Ankara’nın yazısız kuralıdır, arafta kalan siyasetçi eninde sonunda yere çakılır. İki sandalyeye birden oturamazsınız, düşersiniz.
Özgür Özel’in Meclis’teki 10 Ağustos 2026 oturumunda, “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” için icat ettiği “kurumsal evet, bireysel serbestlik” ifadesi de tarihe doğrudan bir fiyasko olarak geçecektir.
Ortada ne ilkeli bir duruş var ne de iktidarı gerçekten zorlayan rasyonel bir akıl. Sorumluluğun altına giriyormuş gibi yapıp faturadan kaçma çabasından başka bir anlamı olmayan bir açıklama bu. Özel ve partisinin A takımı “tarihsel sorumluluk” diyerek metne kurumsal olarak onay veriyor ama iş oylamaya gelince vekillere, “Kendi ilinizde seçmene nasıl hesap verecekseniz ona göre takılın” deniliyor. Bunun Türkçesi açık: “İşler yolunda giderse barışı güya biz getirdik deriz, sarpa sararsa ‘bizim çocuklar zaten hayır demişti’ deyip sıyrılırız.”
Koca siyaset kurumu maalesef bu kadar ucuz bir “kaçış stratejisini” kaldırmaz.
Zaten tabanda anında duvara tosladı bu kurnazlık. Sosyal medyadaki o kıyamete sadece “tepki” deyip geçmek saflık olur, basbayağı, resmen bir güven iflası yaşanıyor. Özel’in o “barışın önünde durmayacağız” retoriği, kamuoyunun çok geniş bir kesimi tarafından dümdüz iktidarın yörüngesine girmek, hatta amiyane tabirle “kucağına oturmak” olarak okundu. Ankara’nın ciğerini ve siyasi genetiğini bilenler için bunlar tesadüf değildir, net bir mesajdır. Tepkiler büyüyünce bir de “fezleke tehdidi yüzünden bu oyu verdiler” lafları dolaşıma sokuldu ki, masadaki zafiyetin tuzu biberi oldu. Bir kere o “baskıdan korkup boyun eğen lider” boyası üstünüze bulaştı mı, kazıyamazsınız.
Parti içine bakıyorsunuz, evlere şenlik bir tablo var. En az 30 vekil çıkıp açıkça “hayır” cephesine savruluyor. Sonra buna “demokrasi şöleni” diyecekler. Ne demokrasisi? Basbayağı yönetim zafiyeti, otorite boşluğudur bu. Liderin ana stratejide “evet” dediği yerde vekilin “hayır” demesi sizi demokrat yapmaz, fiili olarak bölünmüş, pusulasını yitirmiş bir tabela partisi yapar.
İşin en vahim yanı ilkesel boyutu. Aylarca kürsülere çıkıp “Güvenlikçi politikalar yetmez”, “Demokratikleşme adımları hani?”, “Metni bizden gizliyorsunuz” diye bağır çağır, sonra tasarı Meclis’e gelince, o devasa demokratikleşme eksiklerini, kayyum garabetini, AİHM kararlarının etrafından dolanılmasını yut, sırf “silah bırakma” ambalajı üzerinden metne onay ver. Sonra da kalk buna “tarihsel tutarlılık” de. Kefil olmadığın, mutfağında bulunmadığın, içeriğine itiraz ettiğin bir metne gözü kapalı “evet” demek, asıl savunulan o itirazın kendisine ihanettir.
Türkiye’nin yakın tarihi, somut güvencelerden yoksun o altı boş “barış” rüzgârlarının nasıl çabucak yeni bir statüko ve af inşasına dönüştüğünü gösteren örneklerle doludur. İktidarın her safhasını kendi tasarladığı, MGK tahkimiyle çerçevelediği bir düzene sorgusuz sualsiz dahil olursan, elindeki tek gücü, yani meşruiyet kartını Külliye’ye altın tepside sunmuş olursun. “Biz iktidara değil, millete güveniyoruz” diyerek topu taca atmakla da bitmiyor iş. Şehit ailelerinin, gazilerin ve milliyetçi seçmenin taşıdığı o haklı güvensizliği silmeye yetmez bu laflar. Eğer mesele sandık ve Kürt oylarına talip olmak ise, bu kesimlerin de sandıkta oyu olduğunu hatırda tutmak lazım.
Şunu da atlamayalım, ülkede siyaset her gün otoriterleşirken, demokrasi hemen her gün ayrı bir rafa kaldırılırken, çözümü ancak tam ve eksiksiz bir demokrasiyle mümkün olan böyle derin, yapısal bir sorunu alıp, tamamen güvenlikçi elitin inisiyatifine bırakıyorsunuz. Güvenlik bürokrasisinin insafına terk ediliyor koca mesele. Aslında buna en başta Kürt siyasetinin şiddetle karşı çıkması gerekirken, devletin tüm renkleriyle iş birliği halinde sahnelenen bu yanılsamaya, onların da neden ve nasıl kapıldığını görmemiz gerekiyor. İşin asıl ilginç tarafı da burası.
Uzatmayalım, siyaset netlik ister. Ya masaya o demokratik şartlarınızı koyup aslanlar gibi “Hayır” derdiniz ve süreci gerçekten zorlardınız ya da sorumluluğu tam olarak üstlenip sürecin gerçek bir aktörü olurdunuz. Özgür Özel ve partisinin bulduğunu zannettiği bu Şark kurnazı “orta yol”, hem partinin kendi içini çatlattı hem de muhalefetin iktidar karşısındaki direncini sıfırladı.
Siyasette kaçak dövüşenlerin tarihe yazacak kendi hikayeleri olmaz; günün sonunda sadece başkalarının hikayesinde piyon olurlar.
Fotoğraf: Yeni Parti X hesabı
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
