Özgürlük ve toplumsal yaşamın sınırları üzerine yeniden düşünmemiz gerekiyor. Özgürlük nedir? Sınırları var mıdır? Sınırları varsa nerededir? Bu sınırları kim koyar, kim kaldırır? Herkes aynı derecede özgür müdür ve olabilir mi? İyi de özgürlüğün dereceleri de mi var?..
Bu sorular sorulmamış ve bunlara çeşitli cevaplar bulunmamış değildir. Ancak, her dönem bu soruların yeniden sorulması ve bambaşka cevaplara ulaşılması gerekmektedir. İşte şimdi tam bu noktadayız.
Geçenlerde bir toplantıda biriyle tanıştırıldım. Uzun boylu, iri yarı, kocaman simsiyah sakalları olan bir genç adam. Otuzlu yaşlarında olmalı. İsmi bu yazı için Fatih olsun. Elimi uzattım ve “Tanıştığımıza memnun oldum Fatih Bey” dedim. Kendisi beni hemen düzeltme ihtiyacı hissetti nedense ve dedi ki, “Yalnız ben kendimi bey olarak tanımlamıyorum.”
Öylece kalakaldım. Ne diyeyim peki dedim.” Fatih deyin” dedi. Ben hayatımda ilk kez gördüğüm, yeni tanıştığım insanlara özel isimleriyle hitap etmem ve bu insanların bana da özel ismimle hitap etmelerini istemem dedim. Yüzünde alaycı bir gülümseme ile “Yavaş yavaş, alışacaksınız” dedi. Bu son cümleyi sarf etmeseydi belki konu orada kapanacaktı. Ancak kapanmadı.
Daha sonraki bir buluşmada tekrar hararetlendi. Bu sefer ben dedim ki:
“Bakın siz kendinizi alfabedeki harflerin yetmeyeceği kadar farklı şekillerde tanımlıyorsunuz. Ben nereden bileceğim ve nasıl hitap edeceğim? Bey desem olmuyor, hanım desem olmuyor. O zaman LGTBQ plus dediklerinizden birer göğüs etiketi yaptırın ki bilelim. Genellikle biz, sakalı olanlara erkek, erkeklere de bey deriz. Yeni bir jargon geliştirmek ve herkesi ayrı ayrı yatağında kiminle ne yaptığına göre isimlendirmek istiyorsanız aklıma başka bir şey gelmiyor.“
“Zaten bunun üzerinde çalışıyoruz” diye cevap verdi.
Peki, sordum ve alenen soruyorum:
İlk tanıştığım bir insanın cinsel tercihini bilmek zorunda mıyım? Neden şak diye alnımıza dayayasınız ki bunu? O zaman her tanıştığımız insana önce ‘’Ben heteroseksüel falanım’’, ‘’Ben biseksüel feşmekanım’’ mı gibi olacak? Neden? Bu ayrımcılık olmuyor mu? İnsana inancını sormak ayıp da cinsel fantezilerini sormak ayıp değil mi? Ya da cinsel yönelimini, cinsel tercihini adına ne derseniz. Bana ne yahu? Bize ne? Kime ne? Kim yatağını kiminle paylaşıyor, sokakta yürürken kimin elini tutuyor, kiminle cilveleşiyor kime ne? Devlete ne? Kimse bunlara karışmamalı ama bunlar da insanın, önce insan, kişi olmaklığının önüne geçmemeli.
Şimdi gelelim Gerede’ye…
Gündeme sık sık libidosuyla gelen bir kadın kendisi. Anlaşılan fotoğraflarından çok cinselliğiyle gündeme gelmeyi seviyor. Boynunda bir vibratörü kolye gibi taşıyormuş. Sık sık lazım ediyor herhalde. Çarşıda pazarda, aniden falan, ne bileyim. Olabilir. Taşı ve onunla nerede ne yapmak istiyorsan yap… da herkesin gözüne niye sokuyorsun? Ben senin cinselliğini nasıl yaşadığını, hangi oyuncakları kullandığını niye bileyim? Çoluk çocuk niye bilsin? Sen bunu faş etme ihtiyacını neden duyuyorsun? Ve bu özgürlük mü? Bu tür “mahrem” dediğimiz şeyleri de kamusal alana taşıyarak özgürleşiyor muyuz? Bu konu da gündemden düşünce, ilgiyi üzerine çekmek için atacağın bir sonraki adım ne olacak? Oyuncağını ortalık yerde kullanmak mı?
Hayır, devlet kimsenin peşine ahlak polisi takmasın ve alıp içeri de götürmesin. Olacak şey değil. Ancak ben de senin vibratörünü boynunda taşıyıp, ekranlardan bana göstermenden tiksindim arkadaş. Benim mahrem alanıma girilmiş, bana zorla porno seyrettiriliyormuş gibi hissettim.
“Toplumsal hayat” dediğimiz şey üzerinde uzlaştığımız normlarla sürer. Herkes toplumsal olanla özel alanı ayıran çizgileri ‘’Benim bedenim, benim tercihim, benim vibratörüm…’’ diyerek ortadan kaldırmaya kalkarsa toplumsal hayat da ortadan kalkar.
Not: Görsel yapay zekâyla üretilmiştir.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
