini iktidara taşıyacak bir reform lazım, bence o da ucuz üyelik ve aynı yıl oy hakkı veren Bayern Münih modelidir. Şirketleşmeyen anonim sahipli kulüpler için değişimi sürekli yönetime taşıyan dinamik üye yapısı şarttır. Yoksa 21. yüzyıl bir sivil toplum örgütü Orta Çağ yönetim anlayışı ile yönetilir -ki Ali Koç da öyleydi- ve yaşananlar öğrenilmiş çaresizliğe dönüşür.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
